MEKİN ŞAHİN
Çanakkale Savaşı, yalnızca bir cephe mücadelesi değil; bir milletin varoluş iradesini ortaya koyduğu, dünya tarihinin akışını değiştiren büyük bir kırılma noktasıdır.
1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda gerçekleşen bu savaş, I. Dünya Savaşı’nın en çetin ve en kanlı cephelerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
19. yüzyılın sonlarından itibaren “hasta adam” olarak nitelendirilen Osmanlı Devleti, Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları ile büyük toprak kayıpları yaşamış, özellikle Rumeli’nin elden çıkmasıyla hem askeri hem de stratejik açıdan ciddi bir zafiyete uğramıştır. Bu gelişmeler, İstanbul ve Boğazların güvenliğini doğrudan tehdit eder hale getirmiştir.
Tam da bu dönemde başlayan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti, uluslararası yalnızlığını kırmak ve varlığını sürdürebilmek amacıyla Almanya’nın yanında savaşa girmiştir. Buna karşılık İtilaf Devletleri için Çanakkale Boğazı, yalnızca bir geçit değil; aynı zamanda Rusya ile bağlantıyı sağlayacak hayati bir ticaret ve ikmal yolu anlamına gelmekteydi. Boğazların kontrol altına alınması, hem İstanbul’un düşmesi hem de Osmanlı Devleti’nin savaş dışı bırakılması demekti.
İtilaf Devletleri, özellikle Rusya’nın zor durumda olduğu bir dönemde, onun yükünü hafifletmek ve cepheler arası dengeyi kendi lehlerine çevirmek amacıyla Çanakkale harekâtını başlatmıştır.
Ancak bu hesap, Osmanlı ordusunun beklenmedik direnişi karşısında bozulmuştur. Modern savaş tekniklerinin uygulandığı bu cephede, hareketli savaşın yerini siper savaşları almış, insan iradesi ve dayanıklılığı savaşın belirleyici unsuru haline gelmiştir.
Çanakkale’de verilen mücadele, teknik ve donanım açısından üstün olan güçlere karşı, inanç ve vatan sevgisiyle verilen bir direniştir. Osmanlı Devleti, tüm imkânsızlıklara rağmen bu cephede var gücüyle savaşmış ve “Çanakkale geçilmez” sözünü tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Özellikle 18 Mart 1915’te kazanılan deniz zaferi, İtilaf donanmasının ağır kayıplar vererek geri çekilmesine neden olmuş ve savaşın seyrini değiştirmiştir.
Bu zaferin sonuçları yalnızca askeri değildir. İtilaf Devletleri’nin planları başarısız olmuş, İstanbul’a giden yol kapanmış ve savaşın süresi uzamıştır. Rusya’ya yardım ulaştırılamaması ise ülkedeki iç karışıklıkları derinleştirmiş ve nihayetinde Bolşevik Devrimi’nin gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır. Böylece dünya siyasetinde yeni bir dönemin kapıları aralanmış, ilerleyen süreçte iki kutuplu bir dünya düzeninin temelleri atılmıştır.
Çanakkale Savaşı, Osmanlı Devleti için yalnızca bir askeri başarı değil; aynı zamanda moral ve diriliş kaynağı olmuştur.
Büyük kayıplar verilmiş olsa da bu zafer, Anadolu halkının yeniden ayağa kalkma iradesini güçlendirmiştir. Nitekim bu ruh, ilerleyen yıllarda verilecek olan bağımsızlık mücadelesinin de temelini oluşturmuştur.
Sonuç olarak Çanakkale, bir savaşın ötesinde; emperyalizme karşı verilen onurlu bir direnişin, fedakârlığın ve millet olma bilincinin sembolüdür.
Tüm olumsuz koşullara rağmen insan gücünün ve inancının neleri başarabileceğini göstermiştir.
Bu nedenle Çanakkale, yalnızca Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de en önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmelidir.
“Çanakkale geçilemedi” sözü, yalnızca bir askeri başarıyı değil; bir milletin bağımsızlık iradesini ve sarsılmaz direncini ifade etmektedir.
Bu büyük destanı yazan aziz şehitleri saygı, minnet ve rahmetle anmak, tarihimize ve geleceğimize karşı en önemli sorumluluklarımızdan biridir.