İBRAHİM FAİK BAYAV
Duha Suresi, Hazreti Muhammed’i teselli edici mahiyette görülüyor. Hazreti Muhammed nasıl bir sıkıntıya düşmüştür?.. Zihninde olumlu veya olumsuz neler geçip gitmektedir, bilinemez. Sadece psikolojik bir yıpranma halinde olduğu anlaşılabilir. Peki sebep nedir?..
Sebep, Mekkelilere cevap olacak vahyin kesintiye uğramasıdır. Bu durum, Hazreti Muhammed’i hata işlemişlik psikozuna düşürmüştür. Mekke’nin ileri geleni bilinen Ebu Leheb’in karısının Hazreti Muhammed’in karşısına dikilip rencide edici laf etmesi, ona, büyük bir boşlukta yalnızlık hissini vermiştir. Ayetleri ve kelimelerini irdeleyelim:
Ayet 1 ve 2: ”Ve’d-duha… Ve’l-leyli iza seca…”
‘DUHA’ اَلْضُحى ve ‘LEYL’ اَلَّيْلِ sözcükleri, güneşin görünmesiyle oluşan gündüzü ve güneşin kaybolmasıyla beliren geceyi simgeliyor. Gün ve gecenin, ard arda beklenen vahiy gelmeden tekrar etmesi, Mekke zalimlerine karşı duruşunda ümitsizliğe sebep oluyor. Derken vahiy geliyor ve Hazreti Muhammed’in Rabb tarafından teselli edilme safhası başlıyor. Vahiy geldiğinde, kesintinin sebebi de anlaşılacaktır.
Ayet 3: ”Ma veddeake rabbüke ve ma kala”.
‘Veddea’ وَدَّعَ fiili, Türkçe’de kullandığımız ”Elveda” anlamındaki ayrılmayı belirtir, görüşmeyi kesme hareketini yaptırır. Rabb, öyle bir davranışta bulunmuş mudur?.. Hazreti muhammed, belli ki, öyle sanmıştır. Vahiy gelmiş; ‘Ma veddeake ve ma kala” denmiş… Hazreti Muhammed’e öyle bir şey olmadığının müjdesi verilmiş.
Zihne gelen soru şu: Psikolojik yıpranmaya sebep olan vahiy kesintisinin sebebi neydi?
Cevap, fikri olgunluğa erişememiş Müslümanların kolay anlayamayacağı bir şeydi. Bakalım:
Ayet 4: ”Ve’l-ahiretü hayrun leke min el-ula” Yani, ahiret, uladan hayırlıdır.
”Kolay anlamayacak” dememin sebebi, ‘ahiret’ teriminin Müslümanların zihninde ölüm sonrası yaşam bilinmesindendir. Halbuki ‘ula’ اَلْاُولى ve ‘ahiret’ اَلْاخِرَةُ terimleri, ŞİMDİ ve SONRA zamanlarını belirtir. Hamdi Yazır, tefsirinde şöyle açıklamış: ”Ula ve ahiret, dünya ve ahiret demek gibi olmakla beraber, evvelki ve sonraki… önü ve sonu manalarıyla ondan farklı olarak da kullanılır”. Aslında ‘ula’ ve ‘ahiret’ terimleri, ayette bu anlamda kullanılmıştır.
Anlaşılan şu: Hazreti Muhammed’in bulunduğu o anın önemi yok. Zaman, zalimlerin her yönüyle (ruhlarıyla ve varlıklarıyla) yıkıma uğrayacakları şekilde işliyor. Bir aşireti, bir toplumu, ya da bir ülkeyi sağlıklı tutan uygulama hukuktur. Mekke’de ise hukuk Mekke ağaları için işlerdi; kendilerinden ve yandaşlarından başkasına hak yoktu. Bu durum devam edemez; Mekke zalimleri kendi zalimliklerinin ateşiyle yanıp dağılacaklardır.
Ayet 5: ”Ve le sevfe yutike rabbüke fe terza”.
Bu ifade Türkçeye ”Rabbin sana verecek, sen de hoşnut olacaksın” şeklinde çevriliyor.
Rabb, Hazreti Muhammed’e neyi verecektir?
Cevap: Kullanamadığı fıtri ve hukuki haklarının hepsini. Hamdi Yazır’ın tefsirindeki açıklamasından Hazreti Muhammed’e verilecek şeylerin neler olduğu anlaşılıyor: Nefsi feyizler… Öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerini bilme… Emir verme gücü… Başarılı mücadele… Mekke’yi fetih… Ve, yüzyıllar boyunca tarihten silinemeyecek itibar.
Bu ayetten sonraki ayetlerde, Hazreti Muhammed’e geçmişten hatırlatma yapılıyor. Lakin toplumun geneline mesaj veriliyor. Bakalım:
Ayet 6: ”Elem yecidke yetimen fe ava”. Yani, Rabb, seni yetim bulup barındırmadı mı?
Burada dikkat çekilen ‘yetim’ يَتِيمًا ve ‘ava’ آوى sözcükleridir. Neden?..
‘Yetim’, yalnız ve barınmasız kalan çocuğu tanımlar. Sebebi nedir, ayrı konu. Hazreti Muhammed’in içinde bulunduğu toplumda yetimler çoğalmıştır. Onların barınmaya ve korunmaya ihtiyaçları vardır. Dokuzuncu ayetteki ”Fe emma el-yetime fe la takher” ifadesi Hz. Muhammed’e yetimleri barındırma ve koruma görevi veriyor.
Ayet 7: ”Ve vecedeke dallen fe heda”. Yani?..
Bu ifade, mealciler taraından, anlaşılmaz bir anlamda Türkçeye çevriliyor. ‘Dall’ ve ‘heda’ terimlerini irdeleyelim:
‘Dall’: ضَالًّا Bu terim, olunması gereken halin dışında olma haline verilen addır. Gidilmesi gereken yolun dışında gitmedir. Sebebi, bilmemektir. Mekke’nin ağaları, gerçeğin bilinmesine imkan vermiyorlardı.
‘heda’: هَدى Bu fiil sözcük, olması gereken… gidilmesi gereken yol, Hz. Muhammed’e gösterildi; ve onun istikamet üzere olması sağlandı, anlamını veriyor. Demek ki, toplum içinde bilinmediği için olması doğru yolda olmayan insanlar, tebliğ ve telkin ile doru yola sokulacaklardır.
Ayet 8: ”Ve vecedeke ailen fe ağna”. Bu ifade, ”seni yoksul bulup zenginleştirmedi mi?” şeklinde Türkçeye çevrilmiş. Anlamı şu: Olması gereken yolda gidilirse, -ki, o da bilmek ve öğrenmek ile olur- muhtaçlıktan ve perişanlıktan çıkılacaktır. Ama önce, Mekke ağalarının yandaşlarının ya ikna edilmesi, zalimlikten vaz geçirilmesi, ya da ortadan kaldırılması gerekir…
Onuncu ayetteki ”ve emma es-saile fela tenhar” ifadesi, muhtaç insanların davranışlarının yadırganamayacağı işaretini veriyor.
Ayet 11: ”Ve emma binimeti rabbike, fehaddis”. Yani, her tür nimet Rabb’dandir, topluma anlatılması ve istikame girmeye çağrılması gerekir.
İbrahim Faik Bayav
(05.02.2026 09:24)