" />
OKTAY EROL
Yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan Çerçeve Yasa’nın, ivedilikle/ inceleme olanağı tanınmadan meclise sunulduğu ileri sürüldü. Yangından mal mı kaçırılıyordu, yoksa Mekke Antlaşması’nın arada kaynaması mı isteniyordu! Son yıllarda gündemi izlemeye/ yorumlamaya/ sorgulamaya zaman olduğunu kimse söylemesin! Daha emeklinin, çalışanın yaşadıkları askıda… Bakan Şimşek yine kişi başına ulusal gelirin onsekizbin doları da geçtiğini söyledi, “açlık sınırı” içinde yaşamları bir yana iterek! Çerçeve Yasa’nın neden bu denli kısa sürede Meclis gündemine getirildiğini konuşuyoruz…
Çerçeve Yasa Önerisi TBMM Adalet Komisyonu’na sunuluyor. Edinilen bilgilere göre önerinin yeterince incelenip incelenmediği, maddeler üzerinde ne kadar durulduğu tartışma konusu oluyor. Hele onuncu maddede yer alan “Bu Kanunun amaç ile faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz” sözleri… Bir yasa hazırlanıyor, toplumsal yaşamı ilgilendiren görevler tanımlanıyor, ardından o görevleri yerine getirenlerin “hukukî, idarî veya cezaî” sorumluluğunun doğmayacağı belirtiliyor! Bu düşündürücü değil mi gerçekten?
***
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, başından bu yana altıncı, yedinci maddeler üzerinde duruyor haklı olarak. Maddelerden biri silah bırakmayla birlikte teröre/ yıldırmaya neden olanların ülkeye gelişi, diğeri de kayyım uygulamalarının sona ermesi/ AYM kararlarına uyulması/ düşünce özgürlüğünün sağlanması gibi düzenlemeler… Özel, bu düşüncelerinin ardından şunları söylemişti: “YENİ Parti komisyon raporunun, altıncı maddesi gereği hazırlanan bu yasanın daha doğru bir şekilde yasalaşması için katkı sağlayacak. Yedinci kısmı demokratikleşmedir. Bu konuda YENİ Parti’nin uyarıları, önerileri, hatırlatmaları, önergeleri, teklifleri, geleceğe dönük olarak bu konuda diğer partilerin tutumlarını açıkça bir kez daha ifade etmeleri noktasında gerekli çabaları olacak.”
Bugüne dek Özel’in sözünü ettiği koşullara ilişkin bir gelişme olmadı. Ne kayımlar ne AYM kararları ne de düşünce özgürlüğüne ilişkin… Geçmiş yıllarda yaşanan “yetmez ama evet” gibi, YENİ Parti ile YENİ Yol Grubu’nun ‘Anayasa’ya aykırı ama EVET diyeceğiz’ biçiminde bir açıklama yapabileceği yönünde bilgiler geldi! 2014’te de aynı güvence verilmişti. Konuyu ulaştığım vekillere sordum. “Daha görüşme aşamasında” olduğunu söylemeleriyle birlikte, “evet” deme olasılığının varlığından da söz ettiler! İşin çıkmaz yönü de bu!
***
“Çözüm” deniliyor, “demokratikleşme” deniliyor, “toplumsal bütünleşme” deniliyor… Bunların yurttaşın yaşamında karşılığının ne olacağı belirsiz! Bir yasa çıkarıldığında yalnızca birkaç maddenin benimsenmiş olması yetecek mi! İnsanların düşüncelerini özgürce söyleyebildiği, seçtiği kişinin yerine kayyım atanmadığı, mahkeme kararlarının tartışmasız uygulandığı, farklı düşüncelerin düşmanlık sayılmadığı bir düzen kurulabilecek mi? Yoksa bütün bunlar yine geleceğe bırakılan “dilekler” olarak mı kalacak?
Çünkü bu ülkede söylenenlerle yaşananlar arasındaki uzaklığı artık hepimiz biliyoruz! Dün de “demokrasi” dendi, “özgürlük” dendi, “hukuk” dendi; ardından yurttaşın yaşamını değiştiren başka uygulamalar geldi. Bugün de aynı sözcüklerin yeniden kurulması elbette umut verici olabilir ama sözcüklerin kendisinden çok, onların nasıl yaşama geçirileceğine bakmak gerekmez mi? Bir toplumun güvenini kazanmak, hazırlanan yasanın oluşturacağı sonuçları yurttaşın görebilmesiyle olasıdır. “Çözüm” denilen yolun nereye çıktığını da sanırım en çok burada sorgulamak gerekiyor! Ayrıca, “hukukî, idarî veya cezaî” sorumluluğun olmadığı düşünüldüğünde…
***
Özgür Özel’in altıncı, yedinci maddeler üzerinde durması anlamlı olduğu kadar, “Anayasa’ya aykırı ama EVET diyeceğiz” demişse eğer düşündürücü… Çünkü bir yanda “terörü” sonlandırma amacıyla yeni bir yol açılmaya çalışılacak, öte yanda yurttaşın günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren hukuk, özgürlük, demokrasi konuları beklemeye alınacak. Kayyım uygulamasının sona ermesi, AYM kararlarının uygulanması, düşünce özgürlüğünün güvence altına alınması birer yasa maddesinden çok, yurttaşın devlete duyacağı güvenin de temelidir.
“Çözüm” denilen yol gerçekten toplumsal bütünleşmeye çıkacaksa, bunun yalnızca silahların susmasıyla değil, hukukun/ özgürlüğün/ adaletin herkes için aynı biçimde işlemesiyle anlam bulacağını unutmamak gerekir. Yoksa bugün “çözüm” diye başlayan süreç, yarın yeni bir çıkmazın kapısını aralayabilir. “Hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğun doğmayacağı” sözünün asıl sorgulanması gereken yönü de bu değil mi?
" />
" />
GÜNDEM
14 Ekim 2026