İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Her siyasi parti kurulurken, kurucular kurulu parti tüzüğünün ilk üç maddesinden birine mutlaka şu ibareyi ekler: “Demokrasi gereği siyasi partilerde adayları, partinin taban organı olan delegeler belirler.” Ama ne yazık ki bu yazı bir safsatadan ibaret kalır ve rafa kaldırılır. O vaatler unutulur; delegeler sadece ilçelerde ilçe başkanını, ardından ilde il başkanını seçer; son olarak da genel merkez delegeleri gidip topluca genel başkana oy vererek onu seçerler.
Sonuçta genel başkan yetkiyi eline alır. Mecliste ve genel merkezde kiminle çalışacaksa, milletvekili adaylarını da doğrudan kendisi belirler. Çünkü onların “demokrasi” anlayışı böyledir. Genel başkanın belirlediği aday, onun işlerine karışmaz; lidere “Sen bilirsin efendim” diyerek biat eder. Böylece parti barajı geçtiği an, ölene kadar milletvekili kalır. Var mı dahası? Varsa başka bir örneği, beri gelsin!
Şimdi Türkiye’de partilerde aday adayları ortaya çıksa, bir sandık konsa ve her parti üyesi istediği adayı özgürce belirlese; o zaman partilere demokrasi gelir mi, gelmez mi diye sorulsa, bana göre elbette gelir.
Ama şimdiki genel merkezler, vatandaşın ve partililerin gazını almak için adına “temayül” dedikleri bir düzen kurmuşlar. Sandık ortada; açık oy, gizli tasnif hesabı… Zarflar açılmadan sandıklardan çuvallara doldurulup, güya genel merkeze gidiyor görüntüsü veriliyor. Genel merkezler zaten kimi sıralamaya koyacaklarını önceden belirlemiş oluyor. Bir hafta sonra listeler açıklanıyor ve vatandaşa “hayırlı olsun” deniyor. Buradaki partili vatandaş da “Genel merkez uyumlu çalışmak için böyle uygun gördü” diyerek kendi kendini avutuyor, gönül eğliyor.
Bu durumu görüp de milletvekilliğini düşünen “siyasi kurtlar”, tabii ki bu fırsatı değerlendirecek. Kime biat edeceğini bilip doğrudan genel başkanların kapılarında, hatta genel merkezin çay ocaklarında nöbet tutacaklar ki; her sabah genel başkan gelip geçerken kendilerine biat edeni görsün ve tanısın.
Hatta bir milletvekili aday adayı açıktan söylüyor: “Kardeşim, adaylık konusunda benim il veya ilçe teşkilatıyla işim yok. Benim muhatabım doğrudan genel merkez ve genel başkandır.” Doğru söylüyor! O zaman buralarda il veya ilçe teşkilatlarına, sözüm ona “naylon delegelere” ne gerek var? Ne gerek var kışın kıyametinde, yazın kavurucu sıcağında liderin adamlarına eziyet çektirmeye?
Eğer partiliysen, lider kimi aday göstermişse göstersin, hiç önemli değil; hatta nereli olduğu dahi önemsizdir. Adayın bizi tanımasına gerek yok, liderimizi tanıyor ya, yeter! Nasıl olsa karşısında nereyi veya kimi işaret gösterirseniz oraya oy verecek uysal bir kitle var. O zaman yukarıda saydığım eziyetlere hiç gerek yok; siz oyu verin, yeter. Öyle değil mi? Ama bu iş nereye kadar böyle gidecek?
Bu olgular siyasi partilerde kokuşmuş bir şekilde yer ederken; bakın milleti uyandıracak, köylüyü tekrar “milletin efendisi” sayacak ses nereden geliyor…

Bu bilgileri, Kozan İlçe Başkanı sevgili Gürdal Topal ve Saimbeyli İlçe Başkanı Hacı Mustafa Şengül Bey ziyaretime geldiklerinde öğrendim. İki ilçe başkanı ziyarete gelince, ortamda tabii ki siyaset konuşuldu. Faaliyetlerini, genel merkezden edindikleri siyasi bilgileri ve Genel Başkanın çalışmalarını aktardılar. Verilen bilgiye göre Yavuz Ağıralioğlu, seçmenlerin yüreğine tabiri caizse su serpti.
Anahtar Partisi’nin (A Parti) tüzüğüne göre halk (seçmen); adını, sanını, kimliğini ve nereli olduğunu görecek ve kendi adayını kendisi belirleyecek. Kendi belirlediği adaya oy verip, onu TBMM’ye gönderecek. Vallahi sevinilecek bir durum! Halkın kendi belirlediği vekiller, TBMM’de tabii ki halkın yararına yasalar çıkaracaktır.
Bildiğimiz kadarıyla Yavuz Ağıralioğlu, “tek adam” yönetimine kızdığı ve isyan ettiği için kendi rahatını ve huzurunu bozarak Anahtar Partisi’ni kurdu. Parti kurulduktan sonra kendisini birkaç defa televizyonda canlı yayında dinledim. Kimseyle kişisel bir siyasi hesaplaşma probleminin olmadığını; ancak ülkenin iyi yönetilmediğini millete anlatmak için yollara düştüğünü ifade etti. İyi yönetimin reçetesinin kendilerinde olduğunu halka bildirmek için huzura çıktığını söyledi.
Yineliyorum; “Biz Anahtar Partisi’ni kurarken tek adamlık safsatası ve halktan uzaklaşmak gibi bir fikre sahip değiliz. Ama şimdi bakın, bir taraf açken diğer taraf çok zengin; insan bu duruma huzursuz oluyor. Bunları anlatmak için Anadolu yollarındayım” dedi.
Milletvekili aday belirlenmesinde ise partinin tabanı olarak görülen seçmen bazında, en zor şartlarda dahi kendi bağrından çıkmış insanları Ankara’ya göndermek için halkın görüşü alınacak. İlçelerde ve köylerde birebir seçmenlere sorulacak: “Kimi milletvekili olarak görmek istiyorsunuz?” denilecek. Seçmen ne derse, parti genel merkezi bunu dikkate alıp değerlendirmeye koyacak.
Ağıralioğlu’nun açıklaması bu yönde. Ya diğer liderler ne âlemde? Onları da tamamen suçlamamak lazım; çünkü siyasi partilerde görüntü başka, sistem başkadır. Ne var ki onlar da sistemin seline kapılmışlar, nefislerine uyup parti merkezini ellerine geçirmişler. İlk seçilirken tüzüklerine bakıyorsunuz; önce “En fazla 3 veya 4 dönem genel başkanlığa aday olunabilir, sonra olunamaz” maddesi koyarlar. Ama en son büyük kongrelere ve genel başkanlık seçimlerine gelindiğinde, hemen bir tüzük değişikliğiyle ömür boyu seçilmeyi sağlayacak bir madde eklerler. Yani ömür boyu liderlik…
(Bakmayın siz şimdi Erdoğan’ın “Bir dönem daha, ondan sonra paydos” dediğine. Bu sözünden sonra Sayın Cumhurbaşkanı kaç kere “Bu son” dedi. Çünkü koltuk tatlı, bahane de hazır: “Delege istiyor, seçmen istiyor”, o kadar! Çünkü kendisi gittiği an yanındaki yandaşları da gidecek. Onun için tüzük değişecek; “Görülen lüzum üzerine ülkenin Erdoğan’a ihtiyacı var” denilecek. Kendisi gitmek istese bile yandaşları onu göndermeyecek).
Onlardan başka kimse aday olamaz, hatta akıllarından bile geçiremezler. Ancak ölümleri halinde başka bir genel başkan seçilebilir. O zaman hevesinde ve aklında genel başkanlık olanlar, liderlerinin ölmesi için yatıp kalkıp Allah’a dua edecekler!
Avrupa’ya özenir, onları eleştiririz ama siyasi parti idare örneklerini de onlardan alırız. Örnekleri alıyoruz almasına da neden uygulamıyoruz? Şimdi Sayın Ağıralioğlu bu bahsettiği uygulamayı getirirse partisi ömür boyu iktidar olur mu? Olur. Kendisi de parti içinde seçmenleri kayda değer alır, dediğini yaparsa ömür boyu halk kahramanı olur mu, olmaz mı? Bence olur.
Ne diyelim; hâşâ huzurdan, siyasi partilere vallahi o zaman demokrasi gelir! Darısı diğer partilerin başına… İnşallah onların partisine de liderler, isteksiz de olsalar Sayın Ağıralioğlu’nun bu hareketinden ders alıp —hâşâ huzurdan— demokrasiyi ya getirecekler ya getirecekler. Ne diyelim, her şeyin hayırlısı.
Sevgiyi hak edenlere, en kemali duygularımla sevgilerimi sunuyorum…