MEKİN ŞAHİN
Uzun zamandır oynanan satranç sona erdi. Herkes kendi stilinde yoluna devam edecek. Biz sandıklara atılan oyun tek başına demokrasi değil, demokratik hak olduğunu; bu hakkın kullanılması için baskı yöntemlerinin kullanılmasının hoş olmayacağını defalarca ifade ettik.
Ancak görünen o ki bu yöntemler sonuna kadar kullanılacak.
Ülkeymiş, halkmış vs.
Hiçbir şey bu yöntemi kullananların umurunda değil. Tek hedefleri bireysel geleceği garantiye almak!
İnsanlık tarihin de bu örnek çok. Biz şunu çok iyi biliriz; çalgıcı romanların mekânı, uzaktan duyacağı davul sesi gelene kadar olur. Sesi duyduğunda mekânı bırakır, davul sesine koşar.
Sabırla gözlediğimiz, gözlemeye devam edeceğimiz bu süreçte; tabanın iradesinin sonuçlanacağı demokratik hakkın kullanılıp kullanılmayacağıdır. Kullanılması için çabamız devam edecek.
Meskenimiz: Türkiye.
Ülkede çok şey anlamının ötesin de duygusal etki yaratır. Çok eylemde, kavramın içeriği yanlış nitelenir.
Adaletten, kendi kurallarımızı anlarız. Doğru uygulamayı kişisel özlemlerimizle örtüştürmeye anlarız.
Demokrasiyi; yönetim biçimi olduğunu unutur, herhangi bir şeyden dolayı sandığa atılan oy sanırız.
Biz bu sapmaların öne çıkarılmasına karşı durmaya devam edeceğiz.
Ve çalışmalar aralıksız sürecek!
Gerçek demokratik yönetimi, halkın iradesiyle dokuyacağız ve yeşerterek ve yaşatacağız!
Türkiye’yi Yeniden Yaşatmak.
Köylerde başlayacak. Demokratik Halk Cumhuriyeti er ya da geç kurulacak!
Devleti kavramadan, devlet yönetim biçiminden bahsetmek; havansız sarımsak ezmeye benzer.
Devletin ne olduğunu bilmek zorundayız. Devlet, bir ırkın ya da ulusun gücünü ifade eden kurumlar bütünü değildir. Devlet halkların yaşadığı coğrafyalarda kurulan sistemi, sistemi kuranlar adına koruyan, devamını sağlayan ve uzlaşılmış yaşam kuralları üzerinden ve oluşturulan yasalarla, yöneten üst yapı kurumudur.
Sistemlerin yarattığı ilişkiler, üst yapı kurumu devletin biçimini yaratır. Devlet ülkelerin en güçlü ve yaygın örgütlü yapısıdır. Her ne kadar üretim sisteminin doğurduğu kurum olsa da sistemi ve
yaşayanları ciddi biçimde etkiler.
Çünkü üretim sistemindeki etkinlik ve yarattığı ilişkiler devlette aynen yansır.
Devlet üç ana ekseni var. Yasama, yürütme ve yargı. Temel yasa ile bu üçlünün alanı ve yetkileri belirlenir. Militarist güçler tarafından iç ve dış tepkilere karşı korunur. Bu üçlü yapı arasında ki denge ve halk iradesinin devlet yönetimine yansıması, devletin demokrasi özünün şiddetini gösterir.
Emek sermaye çelişkisinin var olduğu tüm üretim biçimlerinde, üretim aracı üzerinde ve pazarlarda hüküm süren güçler; üç özellikte olan devlet yönetimi kurmuştur.
1.Tüm egemenleri içine alan ve iktidar olurken ittifak ettiği güçlerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik devlet yönetimleri.
2.Egemen güçler içinde başlayan tekelleşme sonunda, tekel olamayanların ve eski ittifakların dışlandığı; azınlık iktidarını ifade eden oligarşik devlet yönetimleri
3.Sanayi sermayesi ile banka sermayesinin örtüşerek yarattığı finans oligarşinin en ırkçı ve şoven kesiminin egemen olduğu ve bu egemen güçler adına her tür hukuksuz ve adaletsizliği, özgürlükleri yok ederek kurulan faşist devlet yönetim biçimleri.
Bu tanımlardan ortaya şu çıkıyor.
Devlet yönetiminin demokratik, yönetilen halkın özgürce ve hak, adalet ve hukuk kuralları karşısında eşit yönetilmesi için halkı temsil eden sınıfların, genel manada halkın en geniş kesimlerinin üretim ekseninde ve yönetim erkinde söz ve karar sahibi olması gerekiyor.
Demokratik halk cumhuriyeti, halkın en geniş kesiminin üretim ekseninde ve yönetim erkinde söz ve karar sahibi olduğu devlet yönetimidir.
Üretim biçimi
Üretim ilişkileri
Devlet yönetim biçimi
Türkiye kuruluş sürecinde ki üretim ekseninden kaydı. Üretimin yeniden dengeye oturtulması gerekiyor. Devlet sektörü, Kamu sektörü, Özel sektör; üretim sisteminin temel taşları olmalı ve
kurdukları ilişkilerle halkın insanca yaşama kavuşmasını, korumasını örgütlü güçle savunmasını sağlamalıdır.
Türkiye’de demokratik yönetim isteyen siyasi erkler, kesinlikle bu üçlü dengeyi kurmak zorundadır.
Üst yapı kurumu devlet bu dengenin yansıması olacaktır. Devleti kurumlaştıran hukuk aynı zamanda,
halkın en geniş kesiminin iradesini üst yapıya taşır.
Siyasî partiler kanunu ve seçim kanunları bu yansımaya göre çıkar. Yasalar toplumun dikey ve yatay örgütlü güç olmasını sağlar. Halk iradesi meclise yansır. Yasalar çıkarılırken halkın çıkarları daima gözetilir. Yürütme, devleti ve halkı keyfiyetle değil anayasa ve yasalara bağlı kalarak adaletli yönetir.
Tüm halka eşit mesafede yaklaşır ve yönetir.
Yargı bağımsız ve hiçbir zaman kişi ve kurumlara bağlı davranmaz. Halka karşı suç işleyen kim olursa olsun yargı işler ve adalet içinde gereğini yerine getirir.
İşte ana başlıklarla demokratik halk cumhuriyeti yönetim biçimi!
Cumhur devlet yönetim biçimine karşı olan siyasi güç gerçek niyetini ortaya koymalıdır. Demokratik parlamento sistemini getireceğiz diyerek, pekte demokratik olmayan oligarşik devlet yönetim biçimini köşk yapmamalı.
Gerçek niyetlerini gizlemeden, Türkiye halkına sunumlarını yapmak zorundalar.
Bülent Ecevit 1970’li yıllarda iki önemli hedef koymuştu.
1.Halk sektörü
2.Toprak işleyenin, su kullananın
Bunların yansıması için köy-kent projesini dile getirmişti.
Türkiye halkının özgür ve barış ve huzurla yeniden yaşatmak istiyorsak demokratik halk
cumhuriyetinin önünü açacak kırsal değişim ve dönüşüm projesini uygulamaya koymalıyız!