İBRAHİM FAİK BAYAV

İBRAHİM FAİK BAYAV

07 Ağustos 2026 Cuma

Münafikun Suresi 4: Münafıklar Nasıl Tanınır? Belayı Ülkeye Onlar Getirir

Münafikun Suresi 4: Münafıklar Nasıl Tanınır? Belayı Ülkeye Onlar Getirir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Münafiun Suresi’nde, Münafıklar ve davranışları konu ediliyor. Lakin, onların kimler olduğu isim isim belirtilmiyor. Sadece onlara dikkat edilmesi isteniyor. Peki Hazreti Muhammed nasıl bilecekti?.. nasıl dikkat edecekti  münafık kişilere?. Onların kendisine geleceği (ziyaret edeceği) haber verilmiş sadece. Nasıl tanıyacaktı onları? Dördüncü ayet onların tanınabilirliği için bazı işaretler veriyor. Ayeti altı kelimeye ayırıp Bakalım:

BİRİNCİ KELİME-BİRİNCİ İŞARET: ”Ve iza raeytühüm tüucübüke ecsamühüm”.

Ayetin bu ifadesini Hamdi Yazır şöyle açıklamış: ”Onları gördüğün vakit cisimleri tuhafına gider. Dıştan bakınca giyimleri kuşamları, şıklıkları, irilikleri, güzellikleri bedenlerinin süsü ve manzarası hoşuna gider. İmreneceğin tutar”. Bu açıklama şunu da zihne getirir: İnsanlara tepeden bakıcılık suratlarında görülür mü, görülmez mi?

İKİNCİ KELİME-İKİNCİ İŞARET: ”Ve in yekulü tesmea li kavlihim”.

Hamdi Yazır ayetin bu ifadesine de şu açıklamayı yapmış: ”Konuşurlarsa konuştuklarına kulak verirsin. Dillerinin fesahati sözlerinin akıcılığı ve tatlılığı ve konuşma sanatına olan merak ve yatkınlıkları hasebiyle güzel laf ederler. Konuşmaya başladıkları zaman mecliste bulunanların dinleyesi gelir.

Soru: Hazreti Muhammed de onları dinlemek zorunda kalır mıydı? Ziyarete geldiklerinde bir meclis oluşacağına göre!..

ÜÇÜNCÜ KELİME-ÜÇÜNCÜ İŞARET: ”Ke ennehüm huşbün müsennedetün”.

Bu ifadeyi mealciler, ”Elbise giydirilmiş odunlar” şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Hamdi Yazır ise, ”Duvara dayanmış keresteler” şeklinde Türkçeye çevirmiş. Tanımlama sözcüklerini irdeleyelim:

‘Huşübün خُشُبٌ: Bu terim, Arapça Türkçe lügatte, adi, bayağı nesneler anlamında gösteriliyor. Adi nesne denen şey ‘odun’ olsa gerektir. Çünkü, kereste, işlem görmüş biçimlendirilmiş nesnedir. Değeri vardır.

‘Müsennedetün’: مُسَنَّدَةٌ Bu kelime de Arapça Türkçe lügatte ‘elbise giydirilmiş’ anlamında gösteriliyor. O zamanda en muteber elbise, Yemen kumaşından yapılıyormuş. Bu da sadece varlıklı ve ayrıcalıklı kimselere has giyim oluyormuş.

‘Huşübün müsennedetün’ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ tanımı zamanımız için kullanılması gerekirse, elbise giyinmişlik hafif kalır. Lüks otomobillerinin içinde olmak, dünyanın pahalı saatini takınmaları, layık olmadıkları makamı kendilerine layık görmeleri, ‘münafık’ kişilerin ‘giydirilmiş odun’ olmaları için yeterli.

DÖRDÜNCÜ KELİME-DÖRDÜNCÜ İŞARET: ”Yehsebüne külle sayhatin aleyhim”. 

Bu ifade, ”her sesi veya gürültüyü aleyhlerine olacak sanırlar” şeklinde Türkçeye çevriliyor.

‘Ses’ sözcüğünden kastın, Arapça Türkçe lügate göre, azarlama sözü olabiliyor. Hükmün icrası için çağrı sesi de olabiliyor. Ezan sesi mesela… O es ile Müslümanlar mescidde toplanacaklar, Hazreti Muhammed’in bazı açıklamalarını dinleyeceklerdir. Münafık kişiler, her çağrıda aleyhlerine söz söylenecek korkusunu yaşarlar.

BEŞİNCİ KELİME-BEŞİNCİ İŞARET: ”Hüm el-adüvvü, fe zerhüm. Katelehüm’llah. Enna yüfekün”.

Ayetin bu ifadesi, ‘münafık’ olarak tanımlanan kişileri, aynı zamanda ‘düşman’ olarak belirtiyor. Ve Hazreti Muhammed’e ”onlardan sakın” diyor. Aslında münafık, içinde yaşadığı toplumun ya da milletin ilk düşmanıdır.

‘Adüv’ = düşman, hakları gasp etmeyi, esas alır. Toplum ya da ülke düzeni için belirtilmiş haklar, münafıkları çıldırtır. Bir hakkın, kendilerinden başkasında olmaması için, hile yapmak, tuzak hazırlamak vazgeçemeyecekleri harekettir. ‘Fe zerhüm’ emri, münafıklardan uzak kalmanın zorluğuna da işaret ediyor.

ALTINCI KELİME-SONUÇ: ”Katelehüm Allah; enna yüfekün”. Ayetin bu ifadesinden çıkaracağımız anlam şu:

Münafık kişiler, önce Müslüman oluyorlar. Peki, sonra, nasıl oluyor da zalimliğe  dönüyorlar?

‘Katelehüm’ قَاتَلَهُمْ.kelimesi, zihne, ”Bunların toplumda ya da ülkede yaşama hakkı olmamalı” şeklinde bir anlam getiriyor. Lakin mümkün değil. Çünkü güç onlarda. (Masumları bile yakacak) İlahi gazap gelene kadar yapabilecek bir şey yok.

İbrahim Faik Bayav
(07.08.2026 09:21)

Devamını Oku

Münafikun Suresi 1 – 3 Münafık Kimdir?.. Nerede, Ne Zaman, Nasıl Görünür?

Münafikun Suresi 1 – 3 Münafık Kimdir?.. Nerede, Ne Zaman, Nasıl Görünür?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Münafikun Suresi 1 – 3 Münafık Kimdir?.. Nerede, Ne Zaman, Nasıl Görünür?

Münafikun Suresi’nin ilk ayetinde, Hazreti Muhammed’e ”İza caeke el-münafikune” diyor. Yani, Münafıklar sana gelince… diyor.

Münafıklar Hazreti Muhammed’e niçin gelirler? Geldiklerinde ne olur? Bu soruya cevap vermeden önce, ‘münafık’ kelimesinin ne demek olduğunu bilelim.

‘Münafık’ اَلْمُنَافِقُ, Türkçe’ye de geçmiş şekliyle, normal görünümlü olduğu halde içindeki kötü niyetini gizleyen, demektir. Bunun örneği, ‘dolandırıcı’ dediğimiz kimsedir.

Hazreti Muhammed’in tebliği ile toplum İslamlaşmıştı. Medine’de İslam devleti kurulmuştu. Hazreti Muhammed İslam Devleti’nin reisi durumundaydı. Ülkede kurallar konuyor ve topluma bildiriliyordu. Menfaatperestler bundan hoşnut olmamışlardı ama durumu kabul etmekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Menfaatperestler Müslüman olmuş görünüyorlardı.

Hazreti Muhammed’in yanına geleceği bildirilen ‘münafık’ vasıflı kişiler, kurallara uyuyormuş gibi görünüyorlardı ama aslında, kural dışı hareket etmek için fırsat kolluyorlardı.

Münafıklık o zamandan bu zamana değişmemiştir. Ülkede İslamlık başladığında münafıklık zuhur eder.

Münafık kişilerin amaçları, dünyalık metalarını ya da paralarını çoğaltmaktır. Çoğalttıkları parayla toplum üzerinde hakimiyet kurmaktır. Toplumda ya da ülkede bunların dediği olacaktır; denileni yapmayanların yaşamları zindan edilecektir. Zayıf insanların itilmesi, kakılması… Çalışan insanların zayıflaması, aç kalması, ezilmesi, ölmesi münafıkların amaçlarına ulaşmasını engellemez.

Münafıklar Hazreti Muhammed’e niçin gelirler? sorusunun cevabı yapılan bu açıklama ile, herhalde anlaşılmıştır.

Ayette belirtildiğine göre, münafıklar, Hazreti Muhammed’e gelince, ”Kalu neşhedü inneke resulullah” derlermiş. Yani, ”Sen Allah’ın resulüsün” derlermiş. Onların söylediği bu söz, Hazreti Muhammed’in resullüğünü tasdik anlamında değil, günümüzde kullandığımız tabirle, ‘yalakalık’ anlamındadır. Münafıkların niyetlerinin bozucu olduğu ayetteki ”İnne’l-münafikıne le kazibün” kelimesi ile Hazreti Muhammed’e bildirilmiş.

Münafıkların karekteristik yapıları nasıldır? Sonraki ayete bakalım:

Münafikun Suresi ikinci ayet: ”İttehazü eymanehüm cünneten fe saddü an sebilillah. İnnehüm sae ma kanü yeamelün”. Yani, münafıklar yeminlerini kötü niyetlerine kalkan yaparlar. Kişileri Allah’ın yolundan menederler.

Ayetteki ‘Allah’ın yolu’ سَبيلِ اللّهِ ifadesi, düzen oluşturan kuralları tanımlıyor.

Münafıklar toplumu düzene koyan ya da koyacak kuralları, haklıya hakkını veren, haksıza müeyyide içeren kuralları, kabul eder görünürler ama uygulamaya yanaşmazlar. Başkalarını da kuralsızlığa meylettireceklerdir. Kuralsızlığı anlayanların ceza alma korkusu olunca, münafıkların Allah üzerine yemin etmeleri, fertlerdeki Allah korkusunu bertaraf etmeye yarar.

Münafıkların yemini sadece söz ile olmaz. Ferdin ya da toplumun inancını istismar ile de olur. Onların inancına uygun yapı veya oluşum veya gösteri, insanların varlıklarını iç etmeye, paralarını kapmaya, yaşamlarını perişan etmeye zemin hazırlar.

Bu ayette, o zamanki münafıklar için, sadece, ”İnnehüm sae ma kanü yeamelün” deniyor. Yani, onların davranışları KÖTÜ.

Akla şu soru gelir: Ayet, münafık kişilerin davranışlarına neden ‘KÖTÜ’ demekle yetiniyor? Yaptırım ya da cezalandırma gerekmez mi?

Ağızdan çıkan yemin ve inancı istismar hareketi, inanan ama meselenin ne olduğunu bilmeyen toplumu şüphelendirmez. Parası, malı, sağlığı gitse de, söz ve hareket ile inancının okşanması, bireyleri münafıkların safına çeker. Yaptırım ve ceza işlemine geçilse, münafıkların algı içeren sözleriyle oluşan zarar ve ziyanın müsebbibi, kural koyan otorite gösterilir. Kargaşa başlatılır ve toplumda İslamlık kalmaz.

Sonraki ayette münafıkların karekteri belirtiliyor ve Hazreti Muhammed münafıklara karşı dikkatli olmaya çağrılıyor.. Bakalım:

Münafikun Suresi üçüncü ayet:

BİRİNCİ CÜMLE: ”Zalike bi ennehüm amenü, sümme keferu”.

Ayet ifadesinden anlaşılan şu: Münafık olarak tanımlananlar, toplum düzeni için kural konduğunda, o kuralın, önce, kendilerinin serbest hareket etmelerine engel olmayacağına inanıyorlar. Hazreti Muhammed’e ”sen Allah’ın resulüsün” demelerinin sebebi de o. Sonra bakıyorlar ki, öyle değilmiş… üzerlerine sorumluluk geliyor… Hoşnut olmuyorlar. Lakin toplum memnun. O zaman, kurala uyuyor görünüp kuralı bozmanın yolunu arıyorlar.

İKİNCİ CÜMLE: ”Fe tubia ala kulubihim; fe hüm la yefkahün”.

Ayetin bu ifadesi, münafıkların itibarsız kimseler olduğunu tescilliyor. ”Kalplerine mühür vurulmuştur” diyor. Bugün bizim, KALPSİZ, VİCDANSIZ dediğimiz şeydir bu.

Münafıklarda, neyin ne olacağını anlama yeteneklerinin bulunmadığı da, bu ayet ifadesiyle, belirtilmiş oluyor.

İbrahim Faik Bayav
(31.07.2027 09:00)

Devamını Oku

Teğabün Suresi 10 – 12: İyi Niyet, İnsanı Cennetten Mahrum Etmez 

Teğabün Suresi 10 – 12: İyi Niyet, İnsanı Cennetten Mahrum Etmez 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Teğabün Suresi 10 – 12: İyi Niyet, İnsanı Cennetten Mahrum Etmez

Teğabün Suresi’nin 9’ncu ayetinde, salih iş yapanların cennete girdirileceği belirtildi. Toplumda salih iş yapamayanlar mutlaka olacaktır. Bu insanların cennete girme imkanı olmayacak mı? Olması gerekir. Bunun için Salih iş yapamayan insanlarda niyet belirleyici olacaktır. Fertler salih iş yapamasalar da iyi niyet cennetin kapısını açık tutar. Ya kötü niyet?.. İşte bunu anlayabilmek için onuncu ayete bakacağız:

Teğabün Suresi’nin onuncu ayeti şu: ”Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ülaike ashabü’n-nari; halidine fi ha. Ve biese’l-masir”.

Bu ayete göre insanlarda kötü niyet, ‘keferu’ ve ‘kezzebu’ çerçevesinde oluşuyor. Yani kural belirten tavsiyelerin ret edilmesi ve tekzip edilmesiyle. Bu kişilerin cennet yaşamına ulaşabilmeleri mümkün olmayacaktır. Es kaza cennet ortamında kalsalar, bencil tavırları oradan ret edilmelerine sebep olacaktır.

 ‘Nar’ اَلنَّارِ sözcüğü ‘ateş’ demek ise de bu sözcük ‘hezimet’ ve ‘bozgun’ anlamına da geliyor.

‘Ashabü’n-nar’ اَصْحَابُ انَّارِ kelimesi, bozulmuşlar ve itilmişler anlamında bir tanımlama oluyor. Tekfir ve tekzip etme davranışında bulunan kişiler, akılları başlarına gelmedikçe ve tavsiyeleri kabul etmedikçe bu vasıfta kalacaklardır.

Yazının başında, salih iş yapamayanların cennete girmesinde niyetlerinin belirleyici olduğu belirtildi. Fakat, fert ya da toplum, salih iş yapılmamasıyla bir zorluğun ve sıkıntının içine mutlaka girmiştir. İyi niyet, onların yaşamlarının aydınlanmasına imkan sağlar. Sonraki ayete bakalım:

Teğabün Suresi on birinci ayet: BİRİNCİ CÜMLE: ”Ma esabe min musibetin illa bi iznillahi”. Yani?..

Ayette diyor ki; bir insana veya bir topluma,  musibetten her ne isabet ettiyse, Allah’ın izni olmadan isabet etmemiştir.

Bu ifade, sebep-sonuç kuralını akla getirir. Musibeti getirecek sebep varsa, musibet gelir ferdi veya toplumu bulur. Burada da musibetin isabet oranı fertlerdeki niyetlere göre tecelli eder.

İKİNCİ CÜMLE: ”Ve men yümin billahi yehdi kalbehü. Vallahü bi külli şeyin alimün”. Bu ayet, her kim Allah’a iman ederse Allah onun kalbine doğruya ulaşma yolunu açar” diyor. Allah’ın her şeyi bilici olduğuna vurgu yapıyor.

Ayetteki bu ifadeden ortaya çıkacak anlama dikkat edilmesi gerekir. Allah her şeyi bilici ise, bilicilik, bildiği çok şeyi insanlara bildirici olacağını da bildirir. İman, O’nun biliciliğini kabul etmektir. Bu da O’nun bildirdiğini öğrenmeden olmaz.

Soru: Fert veya toplum Allah’ın ‘bilici’ sıfatı karşısında neyi bilecektir?.. Neyi öğrenecektir?..

Cevap: Gelecek musibetin sebebini öğrenecektir. Fakat burada bilinmesi gereken bir şey daha var: Gelecek musibetin sebebi bilinse de, fert veya topluma isabet edip etmeyeceği, üstte belirtildiği gibi, niyetlere bağlı olacaktır. Konu KADER çerçevesine girer; duralım.

Teğabün Suresi on ikinci ayet: ”Ve atıullahe ve atıuu er-resule. Fe en tevelleytüm, fe innema ala resulina el-belağu’l-mübin”.

Bu ayet, toplum fertlerine, Allah’a ve onun Resulüne itaat edin diyor.

Allah’a itaat etmek, otorite tarafından gönderilen emirlere dikkat etmek, demektir. Emirlerin içeriğini anlayanlar vardır; dikkat edeceklerdir. Anlayamayanlar ise, ”resule itaat edin” emri gereğince, onun açıklamasına ve davranışına göre hareket edeceklerdir. Yani, ya bizzat Resul ya da onun tayin ettiği kişiler toplum fertlerini bilgilendireceklerdir.

Bugün Müslüman ülkede uygulananlara dikkat ediliyor mu? Yönetime gelenler, ne olduğunu bilmediği kanunu çıkarıyorlar; kanunu bilmeyen ve kanundan haberi olmayan vatandaşlar yanlış yaptığında cezai işlem uyguluyorlar.

Gelen emir ve tavsiye karşısında, yüz çevirirseniz, diyor ayet. O zaman size bildiren ve öğreten resulün -uğradığınız musibet karşısında- bir sorumluluğu olmaz.

İbrahim Faik Bayav
(24.07.2026 09:31)

Devamını Oku

Teğabün Suresi 9: Yevmi’l-cem, Kötü ve Asi İnsanların Yargılanma Günüdür

Teğabün Suresi 9: Yevmi’l-cem, Kötü ve Asi İnsanların Yargılanma Günüdür
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Teğabün Suresi’nin sekizinci ayetinde, ”Allah’a iman edin, onun resulü ile, indirilen nur ile emniyete girin’ diye insanlara tavsiye edilmişti. Sebebini dokuzuncu ayeti okuduğumuzda anlayacağız.

Dokuzuncu ayet: BİRİNCİ CÜMLE: ”Yevme yecmeuküm li yevmi’l-cem’ı; zalike yevmü’t-teğabün”.

Bu cümlede bulunan ve Sure’ye ad olan ‘teğabün’ اَلتَّغَابُونِ kelimesi, aldanma – aldatma olayına verilen ad oluyor. ”İşte bu aldanma günüdür” dendiğinde, bir toplumda kuralsız yapılan işlerin kötü sonuç getireceğinin işareti verilmiş olur. Toplumda kimler kimleri aldatıyordur?.. Kimler nasıl aldanıyordur?..

‘Yevmi’l-cem’, يَوْمِ الْجَمْعِ cem günü demektir.  Bu kelime Türkçede TOPLANMA GÜNÜ olarak karşılık buluyor.

‘Yevmi’l-cem’ tanımını mealciler, ‘haşir günü’ şeklinde anlıyorsa da, bir kaç mealci ‘Yevmi’l-cem’ kelimesine  kıyamet günü anlamını veriyor.

‘Yevmi’l-cem’ kelimesi, belki haşir gününü hatırlatıyordur ama öldükten sonrasında oluşacağına inanılan haşir günü değildir bu.

Bahsedilen cem günü, ticari faaliyet sahiplerinin, belli zaman sonrasında muhasebeye tabi tutulacağı gündür.

Yaşadığımız bu zamanda, şirketlerin muhasebecileri, Mart ayı öncesinde toplanırlar ve muhasebe yaparlar, Gelir – gider tablolarıyla, belirtilen kar veya zararı yönetim kadrosuna sunarlar. Mart ayı içinde devlet, o toplanma gününün sonucundan haberdar edilecektir. Netice hem umuma açıklanır; hem de maliyeye bildirilir. Devlet, gereksiz yatırımlarla ve harcamalarla aldanan şirketlere ”geçmiş olsun” der belki. Ama, gerekli yatırımla iyi gelir elde eden şirketlerin muhasebecileri, -yönetici baskısıyla- belgelerde oynama yaparak ‘aldatma’ işine girişebilirler. Gün, onların günü oldu sanılacaktır. Ancak, önceki ayette insanlar için belirtilen, ”Allah yaptıklarınızdan haberdardır” uyarısı, devletin, ummadıkları zamanda şirket yöneticilerinin karşılarına çıkaracağının işaretini verir. Ayette haber verilen ”zalike yevmü’t-teğabün” ifadesi, bu kişiler için tecelli etmiş olacaktır.

İKİNCİ CÜMLE: ”Ve men yümin billahi ve yeamel salihan yükeffir anhü seyyiatihi”. Yani, her kim Allah’a iman eder, işlerini salih olarak yaparsa, o kişinin geride kalan kusurları ve ayıpları örtülür.

Ayet, Hazreti Muhammed’in İslamlaştırdığı topluma hitap ediyor. O toplumun Medine toplumu olduğu anlaşılmıştır. İnsanların, genellikle, kusurlu ve ayıplı olduğu bu ayet ifadesiyle anlaşılmış oluyor. Örtüleceği belirtilen kusur ve ayıplar, bilmeme sebebiyle iş yapan, faaliyet gösteren fertleri kapsar.  Ya henüz kural konmamıştır; ya da kural konmuş ama konulan kural toplum fertlerine bildirilmemiştir. O ana kadar toplum bireyleri veya grupları kendilerine yarayacak usul ile iş yapıyor ve hareket ediyordurlar. İslamlık ferdin değil toplumun yararını esas alır.

Teğabün Suresi’nin indirildiği Medine’de, artık, İslam Devleti oluşmuş demektir. Toplum düzenini oluşturacak kurallar Allah tarafından gelmeye başlamıştır; Hazreti Muhammed, kuralları ya bizzat kendi, ya da görevlendirdiği elemanlar ile topluma tebliğ ediyordur. Hangi fert bildirilen kural ile iş yapmaya başlarsa, geçmişte bilmeme sebebiyle oluşan kusurlar ve ayıplar, zaten, otomatikman ortadan kalkacaktır; hiç bir fert muaheze edilmeyecektir. Yetki, Hazreti Muhammed’dedir. O yetki Hazreti Muhammed’den sonra devletin başındaki şahıslarda olacaktır.

Genel hüküm: İslamlaşan devletin başındaki şahıslar, toplum düzeni için oluşturulan kuralları toplum bireylerine tebliğ etme ve ettirme ile sorumludurlar. Zamanımızda, siyasete hakim kişilerin, torba veya çuval içine sıkıştırılmış kural metinlerinden ”şu şu kelimeyi çıkardık, şu kelimeyi veya cümleyi ekledik” gibisinden işlemleri toplumun işine yaramaz. İşi kitabına uydurabilen birilerine, millet fertlerini aldatma fırsatı verir.

‘Yeamel salihan’ يَعْمَلْ صَالِحًا kelimesi ‘hayırlı iş’ demektir. Böyle iş, hem yapana hem topluma hem de ülkeye fayda sağlar. Gerekirse ülke dışındaki ülkelere bile faydası dokunur. Nasıl fayda sağlar? sorusu akla gelecektir. Cevap için ifadenin devamına bakacağız:

Teğabün Suresi ÜÇÜNCÜ CÜMLE: ”Ve yüdhılühü cennatin tecri min tahtiha el-enharu halidine fi ha. Zalike fevzu’l-azim”. Yani, toplum bireylerinin işlerini salih şekilde yapmasıyla altından ırmaklar akan cennet yaşamına geçiş başlayacaktır. Güzel yaşamın devamlılığını sağlayacak olan SU’dur.  Mesela, ırmak önüne baraj yapım faaliyeti SALİH AMEL ya da hayırlı iştir. Ammaaa!.. aşırı yağış ile dolan barajı, ölçülü tahliye yerine kapakları açıp suyu aniden serbest bırakmak, insanların yaşamını cehenneme çevirecek harekettir.

İbrahim Faik Bayav
(17.07.2026 09:25)

Devamını Oku

Teğabün Suresi 7 ve 8: Devlet, Kötü ve Bozuk Niyetlileri Bulur ve Ortaya Çıkarır

Teğabün Suresi 7 ve 8: Devlet, Kötü ve Bozuk Niyetlileri Bulur ve Ortaya Çıkarır
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Teğabün Suresi 7 ve 8: Devlet, Kötü ve Bozuk Niyetlileri Bulur ve Ortaya Çıkarır

-Bahsedilen devlet, hukuku belirleyen ve işleten devlettir-

İnsanların birbirini aldatmasını konu eden Teğabün Suresi’nin yedinci ayeti ile konuya devam ediyoruz.

Yedinci ayetin BİRİNCİ KELİMESİ: ”Zeame ellezine keferu en len yüb’asü”.

Bu ifadeyi meacller ”inkar edenler öldükten sonra diriltilmeyeceklerini sandılar” şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Hangi ölüm?.. Nasıl bir dirilme?.. Mealcilerin hiç birinde bunun açıklaması yok. Çünkü bu ayet öldükten sonra diriltmeyi konu etmiyor. Kelimeleri irdelediğimizde, bu ayetin neyi konu ettiğini anlayacağız.

‘Yüb’asü’ يُبْعَثُوا fiili, bir şeyi ortaya çıkarma hareketini yaptırıyor. Ama bu ifade, mevtanın toprağa gömüldükten sonra hayat bulması için çıkarılması anlamında olmuyor. Eğer ‘yüb’asü’ fiili topraktan çıkarılma olayı için kullanılacaksa, bu fiil ile toprak içinden oluşan -iyi veya kötü- bir şeyin ortaya çıkarılması anlamında kullanılabilir.

Şimdi, Arapça-Türkçe lügatin içine girip ‘be-a-se’ fiilinin anlam kazanan hareket biçimlerine bakacağız:

a) Birini veya bir şeyi, biriyle göndermek hareketi…

b) Uykusundan uyandırma ve kaldırma hareketi…

c) Teşvik etme, tehyiç etme hareketi…

d) Birilerinin üzerlerine bela indirme hareketi.

Bu ‘yübasü’ fiili, ister kaldırma, ister gönderme, ister teşvik, ister indirme anlamında kullanılsın, sadece bilinen bir şeyin ortaya çıkarılacağını amaçlar. Ayetin Zeame ellezine keferu en len yüb’asü’ ifadesi, kafirler, zamanı gelince ortaya çıkarılmayacaklarını sandılar, şeklinde anlam içerir. Demek ki ‘onlar’ zamiriyle işaret edilenler kafirliklerini gizliyorlardı.

‘Ellezine keferu اَلَّذينَ كَفَرُوا kelimesi, İslamlaşan toplumda, konan kuralları kabul etmeyenleri tanımlıyor. Çünkü, onların İslamlaşan toplumdaki niyetleri gizlidir.

‘Bease’ بَ عَ ثَ fiilinin kullanılışına örnek; Bakara Suresi’nin 56’ncı ve 213’ncü ayetlerindedir:

İKİNCİ KELİME: ”Kul, bela ve rabbi le tüb’asünne sümme le tünebbeüne bi ma amiltüm”.

Hazreti Muhammed’e söylemesi emredilen bu ifadenin Türkçe karşılığı şöyle:  Evet!… Rabbim sizi mutlaka ortaya çıkaracak; sonra nasıl işler yapmış olduğunuzu size haber verecek.

İfadedeki ‘ma amiltüm’ مَا عَمِلْتُمْ kelimesi, alavere dalavere işler anlamına geliyor. Yani, görünüşte ‘yapıcı’, arka tarafta ‘bozucu’. Bozuculukları ancak somut delil belli olduktan sonra ortaya çıkarılacaktır.

Günümüzde aynen öyle oluyor. Gerek kara para aklayıcıları, gerek uyuşturucu tacirleri, aylarca takip edildikten ve delil elde edildikten sonra baskın yapılıp tutuklanıyorlar.

ÜÇÜNCÜ KELİME: ”Ve zalike ala allahi yesirun”. Bu ifadenin Türkçe karşılığı şu: Ortaya çıkarma olayı, Allah’ın zatı için kolaydır.

O zamanda Allah’ın zatı için kolaydır. Yüzyıllar sonrasında, Allah’ın zatına ait kolaylık, Allah’ın yarattığı kullar üzerinde tecelli eder. Devlet devlet gibi olacaktır; ülke içindeki alavere-dalavere tıynetliler, devletin sahip olduğu güç ile, toplum içinden açığa çıkarılıp götürülecektir. Devlet, devlet gibi olmadığında, o devlet zaten, ayette tanımı yapılan ELLEZİNE KEFERU sınıfına girer. Bu da, hariçteki ülkelerde açığa çıkarılır.

Teğabün Suresi sekizinci ayet: ”Fe aminü billahi ve resulühi ve’n-nuri, ellezi enzelna”.

Bu ayet ifadesiyle muhatap alınan toplum bireylerine şu tavsiye ediliyor: Allah’a iman ile… O’nun resulü ile… ve indirmiş olduğumuz Nur ile, emniyete girin.

Bu tavsiye, toplum bireylerinin zihninde şu anlamları oluşturur:

a) Tavsiye eden güç, toplum üzerindeki hakimiyetini belli etmiştir. Başka bir güce yönelme, ondan medet bekleme imkanı ortadan kalkmıştır.

b) Resul bilinen zat, tavsiye edilen kuralların örnek olarak ilk uygulayıcısıdır. İman, onun uygulaması ve uygulatmasıyla, gönüllerde pekişecektir.

c) İndirilen NUR, اَلنُّورِ her tavsiyenin yazılmış ve kayda geçmiş halidir. Tescil olmadan hüküm icra edilemez. Zamanımızda tescil ve uygulama, medeni her ülkede, Ticaret Kanunu ile mümkün oluyor.

İbrahim Faik Bayav
(10.07.2026 09:06)

Devamını Oku