Münafiun Suresi’nde, Münafıklar ve davranışları konu ediliyor. Lakin, onların kimler olduğu isim isim belirtilmiyor. Sadece onlara dikkat edilmesi isteniyor. Peki Hazreti Muhammed nasıl bilecekti?.. nasıl dikkat edecekti münafık kişilere?. Onların kendisine geleceği (ziyaret edeceği) haber verilmiş sadece. Nasıl tanıyacaktı onları? Dördüncü ayet onların tanınabilirliği için bazı işaretler veriyor. Ayeti altı kelimeye ayırıp Bakalım:
BİRİNCİ KELİME-BİRİNCİ İŞARET: ”Ve iza raeytühüm tüucübüke ecsamühüm”.
Ayetin bu ifadesini Hamdi Yazır şöyle açıklamış: ”Onları gördüğün vakit cisimleri tuhafına gider. Dıştan bakınca giyimleri kuşamları, şıklıkları, irilikleri, güzellikleri bedenlerinin süsü ve manzarası hoşuna gider. İmreneceğin tutar”. Bu açıklama şunu da zihne getirir: İnsanlara tepeden bakıcılık suratlarında görülür mü, görülmez mi?
İKİNCİ KELİME-İKİNCİ İŞARET: ”Ve in yekulü tesmea li kavlihim”.
Hamdi Yazır ayetin bu ifadesine de şu açıklamayı yapmış: ”Konuşurlarsa konuştuklarına kulak verirsin. Dillerinin fesahati sözlerinin akıcılığı ve tatlılığı ve konuşma sanatına olan merak ve yatkınlıkları hasebiyle güzel laf ederler. Konuşmaya başladıkları zaman mecliste bulunanların dinleyesi gelir.
Soru: Hazreti Muhammed de onları dinlemek zorunda kalır mıydı? Ziyarete geldiklerinde bir meclis oluşacağına göre!..
ÜÇÜNCÜ KELİME-ÜÇÜNCÜ İŞARET: ”Ke ennehüm huşbün müsennedetün”.
Bu ifadeyi mealciler, ”Elbise giydirilmiş odunlar” şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Hamdi Yazır ise, ”Duvara dayanmış keresteler” şeklinde Türkçeye çevirmiş. Tanımlama sözcüklerini irdeleyelim:
‘Huşübün خُشُبٌ: Bu terim, Arapça Türkçe lügatte, adi, bayağı nesneler anlamında gösteriliyor. Adi nesne denen şey ‘odun’ olsa gerektir. Çünkü, kereste, işlem görmüş biçimlendirilmiş nesnedir. Değeri vardır.
‘Müsennedetün’: مُسَنَّدَةٌ Bu kelime de Arapça Türkçe lügatte ‘elbise giydirilmiş’ anlamında gösteriliyor. O zamanda en muteber elbise, Yemen kumaşından yapılıyormuş. Bu da sadece varlıklı ve ayrıcalıklı kimselere has giyim oluyormuş.
‘Huşübün müsennedetün’ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ tanımı zamanımız için kullanılması gerekirse, elbise giyinmişlik hafif kalır. Lüks otomobillerinin içinde olmak, dünyanın pahalı saatini takınmaları, layık olmadıkları makamı kendilerine layık görmeleri, ‘münafık’ kişilerin ‘giydirilmiş odun’ olmaları için yeterli.
DÖRDÜNCÜ KELİME-DÖRDÜNCÜ İŞARET: ”Yehsebüne külle sayhatin aleyhim”.
Bu ifade, ”her sesi veya gürültüyü aleyhlerine olacak sanırlar” şeklinde Türkçeye çevriliyor.
‘Ses’ sözcüğünden kastın, Arapça Türkçe lügate göre, azarlama sözü olabiliyor. Hükmün icrası için çağrı sesi de olabiliyor. Ezan sesi mesela… O es ile Müslümanlar mescidde toplanacaklar, Hazreti Muhammed’in bazı açıklamalarını dinleyeceklerdir. Münafık kişiler, her çağrıda aleyhlerine söz söylenecek korkusunu yaşarlar.
BEŞİNCİ KELİME-BEŞİNCİ İŞARET: ”Hüm el-adüvvü, fe zerhüm. Katelehüm’llah. Enna yüfekün”.
Ayetin bu ifadesi, ‘münafık’ olarak tanımlanan kişileri, aynı zamanda ‘düşman’ olarak belirtiyor. Ve Hazreti Muhammed’e ”onlardan sakın” diyor. Aslında münafık, içinde yaşadığı toplumun ya da milletin ilk düşmanıdır.
‘Adüv’ = düşman, hakları gasp etmeyi, esas alır. Toplum ya da ülke düzeni için belirtilmiş haklar, münafıkları çıldırtır. Bir hakkın, kendilerinden başkasında olmaması için, hile yapmak, tuzak hazırlamak vazgeçemeyecekleri harekettir. ‘Fe zerhüm’ emri, münafıklardan uzak kalmanın zorluğuna da işaret ediyor.
ALTINCI KELİME-SONUÇ: ”Katelehüm Allah; enna yüfekün”. Ayetin bu ifadesinden çıkaracağımız anlam şu:
Münafık kişiler, önce Müslüman oluyorlar. Peki, sonra, nasıl oluyor da zalimliğe dönüyorlar?
‘Katelehüm’ قَاتَلَهُمْ.kelimesi, zihne, ”Bunların toplumda ya da ülkede yaşama hakkı olmamalı” şeklinde bir anlam getiriyor. Lakin mümkün değil. Çünkü güç onlarda. (Masumları bile yakacak) İlahi gazap gelene kadar yapabilecek bir şey yok.
İbrahim Faik Bayav
(07.08.2026 09:21)