İBRAHİM FAİK BAYAV
Cuma Suresi’nin dokuzuncu ayeti ”Ya eyyühellezine amenü” hitabıyla başlıyor. Yani, ”ey iman edenler!..” diyor. Sure Medine’de indiğine göre, hitap, Hazreti Muhammed’in oluşturduğu İSLAM SİSTEMİ içinde kendilerini emniyette bilenlere yapılmış oluyor. Peki hitabın sebebi nedir?..
Sebebi; ”İza nüdiye li’s-salati min yevmi’l-cümuati, fesav ila zikrillahi, vezeru el-beyea”. cümlesinde belirtilendir.
İfadenin Türkçe çevirisi şu: Cuma gününden, salat için çağırıldığınızda, faaliyeti bırakın, Allah’ın zikrine doğru yürüyün.
Ayeti analiz etmek istediğimizde…
a) Ayet, ”Cuma gününden çağrıldığınızda…” dediğine göre şu sorulur:
Faaliyetlerin bırakılması, bu duyurunun yapıldığı o gün mü olacaktı?.. Yoksa ‘ellezine amenü’ tanımı yapılan insanlara çağrı için belirli bir gün ve zaman mı bildirilecekti? Zamanımızdaki tefsir kitapları faaliyetlerin bırakılma zamanını Cuma günü öğle vakti olarak belirtmişler. O zaman ayet ile yapılan uyarı, öğlen vaktinin çok öncesinde ya da cuma günü öncesinde yapılmış olmalıdır.
b) Ayet ”Salat için çağrıldığınızda… diyor.
O zaman ‘Salat’ nedir? diye sorulacaktır.
Tüm mealler, istisnasız, ‘salat’ terimini, içinde tekbir, kıyam, kıraat, rüku ve secde hareketi bulunan, -bildiğimiz- ‘namaz’ olarak gösteriyorlar. Öyle midir gerçekten?.. Böyle bir uygulama için iman edenlerin çağrılmasına gerek yok ki!.. Herkes, vakti girdiğinde bulunduğu yerde seccadeyi serip bu namazı kılabilir. Öyle ise ‘salat’ için yapılan çağrıda, ‘salat’, mealcilerin gösterdiğinin dışında bir anlam taşımalıdır. Arapça Türkçe lügate bakıp ‘salat’ teriminin hangi anlama geldiğini bulacağız.
‘Salat’: اَلصَّلوةِ Bu kelimenin çoğulu ‘salevat’tır. Bildiğimiz namaz anlamında olduğu belirtiliyor. Fakat, ‘dua’ ve ‘dualar’ demek olduğu da Arapça Türkçe lügatte belirtiliyor. Demek ki, çağrılan insanlar, toplandıklarında, Rabb’e ‘dua’ ile ihtiyaç bildireceklerdir; dualarına karşılık da bekleyeceklerdir. Yani o gün ihtiyaçlar kayda alınacaktır. O kadar mı?.. Hayır… Çağrılanlara, gelmişse eğer, yeni ayetler okunacaktır; onlara, güçlerine göre, sorumluluk da bildirilecektir.
c) Ayet, ‘vezeru el-beyea‘ وَزَرُوا اَلْبَيْعَ Bu ifade, tüm faal olan insanların faaliyeti durdurun emrini içerir.
Soru şu: Bırakılması istenen faaliyet (ya da beyea) nedir?..
‘Beyea’ اَلْبَيْعَ terimini tüm mealler ‘alış-veriş’ olarak belirtiyorlar. Yani alım-satım halleri… Sözleşme konuşmaları…
Soru şu: Yevmi’l-cumua için çağrı, sadece alış-veriş yapanlar için mi olacaktı? O zamanda, insanlar nelerin alış-verişini yapıyorlardı? Ve alış verişi kimlerle yapıyorlardı? Alış-veriş dışında başka faaliyet… yani, tüccarlık dışında başka meslek yok muydu? Mesela; çiftçilik, bahçevanlık, nalbantlık, marangozluk?..
d) Ayet ”Allah’ın zikrine doğru yürüyün” diyor. ‘Ellezine amenü’ tanımı yapılan tüm i-insanlar çağrı yapılan yere doğru yürüyeceklerdir!..
Soru şu: ‘Zkir’ nedir?.. ‘Zikri Allah’ kelimesi ne demektir?
Arapça Türkçe lügatte ‘zikr‘, ذِكْرٌ bir şeyi anma; telaffuz ederek söyleme olduğunu belirtiyor. Ezberlenen sözleri tekrar edip söyletmektir de…
Tüm faaliyeti bıraktıracak bir çağrı emri, ezberlenmiş şeyin anılması için olamaz.
Zikr; yeni bir hükmün anlatılması, konuşulması, ezberlenmesi ve hatırda tutulması olayıdır.
Allah’ın zikrine doğru yürüyün, denmişse… ”Zikri allah’a yürüyün” demek, Allah’tan gelen ayetlerin konuşulması, anlatılması ve anlaşılması için mescide ya da camiye doğru yürüyün, demektir.
e) Ayet, ”Zaliküm hayrun leküm in küntüm tealemün” Bu ifadeyi, toplum bireylerine ‘öğrenme’ ve ‘bilme’ teşviği olarak anlamak gerekir. Öğrenmede ve bilmede herkes için hayır vardır.
Bilinmesi gereken şu: Öğrenme, bilme ve bildiğini anlama gerçekleşmeden ‘zikir’ gerçekleşmez.
Cuma Suresi 10: ”Ve iza kuzıyeti es-saltü fenteşiru fi’l-arzı, ve ibteğu min fazlillahi. Vezküru Allahe kesiran. Lealleküm tüflihun”.
Bu ayetin anlamı şu: Çağrı yapıldığında geldiniz. Salat gerçekleştiğinde, artık yeryüzüne dağılınız ve Allah’ın fazlından edinmeye çalışınız, diyor. ”Arz içine yayılınız” dediğinde… ARZ, acaba, yaşam sürdükleri Medine ve havalisi mi? Yoksa ARZ, dünyanın muhtelif coğrafyalarını da ima ediyor mu?
Başlangıçta çağrı yapılan yer Hazreti Muhammed’in mescidi idi. Ona iman etmiş insanların sayısına yeter durumdaydı. Zaman geçtikçe O’na iman edenlerin sayısı, çevre beldelerde arttı. Cuma çağrısı Müslüman nüfusun olduğu yerlerdeki mescitlere yapılmaya başlandı. Hazreti Muhammed’den duyulan sözler nakil ile oralarda okunmaya başlandı. 21’nci Yüzyıldayız… Tüm Müslüman ülkelerin tüm mescid ve camilerinde, cuma çağrısı adet olarak devam ettiriliyor. Çağrı nasıl oluyor?
Hazreti Muhammed’in bulunduğu yerde, ‘alış-veriş’ bıraktırıldığına göre, çağrı yapılanlar ‘tüccar’ taifesi içindi. 21’nci yüzyılda Müslümanlar her çeşit mesleği icra edebiliyorlar. Fakat her çeşit meslek de EKONOMİ çerçevesinde anlam kazanıyor. Müslüman devletler İktisadi İşbirliği programında birleşiyorlar. Yönetim hangi devlette ise, onun yaptığı çağrı ile belirlenen ülkede bir araya geliyorlar ve Allah’ın fazlından edinme konusunda anlaşmalar yapıyorlar. Yalnız, ayette emredilen ‘ZİKRİ ALLAH’ ne kadar gerçekleşiyor, onu bilmiyoruz.
İbrahim Faik Bayav
(19.09.2026 08:55)