" />

Terörsüz Türkiye ve Gazze işgali arasında ne tür bağ var?

Terörsüz Türkiye ve Gazze işgali arasında ne tür bağ var?

ABONE OL
Kasım 1, 2025 10:19
Terörsüz Türkiye ve Gazze işgali arasında ne tür bağ var?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Terörsüz Türkiye ve Gazze işgali arasında ne tür bağ var?

Türkiye iç siyasetinde “terörle mücadele” söylemi uzun süredir merkezi bir tema olmuştur. Kürt meselesi, PKK gibi örgütlerle mücadele ekseni, Türkiye devletinin en öncelikli güvenlik politikalarından biridir.

Öte yandan Gazze ve Filistin meselesi, Orta Doğu siyaseti ve İsrail–Filistin çatışması bağlamında bölgesel bir sorun olarak çok daha geniş bir uluslararası aktörler zemininde yer alır. Ancak bu iki eksende görünürde farklı aktörler ve farklı coğrafyalar olmasına rağmen, bazı argümanlara göre bunlar stratejik olarak bağlantılıdır; bazı kesimler “ABD ya da Batılı güçlerin bir planı” olduğu tezini ileri sürer.

Terör tanımının genişletilmesi; bir devletin “terör örgütü” olarak adlandırdığı kesimler ile meşru muhalefet arasındaki sınırlar, uluslararası hukukta terörle mücadele yükümlülükleri ve insan hakları dengesi, Emperyal strateji ve bölgesel denge kuramları ve bölgesel denge stratejileri, kontrollü istikrarsızlık stratejisi, “Müttefik devletler üzerinden” bölgesel kontrol, ABD’nin Ortadoğu stratejileri (enerji, üsler, denetim), ABD’nin geçmişte Orta Doğu’da takip ettiği stratejik öncelikler (petrol, üs ağları, İsrail’in güvenliği), “Terörle mücadele” söyleminin meşruiyet aracı olarak kullanılmasını öne çıkarmaktadır.

Türkiye’de terörle mücadele yasalarının kapsamı ve tanımları oldukça geniş tutulmaktadır; bu durum demokratik hakları baskılamak için kullanılabilmektedir. Örneğin, STK’lara yönelik denetimler, ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar “terör finansmanı” vs. suçlamaları ile meşrulaştırılabilir.

Adalet mekanizmalarında “olağanüstü tedbirler”, soruşturmalar, tutuklamalar, operasyonlar iç politik amaçlarla da kullanılabilir.

Bu politikalar içeride güçlü bir güvenlik devleti anlayışı inşa eder ve muhalefetin sesini kısmayı kolaylaştırır. Ayrıca Türkiye’nin terörle mücadele söylemi, dış politika temsillerine de yansır: Kürtlerle, Suriye ile, İran’la, Irak’la ilişkilerde güvenlik eksenli politikalar belirginleşir. Bu bağlamda, “terörsüz Türkiye” söylemi aslında iç yönetim meşruiyeti ile dış politika hedeflerini birlikte taşıyan bir eksen haline gelir.

Gazze, İsrail tarafından kuşatma altında tutulmakta, zaman zaman askeri operasyonlar yapılmakta; bu durum büyük insani krizler doğurmaktadır. İsrail’in güvenlik argümanı, “Hamas’ın terör örgütü olduğu ve sivilleri koruma adı altında operasyon yapması gerektiği” söylemidir. Öte yandan Filistin halkı, işgal, yerinden edilme, ambargo, insani hak ihlalleri gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bölgesel aktörler (Mısır, Türkiye, İran, Katar vs.) Gazze’ye diplomatik, lojistik, mali destek sağlama politikasını dış politika amaçlarıyla ilişkilendirirler.

Gazze meselesi, Orta Doğu’daki jeopolitik denklemde sembolik ve stratejik bir merkezidir. Filistin davası İslam dünyasında güçlü bir meşruiyet alanına sahiptir.

Sonuç: Ortak “terör” söyleminin meşrulaştırılması. Türkiye devleti, iç düşmanlarını “terörist” ilan etmek için uluslararası söylemlerden etkilenebilir; benzer şekilde İsrail, Gazze’deki Hamas’ı silahlı direnişi “terör” olarak nitelendirerek operasyonlarını meşrulaştırır. Bu söylem koridoru, küresel “terörle mücadele” diskuru ile örtüşür. Her “direniş hareketi” otomatik olarak terör değildir;
söylemsel çerçeve seçimi politik bir tercihtir.

ABD ya da Batılı güçlerin bölgedeki hegemonik stratejisiABD, Orta Doğu’da hem terörle mücadele bahanesiyle hem de İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik bir strateji izler. Bu strateji, bölge
devletlerini (örneğin Türkiye) “terörle mücadele” ekseni içinde tutarak, onları denetim altına almaya da yönlendirme imkânı sağlar.

Bu durumda Türkiye’nin “terörle mücadele” politikaları ile İsrail’in Gazze politikaları, o yönlendirme stratejisinin parçaları olarak düşünülebilir.

Bu iddia, “her şeyi ABD kontrol ediyor” biçiminde bir determinizme düşebilir. Bölgesel aktörlerin kendi özerk çıkarları vardır.

ABD, Türkiye’yi bir NATO ülkesi olarak stratejik olarak kullanır; Türkiye de bu konumuyla “terörle mücadele” konusunda ABD ile iş birliği yapabilir. Aynı zamanda ABD, İsrail’i Ortadoğu’daki ana
müttefiki olarak koruma stratejisinin bir parçası olarak, Gazze politikasını şekillendirir.

Dolayısıyla Türkiye’nin “terörle mücadele” politikaları ile ABD–İsrail ittifakı arasında bir hizalanma ya da koordinasyon olasılığı vardır.Türkiye zaman zaman ABD ile gerilimler yaşar; bu bağlantı her zaman doğrudan ve kusursuz değildir.

Türkiye hükümeti, Gazze meselesinde sert tutum alarak (İsrail’e eleştiriler yönelterek) hem içeride halk nezdinde meşruiyet kazanmayı hedefler hem de İslam dünyasında liderlik iddiasını güçlendirir.

Aynı şekilde “terörle mücadele” söylemi, Türkiye’nin kendini bölgesel istikrar sağlayıcı aktör olarak pozisyonlandırmasına katkı sağlar.

Bu stratejik kimlik oluşturma bazen çelişkiler doğurur; örneğin insan hakları ihlalleri tartışmaları.

Kriz yönetimi ve dikkat dağıtma İç politikada ekonomik, sosyal ya da siyasi krizler varken, dış politikada “düşmana karşı mücadele” söylemi gündemi belirleyerek dikkatleri iç meselelerden
uzaklaştırabilir. Gazze meselesi, dış düşman algısı oluşturularak iktidarın iç konsolidasyonuna katkı verebilir.

Bu tablo çerçevesinde, “Terörsüz Türkiye” söylemi ile “Gazze işgali” arasındaki bağlantılar, siyasal meşruiyet, söylemsel çerçeve, jeopolitik strateji ve uluslararası aktörlerin müdahaleleri ekseninde
okunabilir.

“ABD Planı mı?” İddiasının Değerlendirilmesi: ABD’nin Orta Doğu’daki uzun vadeli stratejileri var.

ABD, Soğuk Savaş sonrası dönemde “Terörle Mücadele” doktrinini bölgeye yayarak hem askeri müdahaleler hem de güç projeksiyonu gerçekleştirmiştir. Filistin–İsrail meselesinde ABD, İsrail’i
sürekli destekleyen konumda olmuştur ve Gazze’deki çatışmalar esnasında diplomatik, askeri ve mali araçlarla rol oynamıştır.

ABD, Türkiye’yi NATO içinde tutmak, Rusya’ya karşı tampon bölge kurmak, enerji rotalarını kontrol altında tutmak gibi stratejik hedeflere sahiptir. Bu hedefler, Türkiye’nin iç güvenlik politikalarıyla dolaylı ilişki kurar ve çözüm getirebilir.

ABD ile Türkiye arasında terörle mücadele iş birliği (istihbarat paylaşımı, askerî operasyonlar, lojistik destek) mevcuttur. Örneğin Türkiye, İncirlik Üssü gibi üsleri ABD’ye açmıştır.

ABD’nin “terör örgütü listeleri” belirlemesi, finansal yaptırım uygulamaları, insani yardım ve güvenlik yardımı gibi araçlarla diğer devletlerin politikalarını şekillendirmesi mümkündür. ABD, bölgesel aktörlerle (örneğin Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır) anlaşmalar ve anlaşmazlıklar üzerinden Orta Doğu dengelerini şekillendirmeye çalışır. Bu bağlamda, Türkiye’ye “terörle mücadele” ekseninde tercihleri konusunda birtakım diplomatik baskılar ya da tavsiyeler yöneltmesi mümkündür.

Gazze meselesinde ise ABD, İsrail ile diplomatik koridorlarla doğrudan rol oynar; savaş sırasında ateşkes süreçleri, insani yardım koridorları gibi alanlarda inisiyatifi elinde tutabilir.

Türkiye’nin dış politika kararları her zaman ABD’nin yönlendirmesine indirgenemez; Türkiye, Rusya,

İran, Çin gibi aktörlerle ilişkiler kurabilen bir aktördür. Örneğin S-400 hava savunma sistemi alımıyla Türkiye, ABD ile gerilim yaşadı fakat bu tercihi kendi ulusal çıkarlarına dayandırdı. Türkiye, Gazze meselesinde İsrail’i eleştirerek ABD ile gerilim yaratacak hamleler de yapabiliyor; bu durum “kesin ABD planı” söylemini zayıflatır.

Bölgesel karmaşıklık ve çok aktörlü rekabet var. Orta Doğu sadece ABD ve İsrail ile sınırlı değildir;

Rusya, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Katar gibi aktörler de çok güçlü ve bağımsız stratejiler izler.

Gazze’ye ilişkin kararlar bu çok aktörlü ortamda şekillenir; sadece ABD’nin tek başına belirleyici olacağı bir düzene indirgenemez. Ayrıca uluslararası toplum, BM, Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi aktörlerin baskısı da politika belirlemede rol oynar.

Gazze’de patlayan krizler (saldırılar, misillemeler, sivil baskılar) bazen kontrol dışı gelişir; bu durum uzun vadeli planlarla tam olarak örtüşmeyebilir. Türkiye içinde terör olayları ve iç güvenlik sorunları da tamamen dış yönlendirmeyle açıklanamaz; yerel koşullar, etnik dinamikler, bölgeler arası gerilimler önemlidir.

İncirlik Üssü ve askerî lojistik desteği, Türkiye İncirlik Üssü’nü ABD’ye açarak Suriye ve Irak operasyonlarında kritik lojistik destek sağlamıştır. Bu durum Türkiye’nin “terörle mücadele”
ekseninde ABD ile iş birliğinin bir maddesidir. Bu iş birliği, Türkiye’nin operasyonel kapasitesini artırırken aynı zamanda ABD’nin bölgesel stratejilerine katkı sağlar.

ABD, PKK’yı terör örgütü olarak tanır; fakat Suriye’de YPG (PKK ile bağlantılı algılanan grup) ile bazı dönemlerde iş birliği yapmıştır. Bu durum ikili bir stratejik tutarsızlığı, yönlendirme ve esneklik politikalarını gösterir. Eğer Türkiye “terörle mücadele” söylemini katı biçimde uygulayıp aynı anda ABD’nin bölgesel stratejileri ile uyum göstermek durumunda kalıyorsa, bu “ortak yönelim” iddiasını destekleyebilir.

Türkiye’nin Gazze’ye diplomatik ve lojistik desteği: Türkiye, Gazze meselesinde İsrail’e eleştirel tavır takınmış, Filistin halkına yardımı savunmuştur. Bu dış politika tercihi, Türkiye’nin bölgesel liderlik imajını güçlendirme amaçlıdır. Eğer bu tutum, “terörle mücadele” söylemiyle paralel ilerliyor ve ABD ile örtüşüyorsa, bu “bağ” iddiası güçlenir.

ABD’nin bölgesel diplomatik yönlendirmeleri var. ABD’nin İsrail-Filistin barış planları, ateşkes süreci arabuluculukları ve mali yardımlar, Gazze politikasında doğrudan rol oynar. Bu stratejilerin
Türkiye’nin politikalarıyla örtüştüğü veya zaman zaman çeliştiği görülmektedir. Bu yönelim, Türkiye’nin de ABD politikalarına esneklikle uyum sağladığı ya da yönlendirildiği argümanını
destekleyebilir.

Sonuç olarak: “Terörsüz Türkiye” söylemi ile “Gazze işgali” arasında doğrudan, basit bir bağlantı yoktur; ancak stratejik, söylemsel ve jeopolitik bağlamda bazı örtüşmeler kurulabilir. “ABD planı”
iddiası tamamen dıştan belirlenmiş bir komplo teorisi düzleminde kalırsa bilimsel olmaktan çıkar; ancak ABD’nin bölgesel stratejileri aracılığıyla bu bağlantıları yönlendirme kapasitesine sahip olduğu açıktır. Türkiye’nin iç güvenlik politikaları, dış politika tercihleri ve bölgesel stratejik konumu bir arada değerlendirilmelidir.

En makul yaklaşım, bağlantıları “yönlendirilmiş ama tamamen belirlenmiş değil” düzeyinde okumaktır. Yani Türkiye’nin kendi aktörlüğü vardır; ABD’nin stratejik ağırlığı da vardır, bu ikisi
etkileşim içindedir.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.