MEKİN ŞAHİN
Önce Türkiye!
Son ölüm. Son ölüm sonrası ne adın ne anıların bu dünyada kalmaz.
Yok olmuştur.
Ne anılarda ne de adından bahsetmezler. Dün var, bugün yok. Dün yaşadın, bugün izin yok.
Sanki hiç doğmadın.
Ne anan ne baban olmadı.
Ne kardeşlerin ne çocukların oldu.
Ne de bir ömür paylaşmak için bir yastığa baş koyduğun hayat arkadaşın hiç olmadı.
Bu son ölüm olmalı!
Elveda son kez.
Elveda tüm geçmiş.
Elveda yaşanmış gerçekler…
İnsan kimi zaman yeniden doğmak ister. Ama kıçına inen şaplak sesleriyle ağlamadan,
emeklemeden, alfabeyi yeniden öğrenmeden, ilk sevdayı ve ilk öpücüğü tatmadan.
Yüz kere yediği kazığı, yeniden yaşamadan.
Yaşadığı onca acıyı, hasreti ve zulmü yaşamadan.
Halay çektiğinde, zevkle davula eşlik etmeden.
İnsan kimi zaman yeniden doğmak ister.
Onca yaşanan birikimle, hayatı dokumayı öğrendiğin her şeyle istemezsin son ölümü.
Kaybetmek istemezsin sahip olduklarını. İlk ölümden sonra gelecek son ölümü hiç istemez.
Anılarda, hikayelerde ve bir gebelikte olsa bir cümle içinde yaşamak ister!
İşte bu yüzden ilk ölümden sonra insanlık tarihinde yaşamak istiyorum.
Ne melek olarak ne canavar olarak ne de halk düşmanı olarak yaşamak istemem!
Derler ki; su ateşi söndürür. Ates suyu buharlaştırır. Aktığın yeri de bileceksin, yaktığın yeri de!
Ben halkımın atıldığı cehennem ateşinde onu söndüren dalgası, özgürlüğü için ateşleri
alevlendiren kavgası olmak isterim.
Çünkü son ölümü hiç sevmem.
Onun için Türkiye’nin değişim ve dönüşümünde devrim neferi olmak istiyorum. Türkiye değişmeli
ve dönüşmeli.
O değişim ve dönüşümde yaşamak istiyorum.
İyilikte, kötülükte adresinde bulunur. Adres değişim ve dönüşüm.
Biz bugünleri yıllar önce yaşadık. Bizden önce de yaşadılar. Ama her yere düşmede
yeniden ayağa kalktık. Efsane olduk, küller içinden yeniden, yeniden doğarken. Ama
hiçbir zaman gerçekleri söylemekten, yazmaktan vazgeçmedik. Dosta dost, haine ve
ihanete düşman olduk…
Bak Adanalı!
O kos koca Türkiye suskun ve çaresiz. Umudu ve özgürleşme isyanı yok olmuş
liderlerin. Sonbahar yaprakları gibi uçuşuyorlar. Nereye gidecekleri belirsiz, ne
yapacaklarını bilemiyorlar. Her gün akan kanın, dökülen göz yaşının karşısın da şaşkın
bakışla çaresizler.
Oysa eskiden ülkemizde; sokaklar, fabrikalar, köyler direniş eylemleriyle liderlerin
bayramı olurdu Türkiye de. Davul ve zurnayla, halaylarla açıklanırdı direnişlerin
nedeni. Ama bugün o Türkiye yok. Nasıl bu hale düşürüldüğünü hiç kimse
tanımlamıyor.
O koskoca Türkiye neden bu hale geldi? Nasıl oluyor da bugün lidersiz umut,
umutsuz lider; Anadolu da halkını umutsuz bırakıyor.
Tek neden unutulan halk! Halkı unutanların, unutmadıkları da kendi koltuk sevdaları.
Her gün onlarca insan açlıkla ve yoklukla boğuşuyor.
Linçler başladı.
Siyaset çaresiz ve ülkeyi yönetme yeteneğini kaybetti.
Ülkeyi yönetenler, yaşanan iç savaş çılgınlığına son verecek çaba yerine, iktidarda tam
hakimiyet peşin de…
Amaç halk iktidarı yaratmak değil. O nedenle önünü açtıkları bu ”istekle” bilinçli
yaratılan kırılmalarla; ülkede kardeşçe ve barış içinde yaşamaktan ve ülkeyi huzurla
yönetmekten uzaklaşıyorlar…
Adananın yurtseverleri, devrimcileri, sosyal demokratları ve sol değerlere önem veren
güçleri; bu kadar aymazlığa rağmen Anadolu halkının geleceği için, çocuklarımıza
yaşanacak bir ülke bırakmak için, kardeşçe ve farklılıklarımızla bir arada yaşamamız
için, akacak göz yaşlarını göz bebeklerimiz de bulabilmek için Tam bağımsız Türkiye
için örgütlenmeliyiz!
Türkiye üretimsizliğe mahkûm olmuş.
Şiirler bu günler de ölümleri anlatıyor…
KIMIZIMI İÇERKEN
Kımız’ımı içerken türkümü halkım için
söyleyeceğim
halay çeker gibi
göğsümden boşalan haykırışı, özgürlük
ve bağımsızlık
ateşi olarak; gökyüzüne atacağım.
Toprağın o güzel
kokusunu
yeni
baharlar yaratmak için gökyüzüne
sunacağım..
Beni düşün demeyeceğim; ben, sen, o
hepimiz
düşüneceğiz!
Kimse susturamaz beni
Kimse susturamaz bizim türkümüzü
Namuslu delikanlının anlından kavga
Bitmez.
O nedenle kımız içeceğim
Ve türkümü
Türkiye’de
Değişim ve dönüşüme ağıt
Yapacağım.