" />

İşsizliğin İlacı; Eğitim!

İşsizliğin İlacı; Eğitim!

ABONE OL
Mart 28, 2026 06:02
İşsizliğin İlacı; Eğitim!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

İşsizliğin İlacı; Eğitim!

Bilgi ve ilimin, etkin rol aldığından itibaren; üretim ilişkilerinde denge bir türlü oturmadı. Üretim ile tüketim dengesinin, ihtiyaç ötesi bir algıyla yaşam standardını farklılaştırdı. Fark alım gücünü ters yüz etti. Ülkede yaşayan insanlara yön verilerek; ticari sistemin figürü haline getirildi.

Üretim ile tüketim dengesi ortadan kalktı.

Üretilen mamuller insanların ihtiyaç duyduğu mala dönüştürülürken, alım gücünün daralan sınırları, pazarları sıkıntıya soktu. Üretici güçler, yeniden üretime kaygı içinde ve yarınının güvensiz duyguları altında; sağlıklı üretim yapmaktan uzaklaştı.

Ayrıca yaşadığı varoş mahallede yarınlara güvence olmadan büyüttüğü çocuklarının sağlığını, eğitimini ve insanca büyüme koşullarını aksatmıştır.

Oysa kültürel birikim kuşaktan kuşağı aktarılır. Bilginin, becerinin ve gözlemlerin aktarılması, eğitim ve öğretimle yapılır. İnsan doğaya üretim araçlarıyla hükmeder.

Bilgi oluşur. Teknoloji yaratılır. Karşılıklı etkileşim başlar. Bilgi ve bilim teknoloji üretir. Teknoloji de bilime misyon yükler.

İnsan tek başına tüm ihtiyaçları karşılayamaz. Toplu yaşar. Kurduğu sistemle, ihtiyaçları karşılar.

Toplumun; öğretmene, hekimlere, mühendislere, üretim araçları olan toprakta ve fabrikalar da çalışan işçilere, üretilen malları tüketiciler ulaştıran esnafa, sağlık kurumlarına, eğitim kurumlarına, ulaşımı sağlayan şoföre, evlere, ev yapan ustalara, hayvan yetiştiren çobanlara, üniversitelere,

sistemde ki olumsuzlukları gideren siyasetçilere, toplumun ahenk içinde yaşamını sağlayan güvenlik güçlerine, kısaca o toplum da arz ve talebe binaen olan her şeye ihtiyacı var.

Bu kadar geniş alan tek insanla organize edilemez.

Bilinçli ve biriken her şeyle topluma hizmet sunarak, insanlığın geleceğini koruyarak yeni yaşamı bir düzen üzerine oturtulur. Yeni yaşama bireyi hazırlayan, eğiten ve bilgi yükleyen sistem kaçınılmaz olur. İşte bu geniş pencereyi kusursuz biçim de ören sistemin adı eğitim ve öğretimdir!

Bu hazırlığın özü, ülke kaynaklarının üretimde, iş bölümüyle mamul hale getirilmesidir.

Eğitim ve öğretimin düğüm noktası bu ikilemdir.

Halkın İhtiyacı nedir, tespit edilir. Ülke kaynakları analiz edilir. Sonuçlar elde edildikten sonra üretimi sağlayacak ne kadar insan gücü gerekiyorsa ne kadar meslek gerekiyorsa ne kadar üretim kapasitesi gerekiyorsa onların planı yapılır. Yapılan çalışmalar genel plan dahilin de ve toplumun geleceğini hazırlayan eğitim ve öğretimle, yerli yerine oturtulur.

Kurulan sistem sayesinde üretimle tüketim arası denge kurulur.

Üretimin güçlenerek devamı sağlandığında, sürekli küçülen ve zamanla yok olan işsizlik olur.

Cumhuriyet ilanı sonrası eğitim ve öğretimin tek merkezden ve bir milli politika haline getirilerek uygulanması; yeni devletin ihtiyacı olan nitelikli iş gücünü yetiştirmekti. 1950 sonrası bu anlayış ‘’özgür düşünceli, sorgulayan ve üreten nesli istemeyen güçlerin eliyle bırakıldı.

Yerine itaatkâr, sorgulamayan ve önüne sürülenlere fiilen kabul eden neslin yaratılmasına başlandı.

Bugün bu anlayış maksimum seviyeye ulaştı.

Türkiye de eğitim ve öğretim; üretmek için mi, yoksa tüketim toplumu yaratmak için mi yapılıyor?

Bu soru çok önemli. Yanıtı geleceğin Türkiye’sinin yol anahtarını sunacaktır.

İşsizlik, bu soruların net yanıtıdır!

Türkiye de üretim planlı bir modele sahip değildir.

Bütün dünya da iki ana üretim aracı var. Toprak ve Fabrika. Biri tarımı diğeri sanayi ifade eder.

Toprak insanlık tarihin de yerleşik yaşama geçtiği günden itibaren; üretim yaptığı bir araçtır.

Türkiye her mevsim de tarım yapılan bir iklime ve toprağa sahip ülkedir. Halkın ihtiyaçları tarımla sağlanır. Ancak cumhuriyetin ilk yılları hariç toprakta ki üretim bilinçli biçim de yapılmadı. Devleti yöneten güçler Türkiye de ki ekilebilir alanlar üzerin de hangi ürün deseninin, ne kadar miktarda üretileceğini; ülke içinde ne kadarının tüketileceğini ne kadarının ihraç edileceğini ve ne kadar insan gücüne, meslek sahibine ihtiyaç olduğunu tespit etmeden tarım üretimi yaptırdı. Bu amaca hizmet eden plan ve proje tasarlamadı. Üretim, tarla sahibinin keyfine ve bazı güçlerin denetimine bırakıldı.

Plansız ve destek verilmeden yaptırılan tarım üretimiyle, bugün var olan ürün deseni, yarın yok oldu.

Yeni ürün deseni ihtiyaçtan çok, alt yapısı olmaksızın yok edilen ürün yerine toprağa atıldı. Yarın, o üründe yok oldu!

Tarım üretiminde yaratılan kaos, tarım üretimini tıkamasıyla, köyden şehre göçün önünü açtı. İşsizlik grafiğini yükseltti.

Çukurova da Pamuk ve Buğday ekimi çok geniş alanları kaplardı. O günler de Adana ilin de yüz binlere yakın insan tekstil ve gıda fabrikaların da çalışıyordu. Kırdan şehre göç sınırlıydı.

Bugün Çukurova da pamuk ve buğday üretimi çok azaldı. Yerini Narenciye aldı. Mısır aldı. Zeytin aldı. Ayçiçeği aldı.

Ama Adana da yüz binlere yakın insan tekstil ve gıda fabrikaların da çalışmıyor. Köyden şehre göç her yıl artıyor. Dün bir fabrika da 5000 ile 8000 arası çalışan Adana vardı. Bugün 1500 kişi çalıştıran üç adet fabrika yok.

Tarımı destekleyen ziraat odaları yok. TMO yok. Et balık kurumu yok. 6000 kişinin çalıştığı ÇUKOBİRLİK yok. Dün tarımı destekleyen, devletin kurduğu, tarım üreticisini aracı ve tefeciden koruyan bankalar ve tarım kredi kooperatifleri yok. Bugün çocukluğumuzun Ziraat bankası yok.

Dün kırsaldan ve başka illerden Adana ya göç vardı, Adana umuttu. Bugün Adana da umduğunu bulamayan işsizler başka illere bir umutla göç ediyor.

Toprakta üretimin Türkiye resmi bu olunca, fabrika da ki üretim de bu resimden farklı değil. Dün fabrika ham maddesini en yakın tarım alanından sağlıyordu. Fabrikalar, tarımdan aldığı destekle, sanayi kurumları üretime korkusuzca devam ediyordu.

Türkiye de ulaşım ve enerji bu amaca hizmet ediyordu. Fabrikaların üretici gücü insanlar, bu bölge insanı olduğu için yeniden üretime daha diri ve sağlıklı katılabiliyordu. Dış bağımlılık az, rekabette ülke içi rahat; ülke dışı devletler arası anlaşmalar nedeniyle daha risksizdi.

Bugün bunlardan bahsetmek mümkün değil.

Dış bağımlılık ham maddeden başlayarak, sermaye hareketliliğine kadar genişledi.

Ülkede ki sanayi dünya sanayi ile rekabet edecek güçte değil artık.

Ya kapandılar ya da dış güçlerin eline ve denetimine geçti. Sonuç; kapanan fabrikalar ve işsizliğin sürekli büyümesi.

Türkiye de işsizlik, reel üretim genişlemeden ortadan kalkmaz. Tek başına reel üretimin artması da yetmez. Planlı bir üretim modeli yaratılmalı.

Planlı üretimi yaratmanın da tek yolu var. Eğitim ve öğretimin, üretimi hedefleyen bir amaca sahip kılınmasıdır!

İşte o vakit kalifiye emeğin; özgürleşen üretimde, rekabet gücüyle ve kalitesiyle, güçlenen Türkiye ile örtüştüğünü görebiliriz.

İŞSİZLİĞİN İLACI; GÜÇLENEREK VE GENİŞLEYEREK YAPILAN ÜRETİMDİR!

İşte ülkemiz de bu yapılmıyor. Yaptırılmıyor.

Demokratik cumhuriyete ihtiyacımız bu nedenle çok acil!

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.