15 Haziran 2026 Pazartesi
Yaşar Kara ve Dr. Polyanna Succi Evliliklerinde 32. Yılı Kutladı
Eğitimde "Yüreklere Dokunmak"
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
SOKAĞIN SESSİZ ÇIĞLIKLARI
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?
ADNAN DENİZ
EĞİTİMCİ/YAZAR
Hiçbir şey istemeden olmuyor. İnsan bir şeyi gerçekten isterse bütün enerjisini o amaca yönlendirebilir. Ancak burada esas olan, istendik davranışın bireye ne kazandıracağını anlatarak kişileri istekli hâle getirmektir.
İşte burada görev eğitmene düşer. Eğitici; anne olabilir, baba olabilir ya da öğretmen olabilir. Eğitimde esas olan, zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.
Öğrenme sürecini oyunlaştırmak; oynayarak, araştırarak veya yaparak öğrenmeyi sağlamak, öğrenmenin kalıcılığını artırır. Ayrıca ödüllendirmek, yapılan doğru davranışları onaylamak ve takdir etmek, kişinin başarısını görünür kılar. Bu da bireylerde hem isteklilik oluşturur hem de onları daha fazla başarıya yönlendirir.
Öğrencilerin gelişim dönemlerinin göz önünde bulundurulması ve onlara yönelik davranışların bulundukları gelişim sürecine göre değerlendirilmesi, olumlu davranışların ve akademik başarıların artmasında oldukça etkilidir.
Küçük insanlar da büyükler gibi kendilerine saygı gösterilmesini, değer verilmesini isterler. Siz onlara ne kadar değer verir, ne kadar önem verirseniz; onlar da sizin olumlu davranışlarınıza öykünür, vermek istediğiniz değerleri ve davranışları daha kolay benimserler. Böylece eğitim süreci daha etkili ve daha kalıcı hâle gelir.
Eğitim, insanların yüreklerine dokunma sanatıdır. Ancak fedakârlıkla, anlamayla, anlayışla ve sürekli çabayla öğrencilerimizi gerekli olan olumlu ve istendik davranışlara ulaştırabiliriz. Demem o ki; olumlu örnek olmak, doğru davranışları uygulamak ve öğrencileri bunlara özendirmek, eğitimde başarının temel şartlarından biridir. Çünkü en etkili eğitim, söylenenden çok yaşatılan ve örnek olunan eğitimdir.
ADNAN DENİZ
EĞİTİMCİ/YAZAR
Ayaklarında donları, üstlerine giyecek sırtları yoktu. Yağmurlu kış günlerinde yarım yamalak kurulan çadırlarının etrafında çocukları fır fır dönerek oynuyor; sanki var olan özgürlüğün tadını yalnızca onlar çıkarıyordu.
Mahallenin en ücra köşelerinde kurulmuş çadırların etrafında yılkı atları cirit atıyor, cansız at arabaları bir köşede yağmur altında ıslanıyordu.
Adlarına çingene mi deniyor, aptal mı deniyor; hiç kimsenin umurunda değildi. Her birinin çadırında davulları asılı duruyor, kendileri upuzun oturuyorlardı.
Yoldan geçenler içlerinden onlara sanki gıpta ile bakıyor, “Yahu, bunlar ne kadar rahat,” diye iç geçiriyorlardı. Geçim derdi, gelecek kaygısı olmadan ve hiçbir şeye kafa yormadan yaşamak demek ki buydu. Demek ki insanlar bütün dertleri kendileri çoğaltıyordu.
Bazen kamışlıktan getirdikleri kamışları birer sanat eseri gibi ince ince işleyip sepete dönüştürüyor, bazen de radyolarından çıkan yanık bir türkü eşliğinde çaylarını yudum yudum içiyorlardı.
Abdallar mangallarda pişirdikleri tavukları yerken, çocukları yeni yeni öğrendikleri zurnaları çalıyor, davulları tokmaklıyordu. Çingenelerin sepet örerken yaşadıkları özgürlüğü, abdallar davul zurna ile yaşıyordu. Demekki mutluluk buydu.
ADNAN DENİZ
EĞİTİMCİ/YAZAR
Hayallerimizin beklentilere, beklentilerimizin ise hayal kırıklıklarına dönüştüğü yıllar…
Ve işte, bu yıllar üzerine bina edilen bir yaşam tarzıdır yaşadığımız.
Ya hayallere doğru koşamadık
ya da beklentilerimizi elde etmek için
gerekli mücadeleyi gösteremedik, zannımca.
Yine de yaşadık;
belki istemediğimiz bir işe girip çalışarak,
belki de çok sevdiğimiz birinden çok uzakta kalarak.
Kimi zaman başkalarının hayalleriyle yaşamaya çalıştık.
Ama ne zordur bilir misiniz?
bazı şeyleri mecburiyetten yapmaya çalışmak…
Mecburiyetten yaşamak gibi bir şeydir bu.
Kolaya kaçmak, gurura sığınmak,
aslında mücadeleden kaçmaktır sanırım
en zayıf yönlerimiz.
Öyleyse;
hayallerimize sıkı sıkıya sarılmalı,
beklentilerimiz için çok çalışmalı
ve sahte yaşantılardan uzak durmalıyız.
Adnan Deniz
ADNAN DENİZ
EĞİTİMCİ/YAZAR
Gece olunca, ne kadar kaybolan sesler varsa, başımıza üşüşürler.
Aman yarabbi ! ne kadar da gerçek gibidirler. .
Kimilerinin emir verdiği cümleleridir kulaklarımızı tırmalayan, kimilerinin özür dileyen hüzünlü ses dalgalarıdır gelip, kulaklarımıza dolan. .
Kimilerinin öğütleridir, yanıbaşımızda bizlere fısıldayan.
Onlar, çoktan terketmişlerdir yer yüzünün bu şaşalı mekanlarını, ama işte bir hoş sedaları kalmıştır, kulaklarımızda dolanıp duran.
Sesler, sevdiklerimizin sesleridir, her gece çok uzaklardan bizlere seslenenler. Onlar ne kadar gitselerde bizlere bıraktılar anılarını, yüzlerinin güzelliklerini, onlar ne kadar gitselerde bizlere bıraktılar dünya kadar öğütlerini. Bizlere bıraktılar her gece kulaklarımıza çarpan seslerini.
Onların gezer sesleri her gece, gökyüzünün sonsuzuklarında. Onların baktığını hissederiz bizlere bir yerlerden. Onların anlarız ne dediklerini,o güzelim öğüt lerinden,anlarız bize kalan seslerinden.
ADNAN DENİZ
EĞİTİMCİ/YAZAR
Aslında hayâl gibi geliyor yaşadıkları insana. Bu nasıl olur?dediğimiz pek çok şeyi,şaşkınlıkla yaşıyorıyoruz mesela.
Var olup, yok olanları, varken hiç yok olmayacak gibi yaşayanları görüyoruz örneğin.
Bazen şu nerede? diye göz gezdirdiğimiz ve aradığımızın olmadığını gördüğümüzde,içimizi büyük bir hüzün kaplıyor. İşte bu hüzün, kendi sonumuza yaktığımız ağıttır mesela.
Buna rağmen çaresizliğin verdiği”elden hiç birşey gelmeme “duygusu bizleri beklemekten başka yola sürüklemiyor malesef.
Neyi beklemek mesela? Şöyle ki tam sevinçli bir anda kötü bir şeyi düşünmek gibi bir şey bu! İnsanın bütün duygularını perişan ediyor.
Yani bu duygu,hayatı zindan ediyor insana! İşte bu his alıp götürüyor içimizdeki yaşama isteğini. İşte bu his uyandırıyor bizdeki dünya gerçeğini.
Adnan Deniz