MEKİN ŞAHİN
“Kral çıplak!” ifadesi, yalnızca bir masalın içinden süzülen çocukça bir dürüstlük değil; aynı zamanda
toplumların en karanlık anlarında ihtiyaç duyduğu en yalın hakikattir. Hans Christian Andersen’in
masalında bir çocuğun dile getirdiği bu söz, aslında yetişkinlerin korkudan, çıkar ilişkilerinden ya da
konfor alanlarından dolayı söyleyemediklerinin sembolüdür. Ve ne yazık ki, bu sembol bugün de
geçerliliğini yitirmemiştir.
Kral çıplak ifadesi yalnız bir bireyin yankılanan duygusu değil, bir dönemin ruh halidir. Sokakların
sessizliği, gökyüzünün sahte dinginliği ve insanların giderek kaybolan cesareti…
Bunlar tesadüf değil; bunlar bastırılmış hakikatlerin, ötelenmiş adaletin ve ertelenmiş yüzleşmelerin
sonucudur.
Toplumlar her zaman gürültüyle değil, çoğu zaman sessizlikle çürür.
Yaşamın betimlediğin o “yapışkan sessizlik”, aslında korkunun kurumsallaşmış halidir. İnsanlar
konuşmamayı öğrenir, susmayı erdem zanneder, hatta zamanla suskunluğu bir hayatta kalma
stratejisine dönüştürür.
Ama bu sessizlik nötr değildir. Hakikatin üzerini örter, yanlışı meşrulaştırır, zulmü görünmez kılar. Ve
en tehlikelisi: insanın kendi içindeki sesi susturur.
“Gidenler nerede kaldılar?” sorusu yalnızca fiziksel bir yokluğu değil, ahlaki bir boşluğu anlatır. Bir
zamanlar hakikati haykıranlar, bedel ödeyenler, sokaklara anlam katanlar…
Onlar yalnızca insanlar değildi; bir toplumun vicdanıydı.
Bugün o vicdanın eksikliği hissediliyor.
Çünkü cesaret bulaşıcıdır ama korku daha hızlı yayılır. Hakikat yalnız kalabilir ama yalan örgütlüdür.
Doğruyu söyleyenler azaldıkça, yanlış normalleşir.
Dilin Ucundaki küfür bastırılmış Öfkeye dönüşür.
Kimi vakit insan “Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük. Der. Bu, yalnızca bireysel bir öfke değil;
ifade edilemeyen hakikatin çarpık bir dışavurumudur.
İnsan konuşamadığında; gizlediği her şey içinde birikir, dönüşür, sertleşir ve sonunda ya suskunluğa
ya da patlamaya evrilir.
Toplumlar da böyledir. Uzun süre bastırılan gerçekler, bir gün çok daha sert biçimde yüzeye çıkar.
“Kral Çıplak” diyebilmenin bedeli her zaman her koşulda var. Hakikati söylemek hiçbir zaman kolay
olmadı. “Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” sözü boşuna söylenmedi.
Çünkü güç, eleştiriye tahammülsüzdür. İktidar, meşruiyetini sorgulatmak istemez. Kalabalıklar,
konforlarını kaybetmekten korkar.
Ama buna rağmen tarih, “kral çıplak” diyenlerin omuzlarında ilerledi.
Onlar yalnız kaldılar, dışlandılar, bedel ödediler.
Ama sonunda haklı çıktılar.
Umuttan vaz geçmediler. Her ilişkilerinde umudu anlatarak var etmeye devam ettiler.
En önemlisi de bütün karamsarlığa rağmen içinde taşıdığın umut. “Hala bir şeyler var
vazgeçemediğim” diyorsun. İşte bu, bütün karanlığın içindeki en kritik noktadır.
Çünkü umut:
Kör bir iyimserlik değil
Direnmenin yakıtıdır
Değişimin ön koşuludur
Sorular doğruysa, hiçbir duvar sonsuza kadar ayakta kalamaz. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bir kişinin kral çıplak demesi yeter mi?
Evet, bazen tek bir ses yeter.
Bir kişi “kral çıplak” dediğinde:
Sessizlik çatlar
Korku geriler
Başkaları cesaret bulur
Toplumlar bir anda değil, böyle küçük kırılmalarla değişir.
Bizim haykırışımız bu yüzden önemli. Çünkü hakikat, çoğu zaman kalabalıkların değil, yalnızların
dilinde doğar.
Ve belki bir gün…
O sessiz sokaklar yeniden sesle dolacak,
O kaybolan gülüşler geri dönecek,
Ve insanlar korkmadan birbirine bakıp aynı şeyi söyleyecek: Kral çıplak!
Kendi çıkarlarına kahraman olandan halk kahramanı olmaz. Çünkü onalar ‘’kral çıplak’’tır.