" />
Hani Hırsıza, Arsıza Yer Yoktu?

Hani Hırsıza, Arsıza Yer Yoktu?

ABONE OL
Ekim 10, 2026 13:52
Hani Hırsıza, Arsıza Yer Yoktu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Hani Hırsıza, Arsıza Yer Yoktu?

Hani arınacaktınız!
Arşivimde duran bir gerçeği yeniden paylaşmak istedim. Çünkü bazı gerçekler vardır ki zaman geçtikçe eskimez; aksine, yaşananlar onları yeniden hatırlatır. Dün söylenen sözler, bugün yaşananların aynasına dönüşür.
Ne oldum deme, ne olacağım de!
Fıkra, güldürürken düşündüren kısa bir hayat hikâyesidir. İnsanlar bazen en sıkıntılı anlarında karşısındakine böyle bir hikâye anlatır. Anlatır ki dinleyen, hayatın gerçekleri üzerine düşünsün; hiç kimseyi küçümsemesin ve hiç kimsenin aptal olmadığını anlasın.
İşte böyle bir hikâyeyi yeniden paylaşmak istiyorum.
Adam yok yoksul, perişan. İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak için girmediği delik kalmamış. Suyu biraz kabardığında geldiği yeri unutuyor, özlemlerini hoyratça yerine getiriyor. Suyu aşağı çekildiğinde çevresine gülücükler dağıtıyor; suyu yükseldiğinde ise yanını yöresini darmadağın ediyormuş.
Günler böyle geçerken bir gün şans yüzüne gülmüş. Her gün uğradığı kahvede, kahveci ona bir iş bulmuş. Hem de yöneticilik!
Adam, kahveciye bin bir teşekkür ederek evine gitmiş. Sabahı zor etmiş. Erkenden iş yerine giderek görevine başlamış. İş yeri sahibi, ne yapması gerektiğini anlatmış ve iş yerini kendisine teslim etmiş.
Aradan zaman geçmiş.
Adam değişmiş. Giyimi değişmiş, yaşamı değişmiş, oturup kalktığı mekânlar değişmiş. Kısacası, bir eli yağda bir eli balda yaşamaya başlamış. Yedi göbek ceddine yetecek bir servetin sahibi olmuş.
Ne var ki adam zenginleştikçe iş yerinin sıkıntıları artmış. Her şey ters orantılı gelişmiş. Adamın kazancı, gücü ve gösterişi yükselirken iş yerinin durumu kötüleşmiş.
Yıllar geçmiş.
Bir gün adam doğduğu yeri özlemiş. Özlemini gidermek için arabasına binmiş, basmış gaza. Doğduğu yere varmış. Arabasından hava ata ata inmiş ve ilk kahveye girmiş.
Selam vermiş, bir masaya oturmuş.
“Benden herkese çay!” demiş.
Kahvede oturanlar sesin geldiği yöne bakmış. Gördükleri karşısında şaşkınlığa uğramışlar. Adam, bu şaşkınlığı görünce başlamış hava atmaya. Amacı, insanları ezmek; elde ettiği serveti ve makamı üzerinden kendisini herkesten üstün göstermekmiş.
Yaşlı bir adam toparlanmış ve sormuş: “Ey be adam, sen bu serveti nasıl elde ettin?”
Adamın cevabı kısa ve kaba olmuş: “Sanane lan!”
Tam o sırada iş yeri sahibi içeri girmiş. Bir de ne görsün! Zamanında elinden tuttuğu, iş verdiği, ayağa kalkması için fırsat tanıdığı kişi karşısında duruyor. Üstelik kendi iş yerini namerte muhtaç eden, kendisine emanet edilen imkânları kötüye kullanan kişi!
Bir yaşlı adama, bir de fırsat verdiği adama bakmış ve sonunda patlamış: “Adam sandım, fırsat verdim.
Sen o fırsatı kötü niyetin için kullandın. Kendine güç, servet ve mevki kazandırırken iş yerimi de beni de batırdın. Defol! İş yerimden git!”
Başkalarının emeği üzerine saltanat kuran adam, sesin geldiği tarafa dönmüş. Karşısında, çaresiz günlerinde kendisine sahip çıkan kahveciyi görmüş.
Şaşkınlık içinde kalmış. Gözlerini patrondan ayıramamış. Beyni uğuldamaya başlamış.
Her yanını korku sarmış. Patronun sözleri kulaklarında çınlamış.
Bir anda vücudunu ter basmış ve kusmaya başlamış.
O an anlamış ki mevki, makam ve servet her yerde saygı görmenin garantisi değildir. İnsanın sahip oldukları, onu insan yapmaz; insanlığını nasıl kullandığı belirler.
Ve bilirmiş ki yolun sonu görünmektedir.
KISADAN HİSSE: HANİ SİZ ARINACAKTINIZ?
Şimdi sormak gerekiyor: Hani hırsıza, arsıza yer yoktu? Hani arınacaktınız?
Israrla oturduğu makamı kendisine para, pul ve servet edinme aracı hâline getirenlere neden hâlâ kucak açıyorsunuz?
Dün nasıl bittiyse bugün de öyle biter. Hiç kimse bulunduğu makamı sonsuza kadar elinde tutamaz. Hiç kimse kendisine verilen fırsatları kötüye kullanarak kazandığı gücün sonsuza kadar süreceğini sanmamalıdır.
Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin!
Her makam geçicidir.
Makamın gücünü kendi gücü sananlar, o makamdan indiklerinde dizlerini döverler. Çünkü makam insanı büyütmez; insan, makamı nasıl kullandığıyla büyür ya da küçülür.
Asıl mesele, yanlış yapanın kim olduğu değildir. Asıl mesele, yanlış yapanın kimliğine, yakınlığına, gücüne ve konumuna bakmadan yanlışa karşı durabilmektir.
Eleştiri ve öz eleştiri zamanında yapıldığında, yanlışlar açıkça ortaya konulduğunda ve eleştiri karşılık bulduğunda anlam kazanır.
Yanlışın üzeri örtülür, eleştiren susturulur, sorumluluk taşıyanlar korunursa arınmadan söz edilemez.
Arınma, bir slogan değildir. Arınma, bir irade meselesidir. Arınma, insanın önce kendi kapısının önünü temizlemesi, kendi yanlışlarıyla yüzleşmesi ve kendisine yakın olanın yanlışına da karşı çıkabilmesidir.
Hırsıza, arsıza yer yoksa bunun ölçüsü sözler değil, yapılanlardır!
“BİZ BU ELDEN GİDER OLDUK, KALANLARA SELAM OLSUN!”
Yıllar önce bir fotoğrafın üzerine yazılan bu cümle, okunduğunda burukluk yaratmıştı.
“Biz bu elden gider olduk, kalanlara selam olsun.”
Zaman gösterdi ki bu cümle, kimi zaman korkuya teslim olanın, sevdasını terk ederek mücadeleden kaçanın sözüne dönüşebiliyor.
O fotoğraf hâlâ bir bohçanın içinde saklanıyor. Geçmişin bir hatırası, yaşanmışlıkların sessiz tanığı olarak duruyor.
Ama bizim için mesele, bir fotoğrafın önünde geçmişe ağıt yakmak değildir. Mesele, geçmişin acılarından ders çıkararak geleceği yeniden kurmaktır.
Biz bu elden gidersek sevdamıza sırtımızı dönerek gitmeyiz. Mücadeleden kaçmayız. İnandığımız değerleri terk etmeyiz. Son nefesimize, son gücümüze kadar düşüncemizi, irademizi ve mücadele azmimizi koruruz.
Elbette tarihimizde yaşanmış çok acı, çok zulüm var. Bir lokma ekmeği bile insana zehir eden zalimleri tanıdık. İnsanların umutlarını söndürenleri, emeğini sömürenleri, hak arayanları susturmaya çalışanları gördük.
Ama çıktığımız hiçbir yolu kolayca terk etmedik.
Canımıza saplanan acıları, geleceği kurmanın sorumluluğuna dönüştürdük. Yenilgilerden ders çıkardık, yanlışlarımızla yüzleşmeye çalıştık ve yeniden ayağa kalktık.
Çünkü bizim geleneğimizde yiğitlik, hiç düşmemek değildir. Yiğitlik, düştüğünde yeniden ayağa kalkmak; düşünce diz üstüne çöktüğünde yeniden doğrulmak ve yola devam etmektir.
Bugün de tam böyle bir dönemin içinden geçiyoruz.
NAMUSSUZLUK MİNTANINDA SAKLANIYORSA, O MİNTANI YIRT!
Bugün sözümüz, yalnızca başkalarının yanlışlarını anlatanlara değil; kendi içindeki yanlışlarla yüzleşmek zorunda olan herkese!
Eğer namussuzluk senin mintanında saklanıyorsa, ona yer açma. Onu koruma. Üzerini örtme. Kendi çıkarın, yakınlığın ya da makam hesabın uğruna gerçekleri görmezden gelme.
Yırt o mintanı, at o namussuzu sırtından! Gerçekten arın!
Bu çağrı, kişisel hesaplaşmaların değil, ahlaki ve siyasi bir yenilenmenin çağrısıdır. Birilerini gözden çıkarıp diğerlerini koruyarak arınma olmaz. Arınma, herkese aynı ölçüyü uygulamakla başlar.
Siyasi mücadele, kişilerin makamlarını koruma yarışına indirgenemez. Siyaset; halkın emeğini, alın terini, adalet arayışını ve geleceğe ilişkin umudunu temsil etmelidir.
Makamlar halkın emanetidir. Örgütler kişilerin mülkü değildir. Mücadele, birkaç kişinin servet ve mevki edinmesinin aracı olamaz.
Eğer bir siyasi hareket, kendi içindeki yanlışları görmezden geliyorsa; eleştiriyi düşmanlık, hesap sormayı ihanet sayıyorsa; yanlış yapanı sorgulamak yerine onu korumayı tercih ediyorsa, orada arınmadan değil, çürümeden söz edilir.
Ve çürümenin karşısında susmak, zamanla o çürümenin parçası hâline gelmektir.
Artık birbirimizi tüketmenin değil, yanlışlarımızla yüzleşmenin zamanıdır. Birbirimizi aşağı çekmenin değil, ortak değerlerimiz etrafında birleşmenin zamanıdır.
Anadolu’nun namuslu insanlarıyla omuz omuza vererek yeniden ayağa kalkmanın, bu ülkenin dört bir yanında umudu büyütmenin zamanıdır.
Çünkü bu topraklar, yalnızca geçmişin acılarını taşımıyor. Aynı zamanda emeğin, dayanışmanın, bağımsızlık özleminin ve yeniden doğuş iradesinin de yurdudur.
ŞİMDİ O GÜNLERİN ZAMANI!
Bugün ihtiyacımız olan şey, geçmişin kahramanlıklarını anlatıp bugünün sorumluluğundan kaçma. İhtiyacımız olan, kahramanlıkları yaratan iradeyi yeniden ortaya koymaktır.
Korkuya teslim olmadan, çıkar hesaplarına kapılmadan, kişisel beklentileri halkın çıkarlarının önüne koymadan mücadele etmektir.
Dün yapılan yanlışların üzerini örtmek yerine onları açığa çıkarmak; bugünün yanlışlarını yarına taşımamak; eleştiri ve öz eleştiriyi bir hesaplaşma silahı değil, ortak aklın ve yenilenmenin aracı hâline getirmektir.
Kimse bulunduğu makamı kendisine verilmiş bir saltanat olarak görmemelidir. Kimse halkın, örgütün ya da ülkenin geleceğini kendi geleceğiyle özdeşleştirmemelidir.
Çünkü halkın mücadelesi kişilerin ömründen uzundur. İlkeler, makamlardan değerlidir. Bağımsızlık, kişisel çıkarlardan büyüktür.
Unutmayalım: Bizim geleneğimizde yiğitlik, düşünce diz üstüne çökmek değil; yeniden kalkıp yola devam etmektir.
Düştüğümüzde kalkacağız. Yanlış yaptığımızda kabul edeceğiz. Yanlış yapanı, kim olursa olsun, sorgulayacağız. Umudumuzu kaybetmeden, birbirimizi tüketmeden, dayanışmayı büyüterek mücadelemizi sürdüreceğiz.
Çünkü bizim yolumuz nettir.
Tam bağımsız Türkiye!

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.

" />
" />

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.