MEKİN ŞAHİN
Türkiye derin sessizliğe gömüldü. Her şey sus pus. Umarım hayırlı günler öncesi sessizlik olur. Umarım siyaset ayakları yere basan çözümleriyle yarınlarımıza önderlik eder.
Temennim bu yönde.
Veriler öylemi?
Veriler bu yönde olmasa da insan kimi vakit pozitif düşe kapılabiliyor. Ülkede devlet yönetimi değişti.
10 Temmuz 2018 sonrası Türkiye bu değişimi iliklerine kadar hissetti. Yeni dönemde; yasama, yargı, yürütme arasındaki güç ayrılığı sona erdi.
Tümü Tek kişinin denetimi altına girdi. Meclis yasa çıkartma yetkisi var. Ama cumhurbaşkanı ne isterse onu çıkaracak.
Cumhurbaşkanı; meclisin yasa çıkarma yetkisini KHK ile baypas edecek.
Ve KHK ile devleti denetlenmeden keyfine göre yönetecek. Türkiye devlet yönetiminin tek elden yönetilme sürecinde kim haklı kim haksız ötesinde; çözümün demokrasi olduğu anlayışını nasıl hayata geçirilir tartışılmalıdır.
Gerisi havanda su döğmenin ötesine geçmez.
Türk halkı örf ve ananesine bağlıdır. Hiçbir koşulda ondan vaz geçmez. Eleştirisine tahammül edemez. Tepkisini en zor koşullarında dahi kor. Bu yüzden Türk halkı yaşamında önüne konan açlığa, umutsuzluğa, çaresizliğe ve işsizliğe değişim yaratacak tepkiyi vermekte zorlanır. Onun için inancı ve illiyet kimliği önemlidir.
Devleti yönetenler, Türk halkının bu özelliğini kullanarak çıkmazlarının üstünü örter.
Serçe kanatlı kuş cinsinden ve her mevsimde dünyanın geniş coğrafyasında yaşar.
Ne kışın zemheri ne yazın yumurta pişiren sıcağı serçeyi korkutmaz. Yaşadığı coğrafyayı terk etmez. Maruz kaldığı saldırıların tümüne göğüs gerer ve saldırıyı yapan her canlı karşısında gözlerinden akan yaşla yurdunu terk etmeyerek tepkisini gösterir.

Serçe göz yaşı, yaşamak için direnmenin çığlığıdır!
İnsan o minik kuştan ders çıkartarak yaşamına ve ülkesine sahip çıkmayı öğrenmelidir.
İnsanın gözyaşı, serçenin göz yaşına dönmeli.
Direnmesini bilmeyen; yaşatmak için yaşamaz ve insanın, insan yaşamının onurunu korumasına inanmaz. Direnci kırıldığı an teslimiyeti başlar.
O nedenle direnmek yaşamaktır!
12 Eylül 1980 darbesiyle onura ve kişiliğe yönelik akıl almaz işkenceler yapıldı.
Mamak cezaevi yatanları yaşadıklarını anlatsa onlarca kitap olur. Mamak cezaevinin dili olsa direnişleri de anlatır.
Teslim olmaları da anlatır.
Başka cezaevinden örnek: Cezaevi yönetimi gelen bir talimat sonrası siyasi mahkumlara yanaşık eğitim ve keyfi her gün İstiklal marşı söyletmek istedi.
Siyasi kişiler yapılan uygulamanın kişiliklerine yönelik olduğu ve teslim almayı hedeflediği düşüncesiyle kabul etmedi.
Tam üç ay sürdü.
Her gün dövmeler, sövmeler, çıplak hücrelere atılmalar ve falakalar kırıla gitti.
Dış dünya irtibatı kesildi.
Üç ay sonra çok kişinin dayanma gücünün yaratacağı zaafı önlemek adına; sadece İstiklal marşını haftada bir gün söyleme kabul edildi.
Bunun üzerine hücreler boşaldı. Koğuşlar açıldı.
Gelen mektuplar, okunan gazete ve kitaplar verilmeye başlandı.
Bir baş gardiyan bir gün mektup dağıtılırken; mazgal deliğinden siyasi mahkumlara ‘’ siz Birgün söylemeyi kabul ettiniz.
Ama size her gün söyletecekler!’’ Der. Öylede olur. Çünkü bir kez olsa da teslim olunmuştu!
Bir ay sürdü.
Ancak o günden sonra ceza evi üstüne toprak örtülmüş gibi sessizlik hüküm sürdü.
Serçe göz yaşı kayboldu. İnsan göz yaşı geldi.
CHP saldırı altında. Her gün bir CHP mevziisinde göz altı ve tutuklanma oluyor. CHP öyle bir hale getirildi ki partiyi yönetenler süreci nasıl kontrol altına alacağını bilmiyor.
Bu arada yapmaması ve söylememesi gereken şeyleri kamuoyu önünde dile getiriyor. Her dile getirişte yeni sıkıntıların önü açılıyor.
CHP’de her şey yukarıdan aşağı akışı yaşıyor.
Aşağıdan yukarı akış yok. Dolayısıyla tüm il ve ilçe teşkilatlarında 365 gün propaganda, örgütlenme ve halkla iletişim çalışması bitmiştir.
Sadece Merkezin o ile ilçeye dönük veya önem verilen çağrıları olduğunda teknoloji üzerinde bir kıpırdama oluyor.
Devamı yok.
Mümkünü de olmaz.
Tekirdağ-Hakkâri, Trabzon-Adana, Van-İzmir ve diğerleri arasında CHP örgütlerinde ortak dil yok.
Oysa demokrasi mücadelesi veren parti tüm verileriyle, çözümleriyle, anlatımlarıyla, propagandası ve örgütlü gücüyle; ortak dil üzerinden halka önderlik etmelidir.
Yoksa CHP’ni teslim alma hızı tüm şiddetiyle devam edecek.
Türkiye yaz tatilinde. Bir umutla her şey düzelecek, ucuzlayacak ve yaşamak kolaylaşacak düşüncesiyle tatilde. Ama yokluk ve çaresizliğe, işsizlik, göz altı, birde tutuklanmalar tatilde devam ettiği için anlamına uygun tatil yapılamayacağı görülüyor. Sorumlu kim?
AKP hükümeti.
Sorunu ve çözümünü gördüğü halde, çıkarlarına ters geldiğinden kılını kıpırdatmıyor.
Yıllarca tatildeler.
Tatillerine devam ediyorlar. Peki yaşamak, insanca yaşamak isteyenler ne yapıyor?
Hiç!
Örgütlü olmaktan ve hak aramaktan korkuyor.
Siyasi parti örgütleri önderlik yapmıyor. Taşra örgütleri tatilde.
Temas yok.
Kâğıt üzerinde her şey çok güzel.
Derki ozan, güzeli ne güzel yaratmış; güzel benim olmayınca/ Derdime derman olmayan, tatlı dile güler yüzü neyleyim.
Vur davula, çek halay!
Sabah uyandığında rüyaların bitecek. Bu gününe sahip çıkamayandan yarına sahip çıkmasını beklemek.
Sadece güldürür!
Dünyayı sırtından indirince daha hızlı koşarsın. Bu hükumetle yoksulun sırtında sıkıntı ve yükü bitmez.
Tek yolları var.
Sırtındaki AKP hükümetini indirmeli. Nasıl indirecek! Erken seçimle.
Kime güvenecek?
Serçenin göz yaşlarına!
AKP sırtından inecek, yoksul ve çaresiz Türk halkı huzura koşacak.
Ne gerekiyor? Erken genel seçim.