" />

Ahlaki Çürüme, Siyaset ve Toplumsal Meşruiyet Krizi 2

Ahlaki Çürüme, Siyaset ve Toplumsal Meşruiyet Krizi 2

ABONE OL
Ocak 22, 2026 11:20
Ahlaki Çürüme, Siyaset ve Toplumsal Meşruiyet Krizi 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Ahlaki Çürüme, Siyaset ve Toplumsal Meşruiyet Krizi 2

Amerika Birleşik Devletleri ve ittifakları, dünyaya demokrasi ve özgürlük götürdükleri iddiasındadır.

Ancak pratik, bu iddianın tam tersini göstermektedir.

Bu güçler demokrasi getirmez, özgürlük üretmez, halkların iradesine saygı duymaz. Aksine, demokrasiye ve özgürlüğe düşmandırlar.

Bu nedenle ulus devletleri tasfiye etmek isterler. Ulusal egemenliği zayıflatmayı hedeflerler.

Ulus devletler doğrudan yıkılmamaktadır. Bunun yerine işlevsizleştirilmektedir. Bu süreçte yeni araçlar devreye sokulmuştur. Mega kentler!

Ulusal bağları zayıflatır

Toplumsal bütünlüğü parçalar

Yerel kimlikleri silikleştirir

Böylece ulus devletler, siyasi olarak ayakta görünürken fiilen pasivize edilir.

Bu çerçevede bazı medya ve siyasal tutumlar dikkat çekicidir. Birgün SDG’yi desteklemesi, başka gün HTŞ’ye yönelik tutumları aynı emperyalist çerçevenin yansımalarıdır.

Aynı şekilde İsrail devletinin katliamlarına verilen destek, Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı el altından kışkırtılması ulus devletlere karşı yürütülen çok yönlü baskının parçalarıdır.

Ulus devletler, emperyalist finans oligarşisinin kontrolündeki devletlerle gerçek anlamda dost ya da eşit müttefik olamaz.

Ne; İngiltere, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’nin dostudur. Bu güçlere güvenerek siyaset yapanlar, yarı yolda kalmaya mahkûmdur.

Mandacılık, yalnızca askeri ya da ekonomik bir teslimiyet değildir. Aynı zamanda zihinsel ve siyasal bir bağımlılık hâlidir.

Bu anlayış çözümü dışarıda arar. Halkı özne olmaktan çıkarır. Ulusal iradeyi tali hâle getirir. Bu nedenle mandacılık, modern biçimleriyle yeniden üretilmektedir.
Bu tablo karşısında tek bir yol vardır.

Tam bağımsız Türkiye.

Bu bağımsızlık sözde değil, gerçek olmalıdır, ekonomik, siyasal ve kültürel alanları kapsamalıdır.

Bunun siyasal karşılığı ise nettir. Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin inşası.

“Su çürüdü” ifadesi bir tespit olduğu kadar bir uyarıdır.

Bu bir davettir.

Karar ver

Taraf ol

Netleş

Eski bir deyişle; “Kılıcın keskinse elin kabzada olsun; atın şaha kalkıyorsa dizginler elinde olsun.”

Ya Ekrem’ce ol ya Türk halkından yana.

Sonuçta uyarı ve tarihsel sorumluluk içinde yaptığım analiz kişisel kırgınlıkların ya da dönemsel siyasi çekişmelerin toplamı değildir. Anlatmaya çalıştığım şey, toplumsal meşruiyetin nasıl aşındığı, siyasetin ahlaki zeminini nasıl kaybettiği ve bunun hangi sonuçlara yol açtığıdır.

Siyaset, ahlaki değerlerden koptuğunda söylem boşalır, İddia inandırıcılığını yitirir. Halk ile siyaset arasındaki bağ kopar.

Bu kopuş, yalnızca bir partinin değil, ülkenin geleceğini etkiler.

Türkiye’nin bir CHP gerçeği var. Tarihsel yükü olan CHP. Bu yüzden CHP, sıradan bir siyasi parti değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, bağımsızlık mücadelesini ve halkçı birikimini temsil eder. Bu nedenle CHP’de yaşanan her ahlaki kırılma, toplumda katlanarak yankı bulur.

Deniz Baykal örneği, Kemal Kılıçdaroğlu süreci, Özgür Özel’in “değişim” iddiası…

Bunların tamamı tek bir noktada birleşmektedir. Söylem ile eylemin örtüşmemesi!

Bu örtüşme kaybolduğunda, en doğru söz bile etkisizleşir.

Değişim, tek başına ilerici bir kavram değildir. İçeriği boşaltıldığında geriye doğru da işleyebilir. Gerçek değişim, dönüşümle mümkündür.

Dönüşüm; ahlaki temizlik ister hesaplaşma ister cesaret ister.

Kangren olmuş yapıları koruyarak ilerleme sağlanamaz. Önderlik, burada belirleyici ölçüttür.

Önderlik normalleşmez, yumuşamaz, gerçekleri eğip bükmez, önderlik, bedel ödemeyi göze alır.

Mandacılık bugün tankla, topla gelmemektedir. Bugün mandacılık “Uluslararası destek” söylemiyle, “Batı ile uyum” gerekçesiyle, “Demokrasi ihracı” masalıyla sunulmaktadır.

Bu anlayış, halkı edilgenleştirir; çözümü dışarıya havale eder. Oysa tarih açık biçimde göstermiştir ki bağımsızlık, ithal edilemez!

Ulus devlet, emperyalist söylemin iddia ettiği gibi çağ dışı değildir. Aksine, halkların kendi kaderini tayin edebilmesinin temel aracıdır.

Ulus devleti tasfiye edilen toplumlar kimliksizleşir, parçalanır, kolay yönetilir, bu nedenle ulus devlet savunusu, gericilik değil; bağımsızlık mücadelesidir.

Çıkış yolu ‘’Demokratik Halk Cumhuriyeti’dir’’. Çizilen çıkış yolu nettir.

Tam bağımsızlık

Halk egemenliği

Emeği merkeze alan bir düzen

Gerçek demokrasi

Bunun siyasal karşılığı, Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin inşasıdır. Bu hedef kısa vadeli bir slogan değil uzun soluklu bir mücadele programıdır

‘’Su çürüdü” bir mecaz değildir. Bu bir alarmdır. Sistem içi makyajlarla bu çürüme gizlenemez. Ahlaki temizlik olmadan siyasal iddia kurulamaz.

Karar anı ertelenemez.

Ya Mandacılığa teslim olunacak ya da halktan yana, bağımsızlıkçı, onurlu bir yol açılacaktır.

Bu analizim bir çağrı değildir, ama sessiz kalmanın da mümkün olmadığını ilan eder.

Tarih, tarafsızları affetmez.

Ahlak, ertelemeyi kabul etmez.

Tuz koktu.

Su çürüdü.

Artık ya temizlenecek ya da bu çürümenin altında kalınacaktır.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.