MEKİN ŞAHİN
Toplumsal yaşamın en temel dayanaklarından biri ilkedir. İlke; bireyin olduğu kadar
kurumların da pusulasıdır. İnsan onurunu besleyen, güçlendiren ve saygın bir kimlik
kazandıran bu değerler bütünü, özellikle siyaset gibi kamusal sorumluluğun ağır olduğu
alanlarda vazgeçilmezdir.
İlkesizliğin hâkim olduğu bir zeminde ise ne güven kalır ne de sürdürülebilir bir ilişki. Çünkü
çıkar üzerine kurulan her yapı, çıkar ortadan kalktığında çökmeye mahkûmdur.
Son dönemde Adana siyasetinde yaşanan gelişmeler, bu gerçeğin somut bir yansıması olarak
karşımıza çıkıyor. Görünürde bireyler arası tartışmalar, kavgalar ve karşılıklı suçlamalar öne
çıksa da meselenin özü çok daha derinde yatıyor: İlkesizlik üzerine kurulan ilişkilerin
kaçınılmaz sonu.
Mehmet Şeker ‘’ Zeydan senden bir ricam olacak. Ali Demirçalı kurultay delegesi olsun’’
Zeydan ‘’ kurultay delegesi kolay isterse onu Yüreğir belediye başkanı yapalım’’
Zeydan’’ Anıl Yüreğir adayımız Ali Demirçalı. Ona göre çalışma yap’’
Anıl ‘’ Tamam başkanım’’
Burhanettin Bulut’ ’ben Zeydan abi ne derse onu desteklerim’’
Aday yapılma propagandası ‘’çok parası var. Çok zengin. Gözü gönlü tok ve yardım sever.’’
Ali Demirçalı CHP kültürüyle ilgisi olmayan akıllı bir adam.
CHP Yüreğir belediye başkan adayı oldu. Seçildi.
Aynı yöntemle milletvekili oldu.
Siyaset mi, çıkar ağı mı?
Yerel seçimler öncesinde şekillenen ilişkiler ağına bakıldığında, siyasi vizyonun ve ideolojik
bağlılığın geri planda kaldığı; bunun yerine kişisel çıkarların, ekonomik gücün ve güç odaklı
hesapların belirleyici olduğu görülüyor. Aday belirleme süreçlerinde liyakat, toplumsal
karşılık ya da örgütsel emek yerine; “kazanabilirlik” adı altında maddi güç ve kişisel ilişkiler ön
plana çıkarılmıştır.
Bu durum sadece bireysel tercihlerle açıklanamaz. Aynı zamanda örgütsel yapının da bu
sürece göz yumması, hatta yer yer desteklemesi, sorunun sistematik bir hâl aldığını
göstermektedir. Siyasi partiler, özellikle köklü ideolojik geçmişe sahip olanlar, kendi
değerlerinden uzaklaştıklarında içten içe çözülmeye başlarlar.
Geçici ittifakların sonu çıkar temelli ilişkiler içerdiğinde doğası gereği geçicidir. Ortak hedef
ortadan kalktığında ya da güç dengesi değiştiğinde, bu ilişkiler hızla çatışmaya dönüşür.
Nitekim dün birbirini destekleyen, aynı masa etrafında geleceğe dair planlar yapan aktörlerin
bugün sert bir şekilde karşı karşıya gelmesi tesadüf değildir.
Bu tür ilişkilerde sadakat değil, fırsatçılık belirleyicidir. Güç kimdeyse ona yakın durmak,
dengeler değiştiğinde ise yeni pozisyon almak olağan bir davranış kalıbına dönüşür. Ancak bu
durum sadece bireyleri değil, temsil ettikleri kurumu da yıpratır. Kamuoyunda güven kaybı
yaratır ve seçmenin siyaset kurumuna olan inancını zedeler.
Zeydan cezaevine girdikten sonra bir araya gelerek siyasetin geleceğinde paylaşım yapan
belediye başkanı, meclis üyesi ve en tepedeki örgüt başkanı. Canlı örnektir.
Paylaşılan makamlar Adana Büyükşehir belediye başkanlığı, Yüreğir belediye başkanlığı,
Adana milletvekilliği!
Zeydan cezaevinden çıktı. Eşek kaçtı palan düştü!
Örgütsel erozyon ve temsil krizi kişisel çatışmalarla hırsı, intikamı ve arka plan oyunlarının
kapısını açar. Ali Demirçalı Ankara dönüşü ‘’ya ben giderim ya Anıl’’ demesi ilkesiz ilişkinin
çöküş yansımasıdır.
Yaşanan süreçlerin en önemli sonuçlarından biri de örgütsel yapının zayıflamasıdır. Gerçek
parti emekçilerinin, yıllarca mücadele etmiş kadroların dışlanması; yerlerine kısa vadeli
hesaplarla belirlenmiş isimlerin getirilmesi, ciddi bir temsil krizine yol açar.
Bu kriz sadece seçim sonuçlarıyla ölçülemez. Aynı zamanda belediye meclislerinde,
komisyonlarda ve karar alma mekanizmalarında ortaya çıkan dengesizliklerle de kendini
gösterir.
Nitekim son gelişmelerde görüldüğü gibi, CHP’nin Yüreğir belediyesinde meclis sayısal
çoğunluğa rağmen etkinliğini kaybetmesi, örgütsel bütünlüğün zedelendiğinin açık bir
göstergesidir.
Hukuk ve ahlak arasındaki İnce çizgi; ilkeli ilişkilerde ayrışma yaratmaz. Aksine birleştirir ve
güçlendirir. Siyasette etik ve hukuk birbirini tamamlayan iki temel unsurdur. Hakkında ciddi
iddialar bulunan kişilerin, bu iddialar netleşmeden önemli görevlere getirilmesi; kısa vadede
pragmatik bir tercih gibi görünse de uzun vadede ağır bedeller doğurur.
Toplumun beklentisi nettir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve temiz siyaset. Bu beklenti
karşılanmadığında, sadece bireyler değil, tüm kurumlar sorgulanır hâle gelir.
Bu nedenle siyasi partilerin kendi iç denetim mekanizmalarını işletmesi, gerektiğinde
sorumluluk alan isimlerin geri çekilmesi hayati önem taşır.
İlke olmadan siyaset olmaz!
Yaşananlar, bir kez daha şu gerçeği ortaya koymaktadır. İlkesiz ilişkiler sürdürülebilir değildir.
Kısa vadeli kazançlar uğruna yapılan tercihler, uzun vadede büyük kayıplara yol açar. Siyaset,
sadece kazanmak değil; nasıl kazanıldığıyla da ilgilidir.
Eğer bir siyasi yapı, kendi değerlerinden uzaklaşır ve çıkar ilişkilerinin esiri hâline gelirse,
kaçınılmaz olarak iç çatışmalarla yüzleşir. Bu çatışmalar ise sadece bireyleri değil, o yapıya
umut bağlayan geniş kitleleri de hayal kırıklığına uğratır.
Bu nedenle yapılması gereken açıktır: İlkelere dönüş. Liyakat, şeffaflık ve etik değerlere
bağlılık yeniden merkeze alınmalıdır. Aksi hâlde bugün yaşananlar, yarının daha büyük
krizlerinin habercisi olmaya devam edecektir.
En kısa zaman da istifa mekanizması işlemeli.
Hakkında adli yargı başlayan üyeliğini dondurmalı ve aklandıktan sonra daha güçlü biçimde
siyasi partisinde politika yapmaya devam etmelidir!
Kendi çıkarına kahraman olandan halk kahramanı olmaz!