BARIŞ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLDİR

BARIŞ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLDİR

ABONE OL
Eylül 3, 2026 08:40
BARIŞ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLDİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

BARIŞ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLDİR

1 Eylül gelir…

Dünya Barış Günü denir.

Bir bakarsınız, alanlar yine aynı görüntülerle dolmuş.

PKK çizgisindeki siyasal yapılar, örgüt çevreleri, söylemler, flamalar…

Kadınlar Günü gelir; yine aynı çevreler en görünür yerde…

Barış Günü gelir; yine aynı çevreler en önde…

İnsan ister istemez soruyor:

Bu ülkenin kadın meselesinin tapusu kimde?

Barışın sahibi kim?

Toplumsal başkaldırının, hak aramanın, alanların, sokakların tek temsilcisi kim?

Sanki Türkiye’de kadınların başka derdi yok.

Sanki barış isteyen başka yurttaş yok.

Sanki emekçi yok, çevreci yok, Cumhuriyetçi yok, demokrat yok, sosyalist yok, bağımsız yurttaş yok.

Sanki kamusal alanın bütün anahtarları aynı siyasal çevrelere teslim edilmiş.

İşte benim başkaldırım tam da bu duruma…

Bir toplumsal değeri, bir insanlık ülküsünü, bir evrensel günü herhangi bir örgütün, partinin ya da siyasal hareketin kendi simgesel alanına çevirmesine karşı çıkıyorum.

Çünkü barış, herhangi bir örgütün mülkü değildir.

Özellikle de Türkiye gibi terörle, çatışmayla, kayıplarla, acılarla ağır bedeller ödemiş bir ülkede barış kavramının böylesine kolay sahiplenilmesi ayrıca düşündürücüdür.

PKK, Türkiye’nin yakın tarihinin en ağır siyasal ve güvenlik sorunlarından biridir.

On binlerce insanın yaşamına mal olmuş bir çatışma tarihinden söz ediyoruz.

Dolayısıyla barış isteminin, bu çatışmanın taraflarından biriyle özdeşleşen simgeler ve söylemler içinde sunulması doğal olarak toplumun geniş kesimlerinde bir çelişki duygusu yaratıyor.

Barış istiyorsanız, barışı gerçekten herkes için istemek gerekir.

Yalnızca kendi mahalleniz için değil.

Kendi örgütünüz için değil.

Kendi ölüleriniz için değil.

Karşınızdakinin ölüsünü de insan sayarak istemek gerekir.

Yoksa adı barış olur ama kendisi siyasal propagandadır.

Bir de işin tarih tarafı var.

Öyle bir hava yaratılıyor ki insan neredeyse tarihten kuşku duyacak.

Sanki İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı savaşan orduların yerinde bugünün örgütleri vardı.

Sanki Hiroşima’nın acısını onlar yaşadı.

Sanki Vietnam’da Amerikan ordusunu Vietkong değil, bizim memleketin barış meydanlarının gediklileri püskürttü.

Biraz daha ileri gidersek Normandiya çıkarmasını da sanki onlar yapmış olacak…

Oysa barışın tarihi de savaşın tarihi de bundan çok daha büyük.

Barış, PKK’nın tarihinden de bugün barış üzerinde hak iddia eden bütün siyasal hareketlerden de daha eskidir.

Çünkü barış, insanlığın ortak yarasından doğmuş bir kavramdır.

1 Eylül’de ben barışı başka bir yerden anımsamak istiyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün o yalın ama büyük özdeyişinden:

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Bugünün Türkçesiyle:

Yurtta barış, dünyada barış.

Bu özdeyişin değeri, herhangi bir siyasal gruba değil tüm ulusa ait olmasındadır.

Devleti de yurttaşı da bağlayan bir ilke olmasındadır.

Barışın yalnızca sınır ötesinde değil, ülkenin içinde de kurulması gerektiğini söylemesindedir.

Ama yurtta barış, yalnız silahların susması değildir.

Toplumun birbirini düşman görmemesidir.

Bir grubun meydanı kendine ait sanmamasıdır.

Bir başka grubun da herkesi hain saymamasıdır.

Barış, en çok da karşıtınızın var olma hakkına saygı duymaktır.

Ve 1 Eylül Barış Günü geldiğinde en çok da Nâzım’ın küçük kızı gelir aklıma.

Hiroşima’dan çıkar gelir.

Kapı kapı dolaşır.

Bir imza ister.

Çocuklar ölmesin diye.

Çocuklar yaşayabilsin diye.

Şeker de yiyebilsinler diye.

Ne kadar yalın bir istek.

Ne kadar zor bir insanlık sınavı.

Hiroşima’nın üzerinden on yıllar geçti.

Küçük kız büyümedi.

Çünkü öldürülen çocuklar büyümez.

Ama insanlığın öldürme iştihası, vahşeti durmaksızın büyüdü.

Silahlar büyüdü.

Ordular büyüdü.

Savaş bütçeleri büyüdü.

Bir tek barış küçük kaldı, güdük kaldı.

Üstelik bugün savaş yalnız insanla insan arasında sürmüyor.

İnsan, doğayla da savaş halinde.

Bir yudum SU için…

Bir lokma ekmeklik BUĞDAY için…

Yaşanabilir bir karış TOPRAK için…

Solunabilir temiz HAVA için…

Geleceğin çatışmaları yalnız ideoloji yüzünden çıkmayacak.

Kuraklık yüzünden çıkacak.

Su yüzünden çıkacak.

Gıda yüzünden çıkacak.

Toprak yüzünden çıkacak.

Göç yüzünden çıkacak.

İnsan doğayla barışmazsa, insanın insanla barışı da giderek zorlaşacak.

Belki de artık barışı yeniden tanımlamak gerekiyor.

Barış, yalnızca silahların susması değildir.

Barış, örgütlerin kamusal alanlarda egemenlik kurmaması da demektir.

Devletin yurttaşı düşman görmemesi de…

Yurttaşın başka yurttaşı hain saymaması da…

Çocuğun ölmemesi de…

Ormanın yanmaması da…

Suyun zehirlenmemesi de…

Toprağın tükenmemesi de…

Nâzım’ın küçük kızı daha çok çalacak kapımızı.

Ama artık yalnız Hiroşima’dan gelmeyecek.

Belki çatışma bölgelerinden gelecek.

Belki kurumuş bir nehir yatağından…

Belki yanmış bir ormandan…

Belki göç yolunda can vermiş bir çocuğun ardından gelecek.

Ve yine aynı sesi duyacağız:

Teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar ölmesin.

İnsanlar ölmesin.

Doğa ölmesin.

Kim bilir, belki bir gün barış kavramını simgelerin, örgütlerin ve partilerin elinden çekip yeniden insanlığın ortak sözü yapabiliriz.

İşte o gün geldiğinde gerçekten diyebiliriz:

Yurtta barış.

Dünyada barış.

Doğayla barış.

Ve yaşamın sürmesi için, tüm varlığınla uğraş.

Selma Erdal; Didim, 1 Eylül 2026

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.