" />

Siyasi Ahlak: Aklan’da Gel!

Siyasi Ahlak: Aklan’da Gel!

ABONE OL
Nisan 5, 2026 12:42
Siyasi Ahlak: Aklan’da Gel!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Siyasi Ahlak: Aklan’da Gel!

Biz Kozanlıların ahlaki değerleri takmayan ve yüzünü cıncıkla sıyıran ve hala bir şey yokmuş gibi davranan kişiler için ‘’ Katranı kaynatmayla olur mu şeker, cinsini sevmediğim cinsine çeker’’ der.

Türkiye’nin tüm coğrafyasında yaşayan halkın örfü, ananesi ve geleneği ortaktır! Yozlaşma çabaları olsa da ne kırılır ne yok olur ne pişkince dün dünde kaldı der.
Ahlaksızlığı ret ederler.

Özellikle halkı enayi yerine koyanları sevmez ve affetmezler. Mazluma sahip çıkarlar. Mağduru korurlar. Bir köyde, bir kasaba da bir ilçe de yaşayan ve halkın kendisine hizmet veren kişinin ahlaki değerlerini çok önemserler. Hırsızı, ırz düşmanını, makamla zenginleşeni, gayrı yasal işleri için rüşvet vereni ve yaşadığı coğrafyaya, o coğrafya da yaşayanlara ihanet edeni hiç sevmezler. Adam yerine koymazlar. ‘’Katranı kaynatmayla olur mu şeker, cinsini sevmediğim cinsine çeker’’ sözü bu kişiler için kullanılır!

Son on beş yıl Türkiye siyaseti çok kirlendi. Türk devletinin ve Türkiye halkını daha güzel yaşatma iddiasıyla yönetme iddiası taşıyan siyaset maalesef kişisel hırslar yüzünden toplumsal çürümeye engel olmak yerine kötü örnek oluyor. Yaptığı her olumsuz eylemini kendince bir bahaneyle savunmayı elden bırakmıyor.

Oysa siyaset her şeyiyle dürüstlük ve ilke gerektirir.

Siyaset toplumun ortak yaşamını düzenlemek, kaynakları adil biçimde paylaşmak ve karar almak için yürütülen güç ve yönetim faaliyetidir.

Siyasetçinin ahlaki değerleri dürüstlük, şeffaflık, adalet, liyakat, hesap verebilirlik, kamu yararını kişisel çıkarın üstünde tutmaktır. Makamla elde ettiği gücü bireysel gücü ve zenginleşme aracı olarak kullanmamalı. Ayrıca o makamda oturanlara rüşvet vererek haksız, kanunsuz işlem yaparak zenginleşme eğilimi olmamalı.

Ahlaki ve hukuki ihlali olsun ya da olmasın; hakkında bir iddia olursa istifa ederek hak ve hukuk mücadelesini alenen sürdürür. Şayet bu tür iddialar sonunda devletin adalet sistemi; arka nedeni ne olursa olsun siyasetçinin kapısını çalıyorsa, yargı önüne çıkartıyorsa demokratik etik açısından istifa beklenir.

Bu hem kuruma güveni korur hem de sorumluluk kültürünü güçlendirir. Maalesef son on altı yıldır Türkiye’de sonuç çok farklı oluyor. Kişi makamında kalmak adına her yolu deniyor. Yaptığını yaşadığı coğrafyanın halkı bilmesine rağmen siyasi ergi ve adaleti ve hukuk sistemini eleştirerek koltuğunda güç olmayı sürdürüyor. Çünkü 12 Eylül darbesinin alt yapısı olan 24 Ocak ekonomi paketini uygulamaya gelen askeri cunta ve ANAP hükümetleri Türkiye siyasetinin ahlaki değerlerinin tuzunu kokuttu.

Ülkenin siyasi kültürüne, hukuk sistemine ve kamu baskısına bağlı; örfü, ananeyi, geleneği yerden yere vurdu. Benden gayrısını şeytan kapsın algısını topluma yerleştirdi. O tarih sonrası Türkiye ahlaki değerlerine sahip çıkmayan ve bireysel ikbale hoş görüyle bakar konuma getirildi. Bu yüzden yolsuzluk yapan, rüşvet alan ve veren; makamı kendi gücü kabul ederek krallaşan, hak hukuk tanımayan ve adaleti çeşitli olanakla kişisel hedefine kullananlara sessiz kalıyor, tepki göstermiyor, o makamları işgal etmelerine ve yeniden işgal etme çabalarını görmezden geliyor.

Neden böyle davrandığı sorulduğun da ‘’ bal tutan parmağını yalar’’ diyor.

İşte bu yüzden 1980 yıl bir dönemin sonu yeni dönemin başladığı tarihtir. Karakterize bir örnek bu gerçeği gözler önüne serecektir.

Bir Kamu görevlisi, her hangi bir hizmet biriminde çalışan olası hukuksuz ve ahlaki olmayan bir çıkarla karşı karşıya kaldığın da ‘’ ya ben karımın, çocuklarımın yüzüne nasıl bakarım, nasıl hak etmediğim kazançla evime ekmek götürürüm’’ diyerek ret ederken; 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası köşe dönmeler o kadar çoğaldı ki kamuda yada bir hizmet sektöründe çalışan kişinin karısı ‘’ sen adammısın, bak filan kişi malı götürmüş güzel hayat sürüyor, sende yap bizi kurtar ” diyerek kocasını yolsuzluğa, rüşvete ve hukuksuz davranması için teşvik etmesiyle karşı karşıya kaldı.

O günden sonra Türkiye’de ahlakı ve yasal olmayan her şey hoş görüyle hayatın her alanına girdi.

Bu yüzden ‘’Anayasa bir kez delinmesiyle bir şey olamaz’’, ‘’ne istediniz de vermedik’’, belediye başkan adayını tanıtırken ‘’gücü yerinde ….’’ Sözlerini duyduk!

Bir toplumun adalet duygusu, sadece mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil; o kararlar karşısında sergilenen tutumlarla da şekillenir. Hele ki söz konusu olan bir belediye başkanıysa, mesele artık yalnızca bireysel bir hukuk süreci olmaktan çıkar; kamu vicdanını, siyasetin ahlakını ve demokratik güveni doğrudan ilgilendirir.

Bugün tartışılan durum tam da budur.

Hakkında ki adli soruşturma mahkemeye taşınmışsa, mahkeme tarafından ceza verilmişse o kişinin, “mahkeme taraflı davrandı” diyerek görevde kalma ısrarı, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir sorundur.

Elbette hukuk devletinde her kararın temyiz yolu vardır. Herkes, verilen bir hükmün üst mahkemelerde incelenmesini talep edebilir. Bu, en temel haktır. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken kritik bir gerçek vardır: Kamu görevleri, sıradan bireysel pozisyonlar değildir. Kamu makamı, sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki sorumluluk da taşır.

Bir belediye başkanının görevi; sadece hizmet üretmek değil, aynı zamanda temsil ettiği makamın itibarını korumaktır. Hakkında böylesine ağır iddialar ve mahkeme kararı bulunan bir kişinin görevde kalmak için direnmesi, ister istemez şu sorular gündeme getirir.

Kamu güveni nasıl korunacaktır?

Belediye yönetimine duyulan inanç nasıl sürdürülecektir?

Temsil edilen siyasi yapı bu yükü ne kadar taşıyabilecektir?

Siyaset, yalnızca kazanmak ve koltuğu korumak değildir. Siyaset, gerektiğinde geri çekilmeyi de bilmektir. Çünkü bazen en doğru adım, mücadeleyi makamdan değil, hukuki zeminden sürdürmektir.

Bu noktada yapılması gereken açıktır.

Belediye başkanı, görevinden istifa ederek hem kendi hukuk mücadelesinin önünü açmalı hem de temsil ettiği makamı ve siyasi yapıyı tartışmaların gölgesinden kurtarmalıdır. Eğer gerçekten masumsa, bu masumiyet en güçlü şekilde görev dışında, yargı sürecinin sonunda ortaya çıkacaktır.

Aklanırsa, kamuoyu önünde yeniden ve daha güçlü bir şekilde yer almasının önü açıktır.

Ancak görevde kalmakta ısrar etmek; “hukuki mücadele veriyorum” söyleminin ötesinde, kamu vicdanında “makamı koruma çabası” olarak algılanır. Bu da hem kişisel itibara hem de temsil edilen kuruma zarar verir.

Unutulmamalıdır ki; Adalet sadece yerini bulmakla kalmamalı, aynı zamanda yerini bulduğuna toplum da inanmalıdır.

İşte bu yüzden, bugün en büyük sorumluluk; hukuki hakları saklı kalmak kaydıyla, makamın gerektirdiği ahlaki olgunluğu göstermek ve kamu vicdanını rahatlatacak adımı atmaktır.

Çünkü bazı durumlarda istifa, bir geri çekiliş değil; aksine en güçlü duruştur.

‘’Ne alnımızda bir ayıp ne koltuk altında saklı haçımız. Biz bu halkı sevdik ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz… ‘’

‘’Çekip gidince soyguncular,
bir başka dünya kuracağız.
Yaşamak neymiş, yaşamak.
Sen o zaman gör bak……….. ‘’’

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.