İBRAHİM FAİK BAYAV
Önceki yazıda Cuma Suresi’nin 1’nci ayeti ve 2’nci ayetinin iki cümlesi açıklandı. Bu yazıda Cuma Suresi’nin 2’nci ayetinin ÜÇÜNCÜ CÜMLESİ’nden itibaren açıklamaya devam edilecek.
ÜÇÜNCÜ CÜMLE: ”Ve yüzekkihim ve yüallimühüm el-kitabe ve el-hikmete”.
Kur’an tercümecileri, ayetteki bu ifadeyi, ”Resul, onları temizliyor, onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor” şeklinde Türkçeye çevirmişler. ‘Temizleme’ ne demektir? Nasıl bir temizlemedir bu? Biz, bu ayetle ne anlatılmak istendiğini anlamak için ayetin kelimelerini irdeleyelim.
a) ‘Yüzekkihim’: وَيُزَكِّيهِمْ Bu kelimeyi oluşturan ‘tezkiye’ fiil masdarı, bir şeyi veya bir ürünü artırma ve çoğaltma anlamında kullanılıyor. Resul, haber verilen davranışta bulunuyor ise, bir meslek uygulamasını gösteriyor demektir. O meslek, her halde, bağ, bahçe ve tarla işleriyle alakalı olması gerekir. Resul, çalışan insanların, ürettiklerinde verim almalarını sağlıyordur. Okuduğu ayetler -bu meslek için- zirai teknik bilgiyi içerir.
b) ‘Yüallimühüm’: يُعَلِّمُهُمْ Bu fiil kelimesini oluşturan ‘talim’ fiil masdarı, hem anlatıp hem gösterip öğretme hareketi için kullanılır. Öğretme, pratiğe yönlendiricidir. Mesela, bir öğretmen, çocuklara bir sözün yazılışını öğretmek için, önce haflerini söyler. Sonra tahtaya A, B ve C harflerini yazar… Çocuklara da kalem tutma şeklini gösterip onların okuma yazma konusunda eğitilmelerini sağlar. Çocuklarda bilme, pratiğe dönüşür.
c) ‘Kitap’ اَلْكِتَابَ ve ‘hikmet’: اَلْحِكْمَتَ Bu iki terimden KİTAP yazılı nesneyi belirtir. HİKMET ise, zihni harekete geçiren unsurdur; öğrenen kişiyi olması gerekenleri düşünmeye, bulmaya ve tasarlamaya zorlar. İşte, içinde hikmet bulunan kitap, bahsi edilen resulün elindedir. Resul, toplum bireylerine elindeki kitaptan okur, teknik bilgiyi onlara sunar… Bağ, bahçe ve tarlada alınacak verim ile toplum fertlerinde hem zenginlik oluşur, hem toplumun yaşam standardı genişler.
DÖRDÜNCÜ CÜMLE: ”Ve in kanü min kablü le fi dalalin mübinin”. Bu ayet ifadesi acaba ne anlatıyor?
Türkiye’deki mealciler, bu ayet ifadesini, ”açık bir sapıklık içindeydiniz” şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Ne kadar tuhaf bir çeviri!.. Resulden ders almaya ve öğrenmeye çalışan insanlara böyle bir ifade kullanılır mı? Mealcilere sormak gerekir: Ayetteki kullanılmış ‘dalal’ sözcüğünün Türkçe karşılığı ‘sapık’ demek midir?
Günümüzde, ‘sapık’ terimini Türk halkının hangi anlamda kullandığını bilmeyen mealistler, ayet ifadesini ”açık bir sapıklık içindeydiniz” şeklinde Türkçeye çevirdiklerinde, ayet mesajını tahrif etmiş oluyorlar. Ayet, öğrenme aşamasında olan toplum bireylerinin, daha önce yanlış uygulama sebebiyle ‘şaşkın’, ‘bilmez’ ve ‘verimsiz’ olduklarını belirtiyor.
Cuma Suresi üçüncü ayet: ”Ve aharine minhüm lemma yelhaku bihim. Ve hüve azizü’l-hakimü”
Bu ayet şunu diyor: Toplumun içinde ortaya çıkarılan resul, o topluma kitaptan okuduğu, hikmet öğrettiği gibi, diğer başka toplumlara da kitaptan okuyabilir, onlara hikmeti öğretebilir.
‘Aharin’ آخَرينَ terimi, bir toplumun dışındaki toplumu belirtiyor. Mesela; günümüzde, bir üstad, ülkede bir cemaate gereken ilmi öğretiyordur. İhtiyaç duyulursa diğer cemaatlere de öğretir. Tabi, istek bildirirlerse.
‘Aharin’ terimi, bir ülkenin dışındaki diğer ülkeler şeklinde de anlaşılabilir. Günümüzde, bir ülkenin akademisyenleri, branşlarına uygun teknik bilgiyi, kendi ülke insanlarına öğretirken, ihtiyaç duyulursa, yabancı ülke insanlarına da öğretiyorlar. Dikkat edilirse, öğrenmek isteyen ülke insanları, o ülkenin insanlarına ilhak ediliyorlar (yelhaku fiili gerçekleşiyor)
‘Azizü’l-hakim’ اَلْعَزيزُ الْحَكيمُ tanımı ilk ayette yapılmıştı. Bu üçüncü ayette tekrar tanımlama yapılmış. Allah’a ait bu tanım, insanları akli ilimlere yönlendirici anlamındadır (Felsefe). İlk ayetteki ‘Azizü’l-hakim’ tanımı, yerdekilere ve göktekilere Allah’ın HÜKMEDİCİLİK vasfını bildiriyordu.
Cuma Suresi dördüncü ayet: ”Zalike fazlullahi yütihi men yeşaü . Ve allahü zü’l-fazli’l-azimi”.
Bu ayetin Türkçe karşılığı şöyle: Bu, Allah’ın lütfudur, Allah o lütfu dilediğine getirir.
Yanlış anlaşılmaması gerekiyor: Allah’ın dilediğine getirmesi, filanca kişinin bir şeyi, bir beldeye alıp getirmesi gibi bir şey değildir. Allah’ın fazlından nasiplenecek insanlar, kurala göre iş yapan ve usulüyle davranan insanlar olacaktır. İnsanlar usül ve kuralı biliyorsa mesele yok. Bilmiyor olacaklar ki, lütfa mazhar olabilmeleri için, içlerinden onlara kitabı okuyacak ve içindekileri öğretecek resul gönderiliyor.
Sahi… Ayette konu edilen resulün kim olduğu anlaşıldı mı? Anlayamamış olanlar, sadece ezberledikleri ismi resul sanırlar.
İbrahim Faik Bayav
(28.08.2026 09:00)