MEKİN ŞAHİN
Adana’da son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca yerel siyasetin değil, aynı
zamanda parti içi işleyişin, kurumsal disiplinin ve siyasi etik anlayışının da
sorgulanmasına neden olmaktadır. Olaylar bir bütün olarak ele alındığında, ortaya çıkan
tablo parçalı değil; aksine birbiriyle bağlantılı derin bir kriz görüntüsü vermektedir.
Adana siyaseti son günlerde yalnızca yerel bir gerilim alanı değil, aynı zamanda
Türkiye’de parti içi dengelerin nasıl kırılgan hale gelebildiğinin çarpıcı bir örneği haline
gelmiştir. Yaşanan gelişmeler, bireysel çekişmelerin kurumsal yapıları nasıl
zayıflatabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sürecin ilk halkasını, Zeydan Karalar ile Ali Demirçalı çevresinde yaşanan gerilim
oluşturmaktadır.
Koruma ekipleri arasında başlayan fiziksel kavga ve sonrasında Ankara’da iki başkan
arasında yaşanan sert tartışma, siyasetin kurumsal zemininden uzaklaşıp kişisel
rekabet alanına sıkıştığını göstermektedir.
İlk dikkat çeken olay, Zeydan Karalar ve Ali Demirçalı çevresindeki koruma ekipleri
arasında yaşanan fiziki gerginliktir. Bir yemek organizasyonunda başlayan sözlü
tartışmanın kısa sürede yumruklu kavgaya dönüşmesi, siyasetin temsil ettiği ciddiyet ile
taban tabana zıt bir görüntü ortaya koymuştur.
Tartışmanın merkezinde ise “büyükşehir belediye başkan adaylığı” üzerinden gelişen
güç mücadelesi yer almaktadır. Bu durum, siyasi rekabetin artık fikirler üzerinden değil,
kişiler üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir.
Olayın daha da dikkat çekici hale gelmesi ise Ankara’da iki belediye başkanının
doğrudan karşı karşıya gelmesiyle yaşanmıştır. Bu kez mesele yalnızca korumalar
düzeyinde kalmamış, bizzat aktörler arasında sert bir tartışmaya dönüşmüştür. “Sen
nasıl adaylık planı yaparsın?” sorusu, aslında daha derin bir sorunun dışa vurumudur:
Siyaset kişisel mülkiyet alanı mıdır?
Bu noktada asıl çelişki ortaya çıkmaktadır. Bir yandan adaylık tartışmaları üzerinden
karşılıklı suçlamalar yapılırken, diğer yandan aynı aktörlerin yakın çevresindeki isimlerin
farklı siyasi pazarlıklar içinde olduğu iddiaları gündeme gelmektedir. Bu tablo, sorunun
yalnızca iki kişi arasında değil, daha geniş bir yapı içinde şekillendiğini
düşündürmektedir.
Asıl dikkat çekici olan, bu siyasi gerilimin belediye meclisine nasıl yansıdığıdır.
Yüreğir Belediye Meclisi’nde aritmetik açıkça ortadadır.
Cumhuriyet Halk Partisi 21 üyeye sahipken, Cumhur İttifakı toplamda 16 üyede
kalmaktadır. Buna rağmen yapılan oylamalarda sonuçların Cumhur İttifakı lehine
çıkması, klasik siyasi matematikle açıklanamayacak bir durumdur.
Bu noktada en kritik veri; CHP listelerinden seçilmesine rağmen fiilen CHP çizgisinde
hareket etmeyen en az 5 meclis üyesinin tavrı, seçim sonuçlarını doğrudan belirlemiştir.
Bu durum yalnızca “fire” olarak açıklanamaz; aksine parti içi disiplin, aday belirleme
süreci ve yerel güç ilişkilerinin yeniden sorgulanmasını zorunlu kılar.
Siyasi temsilin, seçildiği parti kimliğinden koparak farklı yönelimlere kayması, seçmen
iradesi açısından ciddi bir kırılmadır. Sayısal çoğunluğa sahip olan Cumhuriyet Halk
Partisi’nin, meclis içi kritik oylamalarda azınlıkta kalan Cumhur İttifakı karşısında
kaybetmesi, siyasi matematikle açıklanamayacak bir sonuçtur. Bu durum, parti içi
disiplinin zayıfladığı ya da farklı hesapların devreye girdiği ihtimalini güçlendirmektedir.
Bu sonuç bir yönetim zafiyeti midir, yoksa bilinçli bir tercihin ürünü müdür?
Belediye başkanlarının yaşadığı hukuki süreçler de bu tabloyu daha karmaşık hale
getirmektedir. Ali Demirçalı hakkında verilen 5 yıl 3 ay hapis cezası ve dosyanın istinaf
mahkemesine taşınması, görevdeki bir belediye başkanının siyasi ve idari geleceğine
dair belirsizlik yaratmaktadır. Bu durum yalnızca bireysel bir dava değil; aynı zamanda
yönetim istikrarı açısından da kritik bir başlıktır.
Zeydan Karalar’ın, kamuoyunda Aziz İhsan Aktaş davası olarak bilinen dosya
kapsamında tutuklanması ve ardından tahliye edilmesi, Adana siyasetinde güven
tartışmalarını derinleştirmiştir. Her ne kadar tahliye kararı verilmiş olsa da sürecin
kendisi siyasi algı üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır.
Daha da çarpıcı olan ise belediye bürokrasisi içindeki tabloya ilişkindir. Temizlik işleriyle
bağlantılı olduğu ifade edilen ve resmi olarak yetkisi tartışmalı bir konumda bulunan bir
müdürün halen tutuklu yargılanması, yerel yönetimlerdeki idari yapı ve denetim
mekanizmalarına dair soru işaretlerini artırmaktadır. Bu durum, yalnızca siyasi
aktörlerin değil, bürokratik kadroların da tartışmanın bir parçası haline geldiğini
göstermektedir.
Tüm bu gelişmeler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan gerçek nettir: Sorun bireylerden
öte, sistemsel bir kırılmadır. Aday belirleme süreçlerinden meclis disiplinine, yerel
yönetim yapılanmasından hukuki süreçlere kadar uzanan geniş bir alanda ciddi bir
koordinasyon ve güven problemi yaşanmaktadır.
Bugün Adana’da yaşananlar, siyasetin temel bir ilkesini yeniden hatırlatmaktadır:
Sayısal çoğunluk tek başına güç değildir. Eğer o çoğunluk ortak bir irade, ilke ve disiplin
etrafında birleşemiyorsa, en küçük kriz anında dağılmaya mahkûmdur.
Yüreğir Belediye Meclisi’nde ortaya çıkan tablo, yalnızca birkaç oyun yön değiştirmesi
değil, aynı zamanda siyasi kimliğin, parti aidiyetinin ve kurumsal bağlılığın sorgulandığı
bir kırılma anıdır. Bu kırılmanın onarılması ise ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve güçlü
bir örgütsel irade ile mümkün olacaktır. Aksi halde bugün yaşananlar, yarının daha
büyük krizlerinin habercisi olmaya devam edecektir.
Adana örneği, siyasetin temel bir gerçeğini yeniden hatırlatmaktadır. Bir siyasi hareketi
iktidara taşıyan şey bireyler değil, örgütlü irade ve ilkelerdir. Eğer bu ilkeler yerini kişisel
çıkar dengelerine bırakırsa, ortaya çıkan tablo kaçınılmaz olarak çatışma ve güvensizlik
olur. Ayrıca unutulmaması gereken şey; CHP kurumu kişilerden ve bu iki belediye
başkanından büyüktür!
Özellikle yaşananlar sadece iki isim arasındaki (egolarının tavan yaptığı) gerilim olarak
okunmamalıdır. Bu süreç, parti içi demokrasinin, liyakatin ve kurumsal disiplinin ne
kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir. Aksi halde bugün iki belediye
başkanı arasında ve Yüreğir’de yaşananlar, yarın daha geniş ölçekte tekrar edebilir.
Unutulmamalıdır ki: Yanlış yöntemlerle doğru sonuçlara ulaşmak mümkün değildir.