JAPONLAR DA İNSAN!

JAPONLAR DA İNSAN!

ABONE OL
Eylül 3, 2026 08:59
JAPONLAR DA İNSAN!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YouTube’da bir video karşıma çıktı.

Başlık aşağı yukarı şöyle:

“Yaşamınızı değiştirecek 8 Japon alışkanlığı.”
Başladım izlemeye.

Kaizen…

Ikigai…

Hara hachi bu…

Shinrin-yoku…

Wabi-sabi…

Gaman…

Omoiyari…

Kintsugi…

İnsan izledikçe kendinden utanıyor.

Biz ne biçim yaşıyormuşuz meğer?

Sabah kalkıyoruz, henüz gözümüz açılmadan kahve içiyoruz.

Trafikte söyleniyoruz. Öğlen fazla yiyoruz. Akşam komşuya kızıyoruz. Gece de telefon elimizde uyuyakalıyoruz.

Japon ise sabah kalkıyor, yaşamının anlamını buluyor.

Öğlene kadar kendini yüzde bir geliştiriyor. Yemekte yüzde seksen doyunca sofradan kalkıyor.

Öğleden sonra ormanda ruhunu temizliyor. Akşam kırık vazosunu altınla yapıştırıyor. Gece de kusurlarını sevip huzur içinde uyuyor.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Böyle toplum olur mu kardeşim?

Bir insan her gün bu kadar düzgün yaşayabilir mi?

Bir toplumda hiç mi huysuz yok?

Hiç mi hırsız yok?

Hiç mi katil yok?

Hiç mi dolandırıcı yok?

Hiç mi karısını döven, çocuğuna kötü davranan, hayvana eziyet eden yok?

Hiç mi “Bugün de kimseyi düşünmeyeyim, biraz da kendi keyfime bakayım” diyen çıkmıyor?

Çıkıyor elbette. Çünkü Japonlar da insan. Ama sosyal medya Japonya’yı insan toplumu olmaktan çıkarıp biraz ruhsal bakım merkezine çevirmiş durumda.

Sanki Tokyo değil de dev bir kişisel gelişim kampı.

Her köşe başında bir ikigai.

Her parkta bir shinrin-yoku.

Her fabrikada biraz kaizen.

Her evde kintsugi.

Eh, insanın aklına başka sorular da geliyor.

Örneğin şöyle bir soru:

Bu kadar kendini tutan bir toplumun bağırsakları ne yapıyor acaba?

Şaka bir yana…

Japon kültüründe “gaman” diye bir kavram var.

Dayanmak.

Sabretmek.

Sıkıntıyı belli etmemek.

Kendini tutmak.

Toplumsal düzeni bozmamak.

Güzel.

Ama insan da merak ediyor:

Ne kadar tutacağız?

Öfkeni tut.

Sesini tut.

İtirazını tut.

Yorgunluğunu tut.

Patrona söyleyeceğini tut.

Komşuya söyleyeceğini tut.

Ailene yük olmayayım diye derdini tut.

Toplumun huzurunu bozmayayım diye kendini tut.

İyi de kardeşim…

Bir yerde bağırsak da “Ben de mi tutayım?” diye sormaz mı?

Bilindiği gibi bilim insanları stres ile bağırsak sistemi arasındaki ilişkiyi yıllardır araştırıyor.

İnsan yalnızca kafasıyla yaşamıyor. Midesi var. Bağırsağı var. Sinir sistemi var. Kalbi var.

İnsanın bedeni de toplumun içinde yaşıyor.
İşte Japonya’nın bana ilginç gelen tarafı tam burada başlıyor.

Çünkü bir toplumun erdem dediği kavram, belli bir noktadan sonra yük de olabilir.

Kaizen güzel; sürekli geliş. Ama sürekli gelişmek zorundaysan?

Bir gün de gelişmeyeyim kardeşim, olduğum yerde durayım.

Ikigai güzel; yaşamının anlamını bul. Ama yaşamının anlamını bulamadığın gün ne olacak? Sınavdan mı kaldın?

Gaman güzel; dayan. Ama nereye kadar?

Karōshi diye bir kavram da aynı toplumdan çıkmış. Anlamı aşırı çalışmaya bağlı ölüm.

Bakın burada biraz duralım.

Bir yanda Kaizen. Diğer yanda Karōshi.

Bir tarafta “Kendini geliştir.”

Diğer tarafta “Çalışmaktan öl.”

Yaşam bazen bir kültürün bütün çelişkisini iki kavramla anlatıyor.

Bana sorarsanız Japon toplumunun asıl öğretici yanı kusursuz olması değil; Çelişkili olması.

Çünkü bütün toplumlar gibi Japonya da hem güzel hem sorunlu olabilir.

Hem düzenli hem baskıcı olabilir.

Hem güvenli hem yalnızlaştırıcı olabilir.

Hem çalışkan hem tükenmiş olabilir.

Hem nazik hem suskun olabilir.

Hem toplulukçu hem son derece yalnız bireyler üretebilir.

Biz dışarıdan ne görüyoruz?

Temiz sokak. Dakik tren. Sessiz metro. Düzgün sıra. Çöpsüz kaldırım.

Sonra hemen karar veriyoruz:

“İşte medeniyet!”
Olabilir.

Ama sosyologlar bu toplumsal yapıya biraz daha kuşkucu bakar.

Der ki:

Bu insanlar gerçekten huzurlu mu, yoksa huzursuzluklarını göstermemeyi mi öğrendiler?

Gerçekten sakin mi, yoksa öfkelerini toplumsal olarak denetlemeyi mi öğrendiler?

Gerçekten mutlu mu, yoksa mutsuzluğun kamusal alanda sergilenmesi ayıp mı?

İşte tam burada Japonya bana Foucault’yu hatırlatıyor.

Şöyle ki Foucault’nun iktidar ve disiplin çözümlemesinden hareketle söylersek:
En güçlü denetim, her zaman polisin sizi izlemesi değildir.

Bazen sizin kendinizi izlemenizdir.

Kimse “Yüksek sesle konuşma” demez ama siz konuşmazsınız.

Kimse “Sırayı bozma” demez ama siz bozmazsınız.

Kimse “Duygunu belli etme” demez ama siz belli etmezsiniz.

Polis dışarıdan çekilir. İçeri taşınır. İçinize… İnsanın kafasının içine…

Ama hakkını teslim edelim. Bizde de bu toplumsal yapının tam tersi çokça gelişmiş.

Japonya’da:

“Toplumu rahatsız etmeyeyim.”

Bizde:

“Toplum biraz da beni çeksin.”

Japon kaldırıma çöp atmaz. Bizimki çöp kutusunun yanından geçerken üç sayı atar gibi pet şişeyi fırlatır.

Japon metroda telefonla bağıra bağıra konuşmaz. Bizimki telefonda yalnız karşı tarafla değil, bütün minibüsle konuşur.

Dolayısıyla Japon toplumunun bazı kamusal alışkanlıklarından öğrenecek çok şeyimiz var.

Ama sorun şu:

Öğrenmek başka, tapınmak başka.

Japonya’yı ideal toplum olarak tanımladığınız ya da öyle tanıdığınız anda çözümleme biter. Yerine hayranlık başlar.

Oysa toplum dediğin biraz çatlak olur. Biraz çelişkili olur. Biraz sorunlu olur.

Üstelik Japonların kintsugi geleneği de bize biraz bunu söylemiyor mu?

Kırık yerleri saklama.

Göster.

Altınla belirginleştir.

Bu durumda Japon toplumuna da kintsugi yapalım. Yalnız parlak taraflarını değil, kırıklarını da görelim.
Kaizen’i konuşalım ama karōshi’yi de.

Ikigai’yi konuşalım ama yalnızlığı da.

Gaman’ı konuşalım ama bastırılan öfkeyi de.

Omoiyari’yi konuşalım ama kadının, çocuğun, güçsüzün yaşadığı şiddeti de.

Çünkü toplumlar Instagram filtresiyle incelenmez ve hiçbir ulusun genetik koduna erdem yüklenmez.

Japonlar çalışkan doğmaz. Türkler de tembel doğmaz.

Bunların büyük bölümünü toplum öğretir.

Sonra biz bunlara “ulusal karakter” der geçeriz.

YouTube ise işi daha da kolaylaştırmış:

Sekiz Japon alışkanlığını öğren. Yaşamın değişsin.

Ben dokuzuncusunu önereyim:

Her gördüğüne inanma.

Onuncusu da yine benden olsun:

Kendini çok da tutma.

Çünkü insanın ruhu da bedeni de bir yere kadar gaman.

Aman, aman; bundan sonrası gastroenterolojinin konusu.
Bağırsak tembelliği de kabızlık da çekilecek illet değil.

Japon olmaksa hiç kolay değil.

Biz en iyisi bildiğimiz gibi yaşayalım…

Ama arada sıraya girmeyi, çöpümüzü yere atmamayı ve minibüste bütün mahalleye telefon konuşmamızı dinletmemeyi de Japonlardan öğrenelim.

O kadarı bize de iyi gelir.

Selma Erdal; Didim, 2 Eylül 2026

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.