İBRAHİM FAİK BAYAV
Enam Suresi’nin 111’nci ayetinde, Hz. Muhammed’e inanmayanların alaycı istekleri anlatılmıştı. Alaycılıkla mesele bitmiyordu. Hz. Muhammed’in toplum içinde etkili olması, muarızlarda ‘düşmanlık’ vasfını da ortaya çıkardı. Sonraki ayet, şeytanların tüm nebilere düşman olduğunu belirtiyor. Bakalılım:
”Ve kezalike caalna li külli nebiyyin adüvven”. Bu ifade, nebilerin karşısına ‘düşman’ vasıflı kişilerin mutlaka çıkacağını belirtiyor. Bu ifade ile Hz. Muhammed’in nebilerden bir nebi olduğu da belirtilmiş oluyor.
Hz. Muhammed’in öncelikli vasfı nebi’dir. Daha sonra ‘resul’ sıfatını alıyor.
‘Nebi’ ne demektir?..
Istılahta ‘nebi’ teriminin karşılığı ‘peygamber’ olarak gösteriliyor Peygamber sözcüğü de Allah’tan vahiy alan zat şeklinde Müslümanların zihinlerine yerleştiriliyor.
Arapça Türkçe lügatte ‘nebi’ نَبى nebee fiilini işleyen kişi olarak gösterilmiş.
‘Nebee’ نَ بَ اَ fiili, kişiye yükseğe çıkma ya da ‘yükselme’ hareketini yaptırıyor. (manevi yükselme olarak da anlaşılabilir) Bu anlama göre, yükseğe çıkabilen, ya da yükselebilen kişi ‘nebi’ sıfatını almış oluyor. Tabi yükseğe çıkma olayı iş olsun diye değil. Oradan ya bir olayın haberini getirecektir, ya da orayla ilgili müşahedesini topluma iletecektir.
Hz. Muhammed yüksek yer olarak Hira dağına çıkıyordu. Müşahedeler orada oluştu. Bir zaman sonra orada edindiği bilgileri aşağı topluma iletmeye başladı.
Ayet, nebilerin karşısına düşman vasıflı kişilerin mutlaka çıkacağını belirttiğine göre, Soru şu: Nebilerin karşısına ‘düşman’ vasıflı kişiler neden çıkıyordu?.. O zamandan sonraki zamanlarda neden çıkacaktı?
Cevabı şu Nebilerin düzen oluşturucu tavsiyeleri, bozuk düzenden semiren ağaların keyfini kaçırdığından. Bozuk düzen, toplumu zelil ve perişan etmiştir.
Ayet ifadesinin devamında nebilere düşmanlık yapanlar ”Şeyatıne’l-insi ve’l-cinni” şeklinde tanımlanmış. Yani, ins ve cin şeytanları.
Tüm Müslümanlar şeytanı düşman bilirler. Hata ettiklerinde ”şeytana uydum” derler. Şeytana lanet bile okurlar. Birikim yapabilirlerse, Cidde’ye hacc yapmaya giderler; ŞEYTAN TAŞLAMA mahallinde ufak ufak sayılı taşları, onun sembolüne atmayı görev bilirler. Sonra, Şeytanı ezalandırmışlık, günahlardan da kurtulmuşluk inancıyla ülkelerine dönerler.
Bu safhada ‘şeytan’ شَيْطانِ denen şeyin ne olduğunun, kim veya kimler olduğunun bilinmesi gerekir.
Arapça Türkçe lügatin belirttiğine göre şeytan; toplumdan uzak tutulması gereken kişi, demektir. Ayette ‘şeyatin’ شَياطينِ sözcüğü dikkate verilmiş ise, toplumdan mutlaka uzak tutulması gereken kişiler akla gelir. Şeytanlar sözleriyle huzursuzluk yayarlar… Moral bozarlar… Kin kapısını açarlar… Fırsat bulduklarında insanı insana kırdırırlar.
Şeytanı uzak tutma iradesini toplum bireyleri gösteremezler. Toplum bireyleri sadece, bilgilendikleri ölçüde şeytanlardan uzak durabilirler. Lakin kötü olaylarla karşılaşmaktan kurtulamazlar. Kur’an ayetlerinde, sadee, ondan uzak durulması tavsiye ediliyor.
Hz. Muhammed’in Mekke’yi fethedip kurduğu İslami sistem genişlediğinde içlerinde şeytanlık tohumu taşıyanlar da sistem içinde kaldılar. Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında onların tohumları patladı, şeytanların kendileri ortaya çıktı. Yeterince bilgilenemeyen Müslümanlar, şeytanların süslü laflarının tesirinde kalıp birbirlerini kırmaya başladılar.
”Şeyatıne’l-insi ve’l-cinni” kelimesi, toplumun hem içindeki şeytanları hem dışındaki şeytanları tanımlar. ”yuhi bazuhüm ila bazın zuhrufü‘l-kavli ğururan” ifadesi, toplum içinde kalmış şeytanların dıştaki şeytanların teşvikiyle hareket ettiğini belirtir. Hani, ülkemizdeki iktidar mensupları, bir kargaşa çıktığında, ”dış güçler” diyorlar ya!.. aynen onun gibi.
Düzene girmiş, İslamlaşmaya başlamış her ülkede, benzer olaylar tekerrür eder. Yönetimdekiler hak nedir biliyorsa, hukuku işletiyorsa, şeytan tiplileri toplum bünyesinden çekip etkisiz hale hale getirirler. Yoksa, nebilere düşman olan şeytanlar, nebisizleri hayda hayda rezil ve kepaze ederler.
İbrahim Faik Bayav
(27.03.2025 09:20)