MEKİN ŞAHİN
Türkiye Cumhuriyeti, bir ulusal kurtuluş savaşının içinden doğdu. Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden, üretim araçları dağılmış, sermaye birikimi zayıf, sanayi altyapısı yok denecek kadar sınırlı bir coğrafyada yeni bir devlet kuruldu.
Bu devleti kuranlar siyasal bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla korunabileceğini biliyordu.
Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk döneminde tercih edilen model; tarımı temel, sanayiyi onun üzerinde yükselen gövde, hizmetleri ise bu yapının dalları olarak tasarlayan planlı bir kalkınma anlayışıydı.
Bu amaçla Ziraat Bankası’nın güçlendirilmesi, Tarım Kredi Kooperatiflerinin kurulması, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin oluşturulması, bölgesel ürün desenlerinin teşviki, baraj yatırımları, makineleşme hamlesi ve beş yıllık kalkınma planları; tarımı yalnızca geçim faaliyeti olmaktan çıkarıp stratejik üretim alanına dönüştürdü.
Türkiye bu modelle kendi kendine yeterli sayılı ülkelerden biri hâline geldi.
Ancak sonraki dönemde uygulanan neoliberal dönüşüm, özellikle 24 Ocak kararları ve 12 Eylül sonrasındaki politikalar, üretim odaklı yapıyı çözerek ithalata dayalı, finans merkezli bir ekonomik modele geçişi hızlandırdı.
Devletin üretimdeki rolü daraltıldı, kooperatifler zayıflatıldı, tarımsal destekler geriletildi, kırsal nüfus hızla kentlere göç etti. Sonuç; azalan tarımsal istihdam, artan gıda ithalatı, düşen alım gücü ve kırılgan bir ekonomik yapı oldu.
Bugün mesele yalnızca tarım değildir.
Mesele; üretim mi, ithalat mı? Bağımsızlık mı, bağımlılık mı? sorusudur.
Bu nedenle tarımın yeniden ayağa kaldırılması, sadece sektörel bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur. Tarımı yeniden istihdam motoru haline getirmeliyiz.
Türkiye’de tarımın dirilişi için ilk basamak, onu yeniden güçlü bir istihdam alanına dönüştürmektir.
Ancak bu dönüş, eski yöntemlere dönüş değil; planlı, teknolojik ve örgütlü bir üretim modeliyle mümkündür.
Ulusal tarım Planlaması yapılarak; üretim bölgeleri, üretim desenleri ülke ve ülke dışı ihtiyaca göre şekillendirilmeli. Bu nedenle Türkiye’nin her bölgesi için bilimsel ürün planlaması yapılmalıdır.
Hangi havzada hangi ürünün ekileceği; su, toprak ve iklim verileri temel alınarak belirlenmelidir.
Stratejik ürünler (buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, pamuk, şeker pancarı, bakliyat) için garantili alım fiyatı ve uzun vadeli destek sağlanmalıdır.
Plansız üretim fiyat çöküşü yaratır; planlı üretim hem çiftçiyi hem tüketiciyi korur.
Tarım bireysel değil, örgütlü üretimle güçlenir. Üretici kooperatifleri vergi avantajı ve finansal teşvikle yaygınlaştırarak güçlendirilmelidir. Kooperatifler sadece üretim değil; entegre sistem kurularak halk sektörü bütünlüğü taşımalı. Depolama, işleme, paketleme ve pazarlama süreçlerini de üstlenmelidir.
Devlet, kooperatif ürünlerine kamu alımlarında ve ihracatta destek vererek ülke tarımını evrensel tarımının bir parçası yapılmalıdır. Özellikle hayvancılık kooperatif sistemiyle karada denizde çok çeşitlilik taşıyacak biçimde planlanmalıdır. Üretimin ana motoru kooperatifler olduğunda, devlet sektörünün de desteğiyle spekülatif eğilimlere son verecektir.
Bu model hem üreticinin pazarlık gücünü artırır hem gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltır.
Tarımsal finansman reformu başlamalı.
Ziraat Bankası yeniden “kalkınma bankası” mantığıyla çalışmalıdır. Çiftçiye düşük faizli, uzun vadeli ve üretime bağlı kredi verilmelidir. Girdi maliyetlerini düşürmek için mazot, gübre ve tohum destekleri doğrudan üretime bağlanmalıdır.
Kredi borç sarmalı değil, üretim kaldıracı olmalıdır.
Kentlere göçü durduran, hatta kentlerden kırsala dönüşü sağlayacak ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler cazip hale getirilmelidir.
Tarım yapan yaşlı üreticilere gelecek kaygısı taşıtmayacak genç nüfus geri getirilmeli. Köyü terk etme algısı tersine çevrilmelidir.
Bu amaçla genç tarım üreticilere hibe destekli arazi tahsisi yapılarak; köylerde sosyal altyapının (internet, sağlık, eğitim) güçlendirilmeli. Tarım teknolojisi girişimlerine devlet fonu. Tarım; ilkel değil, teknolojik ve saygın bir meslek hâline getirilmelidir.
Tarım ile sanayi entegrasyonu ‘’halk sektörü’’ adı altında entegre tesislerle geliştirmelidir.
Tarım yalnızca hammadde üretmez; katma değer üretir. Tarıma dayalı sanayi (gıda işleme, tekstil, biyoyakıt, yem sanayi) bölgesel organize sanayi bölgeleriyle entegre edilmelidir.
Ham ürün değil, işlenmiş ürün ihracatı teşvik edilmelidir.
Yerli tohum ve hayvancılık ıslah programları güçlendirilmelidir.
Bu model, dışa bağımlılığı azaltır ve döviz kazandırıcı üretimi artırır.
Su ve toprak güvenliği stratejik politikaların temel taşlarından biri olmalıdır. İklim krizi çağında su, en az petrol kadar stratejiktir. Modern sulama sistemleri (damla, yağmurlama) zorunlu destek kapsamına alınmalıdır.
Yeraltı su kaynakları bilinçli kullanılmalı, vahşi sulama engellenmelidir. Tarım arazilerinin imara açılması kesin biçimde sınırlandırılmalıdır.
Toprak kaybeden bir ülke, geleceğini kaybeder.
KAMU SEKTÖRÜNÜN STRATEJİK ROLÜ
Tamamen serbest piyasaya bırakılmış tarım; küçük üreticiyi tasfiye eder. Tamamen devletçi model ise verimsizlik riskini taşır. Bu nedenle çözüm; karma ve planlı modeldir. Devlet; planlayıcı, düzenleyici ve gerektiğinde üretici olmalıdır. Stratejik ürünlerde kamu işletmeleri yeniden güçlendirilmelidir.
TMO ve benzeri kurumlar fiyat istikrarı sağlayacak biçimde yapılandırılmalıdır. Amaç, özel sektörü dışlamak değil; kamu-özel-kooperatif dengesini kurmaktır.
Tarımın ekonomide yeniden güçlenmesi gelir adaletini sağlamakla kalmaz, iç pazarında canlanmasını sağlar. Alım gücü düşmüş bir toplumda üretim sürdürülebilir değildir. Milli gelirden emeğin payı artırılmalıdır.
Asgari ücret ve çiftçi gelirleri üretim maliyetlerine göre güncellenmelidir. Gıda enflasyonu planlı üretimle kontrol altına alınmalıdır.
Güçlü iç pazar, güçlü üretim demektir.
TARIM STRATEJİK BAĞIMSIZLIK MESELESİDİR
Türkiye’nin yeniden ayağa kalkması; finansal spekülasyonla değil, üretimle mümkündür. Tarımın yeniden dirilişi; yalnızca kırsal kalkınma değil, ulusal kalkınma hamlesidir.
Tarım yeniden: İstihdam kaynağı olmalıdır. Sanayinin ham maddesi olmalıdır. İhracat gücü olmalıdır.
Gelir adaletinin aracı olmalıdır.
Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasal bağımsızlık sürdürülemez. Toprağa dayanmayan bir kalkınma modeli kalıcı olamaz.
Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya ithalata bağımlı kırılgan ekonomi ya üretime dayalı planlı kalkınma.
Çıkış yolu bellidir: Toprağa dönmek, üretimi örgütlemek, kamusal koordinasyonu güçlendirmek ve halkın emeğini yeniden ülkenin kalkınma gücüne dönüştürmek.
Tarım yeniden dirilirse; Türkiye de dirilir!