Her şey pusuda gizli: Sessizliğin İçinden Bir İtiraz

Her şey pusuda gizli: Sessizliğin İçinden Bir İtiraz

ABONE OL
Mart 12, 2026 08:33
Her şey pusuda gizli: Sessizliğin İçinden Bir İtiraz
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Soygunun Olduğu Yerde Savaş Vardır

Her şey pusuda gizli! İçim de zapt edilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan bir at sanki! Soluk soluğa kalıyorum, bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum. Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte.

Ama hala bir şeyler var içimde. Vazgeçmediğim.

Birçok insan için gençlik böyle geçer. Bir Arayışın, bir inancın, bir kavganın içinde. Yıllar geçer ama bazı şeyler içten silinmez. Vazgeçilmez. Çünkü insanın içindeki hakikat duygusu, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bir gün yeniden başını kaldırır.

Sarmaşık aydınlar; arabesk hüzünler kümesi içinde ve gazete sayfalarında sere serpe yosmalaşmış!

Birde kral çıplaktır diyen haykırışları yok olmuş. Bugün ise başka bir manzarayla karşı karşıyayız.

Bir zamanlar “kral çıplaktır” diyen halk suskun.

Bir zamanlar haksızlığa karşı sözünü sakınmayanların bir bölümü, gazete sütunlarında konforlu köşelerinde arabesk bir hüzünle serili duruyor.

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor. Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük.

Düşünüyorum…

Akşam üstleri kentte yürürken bunu daha iyi hissediyorum.

Bulvarların kenarından geçersiniz. Kahvelerin önünden… İnsanlar vardır ama ses yoktur.

Konuşmalar vardır ama itiraz yoktur.

Sokaklar kıvrıla kıvrıla uzanır; fakat tek bir yaprak safra kıpırdamaz.

Varoşların ışıkları birer birer söner. Sanki bütün şehir büyük bir suskunluğun içinde beklemektedir.

Yaşamak neleri öğretti: okuduğum bütün kitapları, paramparça! Çıkıp dolaşıyorum akşam üstleri bir başıma, bir uçtan bir uca, tek başıma. Kavgamın tarihi oluyor bu kent! Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum.

Uzun, uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kıpırdamıyor. Nedensiz ve tek, tek söndürüyor ışıklarını varoşlar.

Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin sevimliliği.

Her şey pusuda.

Cellât gibi duruyor orada.

Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük!

Sanki onlardı çocukların açlık çığlığına ve ölesiye devrime bağlı kalan yiğitleri. Oysa onlar gazete sütunlarının çoktan yosması olmuş.

“Tükürsem cinayet sayılır” diyordu birisi. Doğru, tükürsek cinayet sayılıyor artık. Nerede kaldılar, özledim gülüşlerini ve kral çıplaktır haykırışlarını.

Ne kadar sakin bu sokaklar, bu kent ne kadar dingin görünüyor bana gökyüzü.

Gidenler nerde kaldılar!

Gittikçe dönmemek üzere, kayboldukça insanlık, özledim gülüşlerini.

Sanki bu kenti güzelleştiren onlardı. Sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan devrimleri güzelleştiren. Herhalde onlardı!

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir. Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor. Bir gök gürlese diyorum, bir sağanak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse.

Ama olmuyor.

Bir tufan az mı gelir, yoksa yırtan ve parçalayan fırtınalar olmalı mı? Mutlaka değişim yaratan ve dönüşümün kapısını aralayan çığ yaratmalı. Kimi zurnanın son deliği olanlar, onca yapılan yanlışa tek laf etmeden Korsikalı olmuş.

Ülkenin ve Türkiye halkının karanlık günlerine sessiz kalana alkış çalıyor.

Oysa:

Türkiye bizim için önemli.

Türkiye halkı bizim için önemli.

Siyaset yaptığımız örgüt önemli…

Ancak önem verdiğimiz değerler yıpratılıyorsa; kişisel çıkarlar her şeyin önüne geçiriliyorsa ona destek vermeyiz.

Yanında olmayız.

Verilen karara saygı duymaz ve destek vermeyiz.

Bu sessizlik sıradan bir sessizlik değildir. Ama, bir toplumun yavaş yavaş alıştığı sessizliktir. İşte en tehlikeli olan da budur. Çünkü haksızlık karşısında yükselmeyen o ses, karanlığa biraz daha alan açar.

Adaletsizlik karşısında susulan o an, çürümenin biraz daha derinleşmesine neden olur.

Bir zamanlar bu kentlerde başka insanlar vardı.

Çocukların açlığına sessiz Kalmayan…

Aşka ve özgürlüğe tutkuyla bağlı Olan…

Devrim kelimesini yalnızca slogan olarak değil, yaşamın kendisi olarak gören insanlar. Onların gülüşleri kenti güzelleştirirdi.

Çünkü inançları vardı.

Bugün ise o gülüşlerin çoğu kaybolmuş gibi görünüyor.

Kimi yoruldu, kimi kırıldı, kimi de sistemin konforuna teslim oldu. Bir zamanlar en sert itirazları yükseltenlerin bir kısmı, bugün sessizliğin en derin tarafında duruyor.

İnsan o zaman sormadan edemiyor: Nerede kaldılar?

Gerçekten de öyle bir zamanın içindeyiz ki; bazen küçük itiraz safra büyük bir suç gibi görülüyor.

Bu suskunluk tesadüf değildir. Bir toplumda yanlışlar büyüyorsa, bunun arkasında çoğu zaman çıkar ilişkileri vardır. Kimi insanlar, yapılan onca yanlışa rağmen tek söz etmeden yön değiştirir.

Dün eleştirdiklerine bugün alkış tutar. Buna bazen “uyum sağlamak” derler, bazen “siyasetin gereği” derler.

Ama gerçekte olan şey çoğu zaman başkadır: kişisel çıkarların değerlerin önüne geçmesi.

Bazıları için siyaset yalnızca bir mevki meselesidir. Bazıları için ise siyaset bir onur meselesidir.

İşte tam da burada bir ayrım ortaya çıkar.

Bizim itirazımız aşağıdaki mısrada gizlidir.

Her şey kararırken

”Karar toyunu

Yeşile çevirdiler de

Gecekondulu; Ahmet’le

Zeynep’in

Mavi umutlarını

Karanlık cücelere sattılar!

Bizim için Türkiye ve Türkiye halkı önemlidir. Ancak önem verdiğimiz değerler yıpratılıyorsa; kişi çıkarı değerlerin önüne geçiriliyorsa; toplumsal sorumluluk unutuluyorsa…

O zaman susmayız. Yanında olmayız. Alınan her karara saygı duymak başka şeydir, destek vermek başka şeydir. Eğer bir Karar halkın çıkarına değilse, eğer değerlerimizi aşındırıyorsa, ona destek vermek bizim için mümkün değildir. Çünkü siyaset yalnızca “Karar almak “değil, aynı zamanda o kararın ahlaki  sorumluluğunu taşımaktır.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.




Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.