MEKİN ŞAHİN
”At izi, it izine karıştı” değişi tam gediğine oturuyor. Her şey çok karmaşık ve iç içe geçirilmiş. Hangisi doğru hangisi yanlış anlamak oldukça zor. Nedeni dünyanın yeni tanrısı olmak isteyen güçler karda yürüyor ama izini saklamasını biliyor. Dünya ilk kez yakın tarihte; ölüm korkusunda birleşti. Corona virüsü bu hususta önemli rol aldı. Ancak sistemi yönetenler, detay hazırlık yapmadan virüsü dünya halkı üzerinde denediği için asıl hedeflerini ertelediler. Eski yönetimi lokal coğrafyada uygulamaya devam ediyorlar.
Hedef bilgiyi güçlendiren teknolojinin enerji açlığını kendi kontrolüne almak! Hedefin kapısını sessizce çalma yerine tüm dünyanın duyacağı biçimde çalmaya başladılar. Amaçları Corona sonrası ikinci korku dalgasını tüm dünya halkına göstermek ve sonuçlarını bilmelerini sağlamak.
Yakın tarihte ilk adımı Gazze ile attılar.
Faşizmin katliamını yaşayan halka Filistin halkına katliam yaptırdılar. Utanmadan katliamı savunmaya, gerekçe ürettiler. Adı her zaman ki gibi ”Terörizm!” Sihirli kelimeleri. Hesaplamadıkları şey dünyanın en güçlü silahının insan olduğudur. Gazze’de yaşayan Filistin halkı acımasızca öldürülen çocuk, kadın, yaşlı, genç insanlarına rağmen açlığa ve ölüme, iklim koşullarına direndi. İnsanlık düşmanı Siyonizm ve İsrail devleti direniş karşısında daha saldırgan oldu. Yaptıkları her katliam dünya halklarının nefretini almalarını yüceltti. Bugün ABD ve İngiltere destekli İsrail devleti masum bir halkın devleti olmaktan çıktı, zalimin ve insanlık düşmanı bir devlet haline döndü. Artık dünya İsrail ve Yahudileri 1945 sonrası gibi bakmıyor.
ABD ve ittifakları; yeni dünya düzeni inşasında, balkanlara, Anadolu’ya, orta Asya’ya ve orta doğuya ihtiyacı var. İsrail üzerinden yaptığı çıkışlar, Ukrayna’da çıkmasını sağladığı savaş yeterli gelmiyor.
Kapitalist sistemin devletleri çıkarları adına her tür devletle ilişki içinde olabilir. AB gerek duyduğunda Çin ve Rusya ile ticari ilişki kuruyor ve teknoloji aktarımı dahi yapıyor. ABD ve ittifakları bu tür ilişkileri engellemek ve kontrol etmek için özellikle bahse konu coğrafyada yeni ve kontrol edeceği ilişki yaratmak istiyor. 1950 sonrası yeni sömürgeci zincirin içinde yer alan Türkiye bu coğrafya ‘da önemli aktör olabilir. Yıpranmış İsrail yerine Balkanlarda, Orta Asya’da, Orta doğuda tarihi ilişkileri ve kültürel benzerliği olan Türkiye bu sürece dahil edilmek istenmektedir. Ülke olarak kaynakları dışında jeopolitik konumu ve tarihi geçmiş; güçlenmiş Türkiye ittifakını daha çok öne çıkardı. Türkiye’yi bu sürece tam entegre edecek politik ve siyasi atılımlar hızla uygulamaya sokuldu.
Suriye’de Türk hükümetinin ilişki içinde olduğu HTŞ olağan üstü çaba sarf etmeden Suriye devletinin hükümeti yapıldı. Türkiye hükümeti için bu sonuç önemliydi. Kendisiyle ideolojik eksenli HTŞ’nin Suriye devletini yönetmesi, Orta doğunun yeniden şekillenmesinde önemli rolü olacaktı.
İkinci adım; Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan Kürtleri Türkiye devletine sorun olmasını ortadan kaldırmak. Bir gün gökten vahi geldi. Bahçeli TBMM gurup toplantısında ”terörsüz Türkiye” çağrısıyla Tüm Türkiye’yi, Kürtleri ve siyaset dünyasını alabora etti. Görüşmeler başladı. TBMM’de komisyon kuruldu. Temsili silahlar yakıldı. Bahçeli DEM ve Öcalan’a övgüler, DEM’liler ve Öcalan Bahçeliye övgüler dizdi. Türkiye’de hiç kimse ”Terörsüz Türkiye” sloganına karşı çıkamaz aksine destek olmak zorunda kalacaktı. Öyle de oldu.
ABD ve ittifakları Suriye’de Kürtleri uzun süredir çıkarları için kullandı. Kürtlerin de işine geldi. Zaman içinde Suriye’nin 1/3’ü ve enerji kaynakları Kürtlerin kontrolüne geçti. Bu Kürtlerin hayal etmediği sonuçtu.
Böylece ABD ve ittifakları Kürtleri kullanırken, Rusya’ya yaklaşan Türkiye’yi bu kozu kullanarak kontrolünden çıkmasına engel oluyor. Ayrıca yeni başlatacağı sömürgelik sisteminde Türkiye’yi çıkarlarında kullanmak istiyordu.
İsrail yerine Türkiye!
Türkiye’de başlayan ”terörsüz Türkiye” çağrısına Suriye Kürt örgütleri PYD-SDG uymadı. Dolaylı dolaysız çabalar sonuç vermedi. Halep’te özellikle başlattırılan olaylar üzerine, Şam yönetimi asgari müdahale başlattı. Kürt askeri kanadı birkaç gün direndi. ABD desteğinin olmadığını anlayınca ciddi savaşmadan çok küçük bir alana sıkışıp kaldılar. Tümüyle yok olmamak için önüne konan anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldılar. Türkiye böylece içinde engeli olmayan devlet olarak; kendisine sunulan göreve hazır hale geldi.
Böylece önümüz günlerde AKP-MHP-DEM(Öcalan) dünyanın yeniden şekillenişinde (dünya pazarlarının paylaşımında) Türkiye’nin önemli aktörleri olacak.
Orta Doğu ülkeleri içinde Afrika ve Orta Asya ülkelerine sınırı olan ülkelerden biri İran. ABD ve ittifakları mezhepsel açıdan Sünni Müslümanları kullandığı için Şii olan Müslümanları sürecin sürekli dışında tuttu. İnanç açısından ve etnik konumlama açısından çok parçalı olan İran’da devleti yönetenler Farsçanın resmi dil olarak egemen olması yönünden önemli kararlar almıştır. Ekonomik, sosyal, siyasal farklar Farsça dayatmayla daha çok ön plana çıkmıştır. Bu yüzden 1979 yılı sonrası İran’da ciddi toplumsal tepkiler olmuştur. İran’ı bugün yöneten mollalar Şii inancın temsilcileri olması, Arap Sünni dünya ilişkilerini daraltmış, daha çok Arap Şii ilişkileri ön plana çıkmıştır.
Bu konumu İran devletinin Arap dünyasında etkisiz kılmıştır.
ABD ittifakları molla yönetimiyle suyu hiç ısınmadı. Sürekli çatışma içinde. Bu yüzden İran’da molla yönetimini istemiyor. Ayrıca Fars nüfustan fazlasına sahip olan Azerilerin ayrışarak ayrı devlet kurmasını istiyor. Bulduğu her fırsatta İran’da kriz ve kaosu destekliyor ya da mollaları siyasi, ekonomik ve askeri olarak güçsüz kılmak için saldırıyor.
Çünkü Orta doğuda kuracağı yeni düzene İran engel teşkil etmektedir. Sorunları azalmış, güçlü bir Türkiye’nin İran ya da benzeri her devletle baş edeceğine inanıyorlar. Türkiye devletini yönetenlerin tek adamlığa, ABD ve ittifaklarıyla uzlaşmaya, Türkiye’ye farklı yöntemlerle toprak kazandırmaya, yeni Osmanlı ruhuyla orta doğu, orta Asya ve uzak doğuda hüküm süren yönetime dönüşmesini çok istiyorlar.
Mustafa Kemal cumhuriyeti ilan ettikten sonra ülke içinde ve ülke dışında barışı, barış içinde yaşamayı savunmuş. Ne başka ülkelerin iç işlerine karışmayı doğru bulmuş, nede Türkiye’nin iç işlerine müdahale edilmesine müsamaha ile bakmamış.
ABD ve ittifaklarının uygulamaya koyduğu politika kendi çıkarları içindir. Türkiye çıkarlarına ve hedeflerine aykırıdır. Maalesef bilgi çağını çıkmaz sokan sömürgeci politikaları korkusuzca başka halklara dayatıyorlar.
Türk halkını tek hedefi tam bağımsız Türkiye!
Türk siyasetinin de hedefi tam bağımsız Türkiye olmalıdır.