İnsanlık tarihinin en derin ve en güçlü seslerinden biri, anaların yanık sesidir. O ses ki; çocuklarına sadece yaşamı değil, aynı zamanda yaşamın zorlukları karşısında dimdik durmayı öğretir. Ölüm korkusundan korkmamayı, zulme boyun eğmemeyi, insan olmanın onurunu o ses fısıldar. İşte bu yüzden kadınların özgürce yaşamasını kim istemez? İnsanlığın en temel değerlerini taşıyan, insanı insan yapan her duygunun kaynağında kadın vardır. Bu nedenle 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Bugün; kadınların birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. İnsanlık tarihinin yarısını omuzlarında taşıyan kadınların, hak ettikleri eşitliği ve özgürlüğü hatırlatma günüdür.
Kadınlarımız…
Ah kadınlarımız…
Yüzyıllardır süren çileniz, acınız ve mücadeleniz hâlâ bitmedi. Yaşamı güzelleştiren sizsiniz; ama ne yazık ki yaşamı size zorlaştıranlar da var. Hayatı zehir etmek isteyen zihniyetler, kadınların yakasını bırakmıyor. Bugün birçok yerde süslü sözler duyacağız. Gazetelerde, televizyonlarda, kürsülerde kadınlara övgüler dizilecek. Kadınların ne kadar değerli olduğu anlatılacak. Ancak insan ister istemez şu soruyu soruyor: Yaşanan gerçeklerle söylenen sözler arasında neden bu kadar büyük bir uçurum var?
Çünkü gerçek hayat çoğu zaman bu sözlerin çok uzağında. Kadınlar hâlâ evde görünmeyen emeğin yükünü taşıyor. İş yerlerinde aynı işi yapmalarına rağmen çoğu zaman emeklerinin karşılığını tam olarak alamıyorlar. Toplumsal yaşamın birçok alanında ikinci plana itiliyorlar. Bir yandan kadın bedeni ticaretin ve reklamın nesnesi haline getiriliyor. Diğer yandan bazı anlayışlar kadını görünmez kılmaya çalışıyor; onu kapatarak, sınırlayarak, sıradanlaştırarak toplumsal hayattan uzaklaştırıyor. Kadınlar kimi zaman erkeğin hükmüne teslim edilmek isteniyor. Şiddetin hedefi oluyor, hakarete uğruyor, hatta yaşamdan koparılıyor. Oysa insanlığın varlığını sürdürebilmesi bile kadınların emeği ve varlığıyla mümkündür. Ne büyük bir çelişkidir ki; kadın olmadan yaşamayı bilemeyenler, yaşamı kadınlara dar etmeye kalkışıyor. Ancak tarih bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Kadınlar haklarını bekleyerek değil, mücadele ederek kazanmıştır. Kadınların özgürlüğü bir lütuf değildir. Bir gün birilerinin verileceği bir armağan hiç değildir. Özgürlük ancak sahip çıkıldığında, talep edildiğinde ve mücadele edildiğinde gerçek olur.
Bu nedenle kadınların önünde duran en büyük güç, kendi dayanışmalarıdır. Birlik olduklarında, seslerini yükselttiklerinde ve haklarına sahip çıktıklarında hiçbir güç onların yürüyüşünü durduramaz. Kadınların özgürleşmesi sadece kadınların meselesi değildir. Kadın özgürleştiğinde toplum özgürleşir. Kadın özgürleştiğinde insanlık biraz daha insan olur. Bu yüzden yapılması gereken şey, özgürlüğün verilmesini beklemek değil; özgürlüğe doğru yürümektir. Özgürlüğe göç etmektir. Kadınların kendi haklarına sahip çıktığı gün, sadece kadınların değil, bütün insanlığın kaderi değişecektir.
İşte o gün; acıların yerini umut, korkuların yerini cesaret alacaktır. Ağıtların yerine şarkılar söylenecektir. Bu inançla; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, kadınların eşit, özgür ve şiddetten uzak bir dünyada yaşayacağı günlerin yakın olmasını diliyorum. Kadınların gözyaşının değil, gülüşünün çoğaldığı; ağıtsız ve acısız bir geleceği birlikte kurmak umuduyla