MEKİN ŞAHİN
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye siyasetinin en köklü ve kurumsal partisi olmasına rağmen, son yıllarda düzenlenen il kongrelerinin beklenen siyasi canlılığı yansıtamadığı gözlemlenmektedir. Oysa CHP’nin il kongreleri tarihsel olarak sadece örgüt içi bir seçim süreci değil, aynı zamanda toplumun nabzını tutan, genel siyasete yön veren demokratik platformlar olmuştur.
Peki bugün bu kongrelerin sönük geçmesinin ardında hangi nedenler yatmaktadır?
CHP’ni tepeden tırnağa yönetenler, Türkiye gündeminden koparak ve genel siyasi odak dağılmasını güçlendirdi. Parti içi yarış ideolojik eksenden kopuk ve kişilerin bireysel güç gösterisine dönüştü.
Özellikle yerel yöneticilerin müdahalesi; partiyle halk arasında zaaflar yaratmıştır. Belediye başkanları kendi yandaşlarıyla düzen kurarak mevcut konumunu korumak adına halkın güncel sorunlarından ve çözüm odaklı politika üretilmesinden CHP’ni kurumsal olarak uzaklaştırmıştır. ‘’ Tuzun koktuğu, suyun çürüdüğü’’ genel ortam bireysel kurtuluş hükmüne zorunlu iniş yaptırmıştır. Bu nedenle sözde yerel liderler dahi belediye başkanının şemsiyesi altına girmek için yarışıyor.
CHP’nin genel merkezinin ve yerel önderlerin kimlik zaafı; il kongrelerinde son dönemde ülke sorunlarından ziyade parti içi hesaplaşmaların ön plana çıkması, tabanla temasın zayıflamasına yol açmaktadır.
Ekonomik kriz, işsizlik, eğitim ve dış politika gibi temel sorunlar, konuşmalarda yalnızca sembolik biçimde yer almakta; bunun yerine “kimin kimi desteklediği”, “İmamoğlu-Özel dengesi” gibi iç meseleler tartışılmaktadır. Bu durum, partili seçmende “CHP kendi iç sorunlarına gömüldü” algısı yaratmakta ve kongre atmosferinin toplumsal dinamizmini zayıflatmaktadır.
Ekrem İmamoğlu faktörü ve gündemin Monopolü (tekel veya rekabetsiz), Ekrem İmamoğlu’nu siyasetin merkezinde sürekli konumlandırılmasıdır. İmamoğlu’nun hem İstanbul’daki güçlü yerel figürlüyü hem de genel başkanlık veya cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili spekülasyonlar, parti içi enerjiyi “İmamoğlu ekseninde” toplanmasına neden oldu.
İl örgütleri, bu güç odağı etrafında pozisyon almaya yöneltildi. Bağımsız politik çizgi üretmeleri genel merkez uygulamalarıyla engellendi. Bu durum, kongreleri canlı bir siyasi rekabet alanı olmaktan çıkarıp, “İmamoğlu’nun peşine takılma” eksenine sıkıştırdı. Parti tabanı, üyeler ve oy veren halk sessiz tepki sürecine girdi.
Sonuçta il kongreleri, siyasi vizyon yarışından çok hizip dengesinin ölçüldüğü bir tabloya dönüştü.
Örgütsel yorgunluk, MYK ve PM yönetimleriyle bağ kopukluğu yarattı. Aynı yıl içinde (2023 yılı Kasım ayında yapılan kurultayın itibarsızlığını kurtarma adına) iki olağanüstü kurultay yapılması; parti kadrolarını ülke sorunları adına yapacağı mücadeleden uzaklaştırdı. Örgüt tabanında, uzun süredir değişmeyen sorunlara karşı bir yorgunluk hissi oluştu.
Parti içi demokrasinin sınırlı işlemesi, aday belirleme süreçlerindeki merkeziyetçilik, delegasyon sistemindeki adaletsizlik iddiaları ve yerel yönetimlerdeki kadrolaşma tartışmaları, il örgütlerinin motivasyonunu düşürmekte ve her ilde parti kongreleri tabandan ırak yol ve yöntemler nedeniyle sönük ve ilgisiz yapılmaktadır.
Özgür Özel’in genel başkanlığı sonrasında “tabanla yeniden temas” vurgusu yapılmış olsa da, örgütlerde hâlâ bir yönsüzlük ve belirsizlik duygusu hâkimdir. Bu da kongreleri birer “zorunlu formalite” haline getirmekte, siyaseten heyecan üretmemektedir.
Toplumsal iletişim eksikliği CHP kimliğini zayıflatmıştır. CHP il kongreleri, geçmişte halkla temas kurulan, salon dışına taşan etkinlikler olurdu. Günümüzde ise kongreler kapalı salonlarda, sınırlı katılımla yapılmakta ve toplumsal bir etkinlik kimliğini kaybetmiştir.
Bunun nedeni, parti örgütlerinin sadece delegelere odaklanması ve kongrelerin geniş kamuoyuna mesaj verme alanı olarak görülmemesidir. Hatta delegelerin % 50’si kongrelere gelmiştir.
Bu yaklaşım, CHP’nin kitle partisi kimliğiyle çelişmekte ve “örgüt içi içe kapanma” izlenimini güçlendirmektedir.
Siyasi iletişimde, CHP’ni ifade eden program netliği olmadığından, halka dönük çalışmalarda ciddi strateji eksikliği var. CHP yönetimi, il kongrelerini bir “yeniden konumlanma fırsatı” olarak değerlendirememektedir. Oysa bu kongreler, partinin genel ve yerel seçimler öncesi kadrolarını ve stratejik hedeflerini tanıtmak açısından önemli bir vitrindir.
Ancak kongre konuşmalarında bir siyasi yol haritası sunulmadığı, seçmene umut veren bir söylem oluşturulmadığı görülmektedir. Bu durum, partinin “iktidar alternatifi” görüntüsünü zayıflatmakta ve kongreleri teknik birer toplantı havasına sokmaktadır.
CHP bu kabuğu kıran bir yönetime kavuşmadıkça ne kendini yeniler nede halkın umudu olur. Tıpkı yıkılmadan önce Osmanlı devleti gibi duraklama dönemine girer ve CHP özüne dönünceye kadar bu yönetim tarzı devam eder.
CHP il kongrelerinin sönük geçmesi, yalnızca geçici bir motivasyon eksikliğinden değil, partinin örgüt yapısındaki dönüşüm ve siyaset üretme biçimindeki kısır döngüden kaynaklanmaktadır. Parti, il kongrelerini yeniden halkın gündemine taşıyabilmek için;
A. Türkiye’nin temel sorunlarını kongre gündeminin merkezine yerleştirmelidir.
B. CHP’ni kişisel eksenli ve ideolojik olmayan hizip yarışından çıkarak ortak bir toplumsal vizyon inşa etmelidir.
C. Örgütleri sadece seçme değil, politika üreten dinamik yapılar haline getirmek.
Aksi halde CHP’nin il kongreleri, sadece “yetkili organların yenilendiği ama ruhun değişmediği” rutin etkinlikler olmaktan öteye geçemeyecektir. Delege iradesini sakatlayarak elde edilen makamın verdiği güç o kadar büyüleyici ki; sadece o gücü korumak adına halkın gündemini terk ederek kendi güçlerini koruma adına iki olağanüstü kurultay yapanların, köklü çözüm yaratmak adına üçüncüsünü Kasım ayı içinde yapma eğilimleriyle sadece söylerler ama gereğini yapmazlar.
İşte bu nedenle parti kadroları sessizlik içinde dört gözle yeni süreci bekliyor!