MEKİN ŞAHİN
Sol yanım suskun
ve
bilinmeyen denklem içinde
aldığı vurgunu
kapalı odada oksijensiz iç
ediyor.
Sol yanım sızlar
ve
bilinen çözümü, çözümsüz kılan
ukala yüzünden…
Sol yanım çığlık atıyor
yeniden kendini yaratacak
önderlere!
Ve
Anadolu suskun….
Oturduğu koltuğu kendine rant kapısı yapan ahlaksızlar yüzünden, ülkenin dört bir yanında esen rüzgâr insanlara huzur vermiyor. Yaz günü esen sıcak poyraz gibi her yeri kasıp kavuruyor.
İşimiz ve yükümüz artıkça artıyor.
Cumhuriyeti savunmak için devleti yönetenlere karşı dik durmaya mı çalışacaksın; cumhuriyet yanlısı olduğunu söyleyerek, rantçılığı DNA içine sokan şahmeranlara karşımı duracaksın! Bu günler karar verme günü.
Balon patlamalı!
Tarih sözlerin değiştiremediği, insanın iliklerine kadar yaşadıkları her şeydir. Her şeyin tarafları var.
Biri yükselirken biri yerlerde sürüklenen taraf. Daima çatışma içindedir. O çatışmalar; insanın, ulusların ve dünyanın tarihini yazar. Hayat bir türkü değildir ama türkü içindekiler hayattır. Tezene vuruşuyla anlatır dururuz acılarımızı, sevgimizi ve sevincimizi. Ve ağladıkça büyür, ağladıkça olgunlaşır, ağladıkça şafaklarda ki güneş sevdalaşır. Ve acıların kirmeni içinde eskiyen yüzümüzün gülen yanaklarını dokuruz. Yeni gülüşümüzle geleceğe durmaksızın yelken açarız.
Anadolu tarihi; yüce dağ başındaki bir ışık gibidir. Onun ışığı kişiye ya da bir ırka ait değildir. O ışığı direk yüzüne döndüremezsin. O ışık Anadolu’da yaşayanlarla doğmuş ve onların tümüne anlam kazandıran ve kucaklayan ışıktır. Ortak kazanımdır!
CHP Anadolu halkının, ortak kazanım tarihinde yansımadır. Halkı yansıtır. Devleti yansıtır. Ayrı kültürleri yansıtır. Barışı yansıtır. Özgürlüğü yansıtır. Bağımsızlığı yansıtır. Demokratik hak ve iddialarını yansıtır.
12 Eylül Askeri darbesi bu yansımayı kesti. Dışa yansımayan ama kendi içinde fokur fokur kaynayan CHP yarattı. O nedenle halka ulaşamayız. O nedenle sürekli yanlışlarda ısrarcı oluruz. O nedenle başka güçlerin CHP dünyasına girerek, CHP dünyasını düzenlemesine sessiz kalırız.
Halkçıyız deriz, halkın iradesine razı olmayız. Yarattığımız oligarşik yönetim algısıyla halk adına karar verir; sonrada dizimize vura vura ağlarız.
Karşımızda ki partileri ve programlarını tartışmayız. Ona vakitte bulamayız. Kendi iç çatışmamız buna fırsat bırakmaz. Adayları tartışırız. Atamaları tartışırız. Sonuçları tartışırız. Yönetimlerimizi tartışırız ama ülke nereye gidiyoru tartışmayız. Onu nasıl tartışacağımızı da fazla bilemeyiz. Gündem yaratmayız, gündemin peşinden gideriz.
Peki suçlusu kim? Partiye oy verenler mi! Parti üyelerimi! Taşra örgütlerimi! Yoksa genel merkez yönetimi ve genel başkan mı?
Sorunun yanıtı herkesin baktığı pencereye göre değişir. Bu durum aslında suçun çıkış nedenini açıklıyor. Parti kişilerin bakışına göre değil, kendi kurumsal yapısının göstergeleriyle sonuç alır. Demek ki kurumsal anlam da yerleşik pozisyona sahip değiliz.
Ve bu yüzden halktan koparak, tabanımızdan koparak, üyelerimizden koparak; hedef çalışması yapamıyoruz. Parti tarihimizin; deniz dalgalarına teslim ederek, pusulasız yazılmasına izin veriyoruz.
Hedef ve yönümüz yok! Allaha, doğaya emanet yol alıyoruz. CHP’nin 137 milletvekili var. Hiçbiri genel başkana, Türkiye gerçeğini anlatma çabasına girmiyor.
Neden, 2028 yılı milletvekili seçimi var. Gerçeği, ama yalnız gerçeği ve uygulamanın yanlışlığını anlatırsa genel başkana, yeniden vekil olmama korkusunu taşıyorlar.
Bilmezler ki sessiz kaldıkça CHP’ne ve ülkeye de kötülük yaptıklarını. Ey halkım!
İçimizde biriken öfkenin, ağladıkça boşalacağını düşünüyorlar. O nedenle bizleri koyun sürüsü yerine koymuşlar, vurdukça vuruyorlar; ahımızı dinlendirdikçe saldırıyorlar. Yalan söylüyorlar, insanlık eksenimizi yok sayıyorlar. Ama unuttukları; Ağladıkça insanlaştığımız ve kavgamızın vazgeçilmez olacağıdır…
CHP dünyasının yiğit insanları! Yağmurdan kaçarken Dolu’ya tutulmamalıyız. Ülke 2002 yılı Kasım ayı itibarıyla karanlık dünyanın inisiyatifi altında. Soğuk suda öldürülen kurbağa gibiyiz. Bizi bizden edecek hedeflerini sanki bizim güzel geleceğimiz gibi önümüze koyuyorlar. Bizim desteğimizle, ülkemizi, ülkemizin değerlerini, kaynaklarını ve yurttaşlarını sömürgeci güçlerin emrine kesintisiz
sunuyorlar. 1923 öncesi ve sonrası mandacılığın bir parçası yapılmak istenen ülke yönetimini o tarihlerde başaramadılar.
Şimdi bizleri aldatarak kuzu postu içinde kurdukları tuzakla uygulamak istiyorlar. ABD ve İngiltere Türkiye üzerinden Balkanlar, orta doğu, orta Asya coğrafyası ve Afganistan’da başlayarak uzak doğuya uzanan coğrafya üzerinde yeni düzen kurmak istiyor. Yeniden açılan CHP anti-emperyalist hükmünü Kemal Derviş’i genel başkan yardımcısı yaparak kaybetti.
Baykal’a yapılan kaset suikastı sonrası CHP; ABD ve İngiltere’nin istediği tava getirildi. AKP-MHP ittifakı bu sayede hala devleti yönetiyor.
CHP dünyasının yiğit insanları; gerçeklerin değeri görünen yüzün arkasında bulunur. Bu nedenle propaganda amaçlı önümüze getirilen söylemleri detay analiz yapmadan, sorgulamadan inanmamalıyız. AKP-MHP faşizmini durdurmak, devleti yönetme gücünü elinden almak yurtsever kadroların; direnişi, milli üretim politikası ve tam bağımsız Türkiye şiarına ışık yakan politikalarıyla mümkündür. Nasıl ki 2002 öncesi ABD ve ittifakları AKP’ni kurdurarak hükümeti kuracak gücü elde ettirdiyse, İngiltere’de İmamoğlu üzerinden kendisine göbekten bağlı CHP hükümeti yaratmak istedi.
(Bu konuyu detaylı yazacağım) Oyunu ABD, AKP-MHP faşizmini kullanarak bozdu.
Şimdide kedinin fareyle oynaması gibi CHP ile oynuyorlar. Önümüz politik sürecinde Ekrem İmamoğlu inisiyatifi yok olacak. Mutlak Butlan kararının 24 Ekim 2025 tarihine ertelemenin tek nedeni; Özgür Özel’e son fırsat verilmesidir. Ya ABD ve ittifaklarının istediği adaya yönünü dönecek, ya da İngiltere ilişkileri içinde CHP genel başkanlığı bitecek. ABD ve İngiltere’ye bu fırsatı yaratanlar kendine güveni olmayan, başka güçlerle ülke yönetmeye fırsat verenlerdir.
Bizim rehberimiz net.
Bizim sloganımız net.
Mustafa Kemal ve tam bağımsız Türkiye!
Şimdi solun, şimdi CHP’nin zamanı olsun istiyorsak balon patlatılmalı!