İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Eveeet gene geldi bir kurban bayramı daha. Bizler Küçükken kurban bayramlarını arar olduk, nedeni annelerimiz ellerimize kurban etlerinden pay koyarak filan emminize veya fişman teyzenize götürün derlerdi ve kesmeyenlerde kesenlerin evine davet edilir ve kurban etinden pişirilerek ikram edilirdi. Şimdi maşala herkes borca harca girip veya taksitle kurban alıp çocuklarımız mahcup olmasın diye kesiliyor. Bu kesilen kurbanlar amacına ulaşıyor mu onu Allah bilir.
Ama şimdilerde Hayatın baş döndürücü bir hızla aktığı, şu fani dünyada her şeyin “tüketilmek” üzere tasarlandığı modern çağda, durup nefes almamızı sağlayan, bizi köklerimize bağlayan çok özel duraklar vardır. Dini vecibelerimize göre,örf ve adetlerimize göre,daha doğrusu TÜRK adet kültürüne göre İşte Kurban Bayramı, o durakların en görkemlisi, en anlamlısıdır. Takvim yaprakları bu mübarek günleri gösterdiğinde, sadece bir tatil dönemine değil; şefkatin, paylaşmanın ve kadim bir teslimiyetin iklimine adım atarız.
Kurban, kelime anlamı olarak “yaklaşmak” demektir. İnsanın Yaradan’ına, kendisine ve en nihayetinde yanı başındaki kardeşine yakınlaşması… Bu ibadetin temelinde yatan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in kıssası, bize salt bir fedakarlığı değil, sevginin ve sadakatin en yüksek mertebesini anlatır. Bugün kestiğimiz kurbanlar, o teslimiyetin sembolik birer nişanesidir. Fakat asıl mesele nedir biliyor musunuz, modern insanın kendi içindeki hırsları, bencillikleri ve kibrini kurban edebilmesindedir,önemli olan budur.
Günümüz dünyası ne yazık ki bireyselliği ve “önce ben” demeyi yüceltiyor. Oysa Bayram, tam aksine “biz” olmanın güzelliğini fısıldar kulaklarımıza. Bir kurban etinin üç parçaya bölünmesindeki o ince terazi, İslam’ın sosyal adalet anlayışının en somut örneğidir:
Bir parça ev halkına, yani yuvadaki berekete,
Bir parça akraba ve komşuya, yani sosyal bağları diri tutmaya,
Bir parça ise hiç tanınmayan yoksula, yani insanlık ortak paydasına…
Bu bölüşüm sayesinde, yıl boyu evine et girmemiş bir çocuğun yüzündeki tebessüm oluruz. Bayramlar, zengin ile fakir, güçlü ile zayıf arasındaki mesafeleri sıfırlar. Aynı sofranın etrafında toplanan bedenler, aslında gönül köprülerini yeniden inşa eder.
“Bayram, elindekini bölüşebildiğin, yükü hafifletebildiğin ve hiç tanımadığın bir insanın duasında yer alabildiğin müddetçe gerçek anlamını bulur.”
Bugün bayramları eski bayramlardan ayıran en büyük unsur, teknolojinin hayatımızın merkezine oturmuş olması. Bir kısa mesajla, bir emojiyle geçiştirilen tebrikler, bayramın o sıcak ruhunu tam olarak yansıtmaya yetmiyor. Bayram; sabahın erken saatlerinde kılınan o coşkulu bayram namazıdır, mutfaktan yükselen kavurma kokusudur, çocukların heyecanla giydiği yeni kıyafetlerdir ve en önemlisi, büyüklerin öpülen elleri, alınan hayır dualarıdır.
Telefon ekranlarının soğukluğundan sıyrılıp, sevdiklerimizin gözlerinin içine bakarak “İyi bayramlar” diyebilmek, bu bayram kendimize vereceğimiz en güzel hediye olmalıdır. Unutmayalım ki, biz gitmesek de orada duran o sıla-i rahim evleri, bizleri bekleyen ANNE-BABA ve akrabalar, hayatın en gerçek ve en kırılgan yanıdır.
Kurban Bayramı’nın sunduğu bu manevi fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Kurbanlar kesilirken, aradaki kırgınlıkları, küskünlükleri ve dargınlıkları da kesip atmalıyız. Çevremizdeki yetimleri, kimsesizleri, kapısı çalınmayan yaşlıları hatırlamak bu günlerin en asil vazifesidir.
Bu bayramda sofralarımız aşla, gönüllerimiz aşkla dolsun. Paylaştıkça çoğalan, bölüştükçe hafifleyen bir hayatın provasını yapacağımız bu mübarek günlerin; ülkemize, İslam alemine ve tüm insanlığa barış, huzur ve bereket getirmesini temenni ediyorum.
Kurban Bayramınız mübarek olsun. Kesilen kurbanlar, edilen dualar kabul olsun…