" />

KİM SORUMLU?

KİM SORUMLU?

ABONE OL
Nisan 5, 2026 12:19
KİM SORUMLU?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

KİM SORUMLU?

Bu ülkenin hafızası darbelerle yoğruldu. Sadece tankların sokaklara indiği günler değil, o tankların gölgesinde kurulan düzenler de bu ülkenin kaderini belirledi.

12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Darbesi yalnızca birer tarih değildir; bu ülkenin düşüncesine, örgütlenmesine, cesaretine vurulmuş zincirlerdir. O gün yok edilen sadece insanlar değildi. Bir ülkenin ayağa kalkma iradesi, ortak dili, mücadele geleneği hedef alındı.

Darbeler, toplumun sadece siyasetini değil, karakterini de değiştirdi. Korku, bir refleks haline getirildi.

Susmak, hayatta kalmanın yolu olarak öğretildi. İtiraz etmek ise bedeli ağır bir davranışa dönüştürüldü.

Bu yüzden bugün yaşananları anlamak için sadece bugüne bakmak yetmez. Çünkü bugün, dünün devamıdır. Darbelerin gölgesinden sivil görünümlü müdahalelere, devlet yönetim sistemi değiştirilerek yeni şekil aldı. Türkiye’de müdahaleler hiçbir zaman sadece üniformalarla gelmedi.

Zaman değişti, yöntemler değişti, ama öz değişmedi.

Bülent Ecevit hükümetine yönelik 2002 sürecinde yaşananlar, sistem içi müdahalelerin nasıl şekil değiştirdiğini gösterdi. Ekonomik krizler, medya baskısı, siyasi manipülasyonlar… Bunlar artık yeni dönemin araçlarıydı.

Ardından devletin içine sızan ve yıllarca örgütlenen yapının gerçekleştirdiği 15 Temmuz darbe girişimi, ülkeyi bir uçurumun eşiğine getirdi. Bu girişim bastırıldı ama geride bıraktığı tahribat, devlet yapısında ve toplum psikolojisinde derin izler açtı.

Sonrasında gelen 2017 Türkiye Anayasa referandumu ile yönetim sistemi köklü biçimde değişti. Güç dengeleri yeniden kuruldu. Denetim mekanizmaları zayıfladı.

Ve her aydının işaret ettiğin gibi, hukuk ve adaletin tartışmalı hale geldiği süreçler…

Tüm bunlar bir zincirin halkalarıdır. Üretimin Çöküşü, Değerlerin Erozyonu.

Adaletin zayıfladığı bir yerde üretim de zayıflar. Çünkü güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz, emeğin karşılığı olmaz, gelecek planı kurulamaz.

Bugün: Tarım dışa bağımlı hale gelmişse, hayvancılık gerilemişse, sanayi üretimi istikrarsızsa, gençler geleceğini başka ülkelerde arıyorsa bu sadece ekonomik bir sorun değildir. Bu, siyasal ve ahlaki bir çöküştür.

Oysa bu ülke, coğrafyasıyla, insan kaynağıyla, üretim kapasitesiyle kendi kendine yetebilecek nadir ülkelerden biridir.

Ama mesele kaynak değil, o kaynağı nasıl yönettiğindir.

Kim Sorumlu? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama ağırlık merkezleri var.

Birinci sorumluluk: İktidar

Devleti yönetenler, alınan kararların doğrudan sahibidir. Ekonomiden hukuka, eğitimden üretime kadar her alandaki sonuçların birinci derecede sorumluluğu iktidara aittir.

İkinci sorumluluk: Muhalefet

Alternatif üretemeyen, halkla bağ kuramayan, tepkiyi örgütleyemeyen bir muhalefet; eleştirdiği düzenin sürmesine dolaylı katkı sağlar.

Üçüncü sorumluluk: Kurumlar ve aydınlar.

Sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve aydınlar; toplumun vicdanıdır. Eğer bu vicdan susarsa, toplum yönünü kaybeder.

Dördüncü sorumluluk: Halk

Evet, en zor ama en gerçek başlık budur. Korku anlaşılabilir. Baskı gerçektir. Ama uzun süreli sessizlik, düzenin kalıcılaşmasına neden olur.

Kayıp Olan Ne? İnsan.

Gülüşü kaybolan gençler.

Geleceği ipotek altına alınan nesiller.

İnancını yitiren toplum.

Bir zamanlar sokakları güzelleştiren o insanlar artık yoksa, mesele sadece siyaset değildir. Bu, bir ruh kaybıdır. Öfke, özlem ve direniş niteliğinin eritilmesidir.

“Gülüşlerini özlediğimiz” dünün yürekli insanları aslında bir dönemin cesaretini temsil ediyor. Burada kritik bir eşik var. Öfke, yön bulamazsa kendini tüketir. Özlem, eyleme dönüşmezse sadece hatıraya dönüşür.

Bugün gelinen noktada suç, tek bir kesime ait değil; ama çözüm de tek bir yerden gelmeyecek.

Gerçek değişim: Bilinçli toplum, güçlü örgütlenme, ilkeli siyaset, korkuya teslim olmayan bir duruş ile mümkündür.

Çünkü tarih şunu defalarca gösterdi. Baskı kalıcı değildir. Ama örgütsüz öfke de kalıcı bir değişim yaratmaz. Her şey kararırken bile, umut tamamen yok olmaz.
Ama umut, kendi başına yetmez.

Onu büyüten şey; cesaret, akıl ve örgütlü mücadeledir.

Ve belki de asıl soru şudur: Kim sorumlu değil, kim sorumluluk alacak?

Sonuç: Sorumluluk bir zinciri içinde olanlar “Hükümet, muhalefet, örgütler, halk…” Evet. Bu bir kolektif sorumluluk tablosu.

Ama ağırlık eşit değil: İktidar en büyük pay, muhalefet denge kuramadığı için büyük pay, kurumlar sessizlikten dolayı pay, halk koşullar içinde sınırlı ama gerçek pay …

Asıl mesele bundan sonra ne olacak? İnsan olmaktan, demokrasiden ve demokratik devlet yönetiminden “Vaz geçmiyoruz.” Adına direnmek.

Çünkü tarih şunu gösterir toplumlar bir anda değil, yavaş yavaş uyanır. Öfke tek başına değişim yaratmaz. Örgütlü akıl, sabır, strateji olmadan o “içindeki at” sadece yorulur.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.