" />

Kendini Olmadığın Gibi Gösterme!

Kendini Olmadığın Gibi Gösterme!

ABONE OL
Mart 1, 2026 10:30
Kendini Olmadığın Gibi Gösterme!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Kendini Olmadığın Gibi Gösterme!

Değişmek çok zor. Dönüşmek ise değişmeden olmaz. Ancak bu noktada bilinmesi gereken hiç kimse akan, aynı akar suda yıkanamaz. Çünkü akan su aynı su değildir. Değiştim demekle değişme olmaz.
Her itin havlaması; Kurdun dik yürüyüşünde kesilir.
2028 yılında herkes gerçeğine tanık olacak.
Ülke uçuruma sürükleniyor. AKP ve zihniyeti Cumhuriyete meydan okumaya devam ediyor. Devleti yöneten bakanlar kurucu iradenin sıkı sıkıya sarıldığı her şeyi kendi iradesi ve düşüncesine göre uyarlıyor. Yaptıklarını da yazılı ve sanal paylaşımlarda ilan ediyorlar.
Her şey bu kadar açıkça yapılırken; içinde yer aldığım partimde ki eksik ve yanlışları özel ilişkiler dışında susarak geçiştirirken; partimizi yönetenler kaygısızca ve fütursuzca bildiklerini okuyorlar.
Düşüncelerinde ki kaygı ne ülke ne Türkiye halkı nede Partimizin başarısızlığı.
Düşündükleri tek şey; parti içinde güç sahibi olmak.
Bu nedenle de yanlışı yanlışla desteklemeye devam ediyorlar. Güçlerini kaybetmemek adına kendilerini eleştiren CHP ocağında yetişmiş kadroları bir çırpıda ihraç edebiliyorlar.
Ünlü devrimci der ki ” Özgürlük sana gelmez, sen özgürlüğe gideceksin!” 2028 genel seçimine yaklaşırken; millete vekil olmak isteyen kardeşlerimiz, ülkemizin ve halkımızın bağımsızlığına, özgürlüğüne gölge düşüren engelleri ve o engellerin nasıl ortadan kaldırılacağını anlatma yerine parti içi mücadeleyi ideolojik olmayan yöntemlerle sürdürüyorlar.
Bana göre şu an CHP’ni yöneten kadrolar 1992 sonrası yeniden açılan CHP yönetimlerinin en zayıflarıdır. Popülizme sarılarak, ideolojik çözüm yerine güncel akış içinde altı boş birkaç sözle siyaset yaptıklarını sanıyorlar. Onca yaşanan sorumsuz sonuçlara karşı tek çıkışları yok.
Oysa beni vekil yap, sonra o işe bakarız dönemi bitmiştir…
Kaybeden masumiyet ise ülke sevgisi her şeyin önünde siyasetin ana ekseni olmak zorunda!
Gençliğimiz de sevgiliye yazılmış; duygu yükü derin kuyulardan gelen sözlerle yankılanan bir şarkı vardı.”’.. seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli..’’
Fırsat bulduğumuzda sevdalandığımız olmuştur. Bizlere ölüme hoş geldin dedirtecek sevda. Ülke ve halk sevdası. Kara sevda! Sevda çığlığımız yedi kat yüksekliğe ulaşırdı.
Tarlada vurulan kazma, çırçır fabrikaların da ki toz, bir harf öğrendiğinde evde çığlık atan minik öğrenci, sevgilisinin eline mektup tutuşturan acemi sevdalı, bıçağı yola sürerek ateş çıkartan mahalle efesi ve cumhuriyetin özgür yurttaşları; tek bir nokta da aynı şeyi düşünürdü.
Ülkesi, ulusu ve ülküsü!
Okumak çok kutsaldı. Cumhuriyet öyle nesil yetiştiriyor ki, doğan her çocuk hizmet aşkıyla hizmet edeceği günü iple çekiyordu.
Bugün aynı şeyi söylemek çok zor. Maalesef 1980 sonrası kuşağı masumiyetini ve ülke sevgisini kaybetti. Kaybettirildi. Zaman zaman belgesel izlerim. Dün seyrettiğim belgesel o kadar ilginçti.
Filistinli, Güney Koreli, Endonezyalı üç aile ve eğitime giden üç çocuğu anlatıyordu.
Filistin’de ki çöl bedevisi çadırda yaşıyor. Güney Kore ve Endonezya da ki aileler derme çatma baraka evlerde. Yoksullar. Tabiri caizse ekmeği zor bulan aileler.
Filistinlinin bir erkek, Güney Korelinin üç kız, Endonezyalının bir erkek; çocuğu var.
Hedefleri çocuklarını okutmak.
Eğitim veren okullar, evlere çok uzak. Ev, okul arası bir saat otuz dakika.
Okula gitmek için; Filistinli çölü, askeri ve başka saldırganları aşarak, Güney Koreli dağları ve patika yolları aşarak, Endonezyalı kendi adasından başka adaya kanoyla denizi aşarak; gidiyor.
Okula giden çocukların hedefi ülkelerine ve halkına hizmet etmek.
Hizmeti yerine getirmeyi göstermelik değil yürekten istiyorlar!
Tıpkı köy enstitülerine giden çocuklar gibi.
Tıpkı yerli malı haftasını dört gözle bekleyen çocuklar gibi.
24 Ocak 1980 ekonomi paketi Türkiye’nin genleriyle oynama süreci başlatıldı. Ülke ve halk sevgisi yozlaştı. Eğitimi yöneten ve verenler itibarsızlaştırıldı. Eğitim toplumsal yaşamı güçlendiren mantıktan uzaklaştırıldı. Üreten topluma yeni bireyler katan sistem yerine, sürekli tüketici toplum yaratan sistem etkinleştirildi.
Milli ruh; itaatkâr birey yetiştirme anlayışıyla bitirildi.
Eğitimde ki yerli malı haftalarına son nokta kondu.
Mustafa Kemale göre ‘’Görevini en iyi yapan, ülkesini çok seven insandır!’’ İnancını kaybedenler ne kendine ne halkına nede ülkesine sahip çıkar. Sahip çıkılmayan halkın ve ülkenin mutlu geleceği olamaz.
Hedef çağdaş ve demokratik halk cumhuriyetiyse; bozulan eğitim ve öğretim sistemi sil baştan, köy enstitüleri gibi hazırlanmalıdır. Özgür ve ideali olan insan her koşulda, tam bağımsız ülke kavgasını verir. Onu elde eder. O nedenle Filistinli çocuğu, Güney Koreli kızları ve Endonezyalı çocuğu yürekten alkışlıyorum…
Asrı gurbet olmuş ülkemin; yol ayrımındayız şimdi.
Ya gideceğiz uçurumun dibine ya da uçurumun dibinden 1919’da yakılan özgürlük ateşiyle çıkacağız dibinden. Görev yurtseverlerin.
Her şeye yeniden başlamak gerekiyor.
İçimizdeki çürükleri, kişisel egoları tavan yapanları, mücadeleyi bugüne kadar bilinen kalıplarda hapsedenleri temizlemek zorundayız.
İdeolojisi tükenmiş yöneticiden, temsiliyet aldığı koltukta ranta koşandan kurtulmak zorundayız. İste o vakit çelikli bir örgütle, Türkiye halkının geleceğini uzanan eller kırılır ve demokratik cumhuriyet inşa edilir… Şairin dediği gibi;
‘’ Yalandan gülen resimlere döndük
nerede kayıp sevgilerimiz
üleşecektik hani
versen birazını
tükenecek sanki!
…………
Zamanı kurşunlarken
sözlerimiz
birimiz düştü-binimiz yürüdük
kavgalarda büyüterek
sevgileri
dostlara , dostluğa yürüdük…’’
Elindeki kör baltayla önüne geleni, oturduğu koltuk uğruna kesip atanlar unutma bu sözü. Kendini olmadığın gibi gösterme! Yoksa iç ruhunda kendine saygıyı kaybedersin.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.