MEKİN ŞAHİN
Bugün duygularım tavan yaptı. Bu yüzden çok sevdiğim türküleri dinlemeye başladım. 31 Mart 2024 sonrası hazmedemediğim o kadar çok şey var ki hangisini söylesem, hangisini yazsam; bilemedim. Kul himmet leyli leyli leyli üstat gelse otursa, Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün… Ey Türkiye’nin güzel insanları ne güzel duyguyla, insana ahlaki değerleri sunuyorsunuz!
Ülkemin 1980 öncesini bu yüzden çok seviyorum.
Can güvenliği yoktu.
Her şeyden önce toplumsal ahlak Ağrı dağının tepesindeydi.
İnsanlar ya yiğit ya kahpeydi. Bugün olduğu gibi hem ahlaksızlığına yiğit hem de ”halk kahramanı” yüzsüzlüğü içinde değildi. İşte kapitalizmin gerçek yüzü. Yalan, üç kâğıt, çıkarları uğruna anasını boyayarak satacak kadar karaktersiz ve insanlık düşmanı bir kültür!
Söyleyen dillerin söylemez olur, bülbül gibi dilin olsa ne fayda?
Bir yanda açlık, yoksulluk, işsizlik; bir yanda oturduğu koltukta yolsuzlukla, yüzsüzlükle, yasaları ilhak ederek köyneğinin içinde sakladığı zenginlik. Hakkını arayan aç, yoksul, işsiz hakkını aradığında hain, terörist; koltuğun gücüyle zenginleşen, kanunu kendi iki yüzlülüklerine alet edenler saygın ”halk kahramanı” oluyor.
İşin enteresan olanı yaptığı tüm işi kendini zenginleştirmek olanın, halka teğet dahi geçmeden halk kahramanı ilan edilmesi. Hem de yoksul, işsiz ve aç insanlar tarafından.
Hakk’ın kelamını dile getirse, dünya benim deyi zapta geçirse, Karun kadar malın olsa ne fayda?
Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün, bir gün ölürsün, dünya kadar olsa ne fayda!
Çevremiz dikenler arasında. O dikenler arasında varlığıyla huzur ve güzellik taşıyan insanlar geldi geçti. Bunlar üryan geldim, üryan gidiyorum diyenler. Mütevazı kişilikleri, dürüstlükleri, ilkelerine sıkı sıkı bağlı olmalarıyla tanınırlar. Makamlarını kullanarak zenginleşmediler. Sıradan insanlar gibi
yaşadılar ve bu dünyadan göçtüler. İnsan sevgisini ve saygısını makam gücünden değil kişilikli olmalarından dolayı aldılar.
Unutulmazlar ve hala konuşulurlar.
İki genel müdür var. İkisi de toprağımızın çocuğu.
Abdullah Kütküt!
Mustafa Gökçedağ!
Abdullah Kütküt’ü 1977 yılında tanıdım. ÇUKOBİRLİK’te o genel Müdür’dü.
Mustafa Gökçedağ’ı 1987 yılında tanıdım. Adakobirlik yöneticisiydi. 1977 yılı öncesinden tanıştığımız Nedim Tarhan Fransa’dan dönmüştü. Seçimlerde milletvekili aday, adayı olup olmayacağını benim gibi dostlarına soruyordu. 2. Seçim bölgesinden aday olacaktı. Yanıma üç kişiyle gelmişti.
Üç kişiden biri Mustafa Gökçedağ’dı.
Uzun sohbet olmuştu o gün.
Ve o gün tanışmıştık Mustafa ağabeyimle.
Çukobirlik genel müdürlüğü döneminde, Çukobirlik çalışanı en huzurlu iş yaşamına sahip oldu.
Köylü kendinin üretici kooperatifi olduğunun farkına vardı.
Bu insanlar bu dünyadan gittiklerinde arkasında koltuk gücüyle stok ettikleri zenginliklerini miras olarak bırakmadılar. Sadece görevlerini olması gibi yaptıkları için saygınlıklarını miras olarak bıraktılar.
İnsan kimi yaşananlar karşısında üzülüyor. Her insan aynı karakterde olmaz. Biz çoğu kez bu tipleri affettiğimiz olmuştur. Ancak sınırı aştığında vereceğimiz ceza kapıları ona kapatmak olur. Ayrıca yaptığı hataların, hırsın kendisine yaşatacağı kötülükleri sabırla bekleriz. Anı yaşadığında, ders çıkardığını görür ve hissedersek tümüyle yok olmasına engel oluruz…
Hayatı öğrenmeye ve öğretmeye bin nasihatten bir musibet evladır.
Tüm bedesten senin olsa ne fayda, olsa ne fayda, şu dünyada üç beş arşın bezin var, tüm bedesten senin olsa ne fayda, olsa ne fayda!
Her gün korkuyla yaşayacaksın. Devlet ‘mi çökecek yoksa çalıp çırptığını bilen duyan mafya mı çökecek. Kan bağın tehlikede mi?
Her gün yüreğin ağzında merak içinde lokma yutacaksın. Ama yaşayıp görenlerin dediği gibi hırs mantığın önüne geçerse ne ahlak kalır ne insanlık. Çıkarı uğruna her ahlaksızlığı mübah sayar.
Bak ne hal e geldik. Eski SSK binası yanında ki tahta binada, atılan her adımda ki gıcırtı sesi olmasın diyerek; ağır aksak ve dikkatle atılan adımlar, il başkanına saygıyı ifade ederdi.
Bugün saygı yok.
İnsanlık yok.
Ahde vefa yok.
Bağlılık yok.
Örgütlülük yok.
Ortak dil yok.
VAR OLAN; rant, yalan ve çıkar için satış var. Yaptığı işi, ters yüz ederek böbürlenme var.
Benim evimi yakmayın; başkasının evinin yakılması için düşmana yalvarma var…
Öyle bir yaşamımız var ki, duygu yükünü mantığımızla yenmeye çalışırız. Yükün her birikimi yarattığı fırtınada bizi yerden yere vurur.
Yol ararız, dost ararız, dert ortağı ararız; hatta kurumuş gözlerimizin bebeğin de akacak göz yaşı ararız. Bulamayız!
Yapılacak tek şey kendimize ait duygu selini kendi direncimizle, kendi yöntemimizle, kendi irademizle ve kendi mantığımızla yenmektir.
Öyle bir yaşamımız var ki bize ait duygu yükünü yenecek tek şey, kendi mantığımızdır. Yaşadığımızın her şeyin yükünün yarattığı fırtınayı durduracak ve sağlıklı sonuç almamız; öngörü ve mantık örtüşerek karşı çıkışına bağlıdır.
Yapılacak tek şey kendimize ait duygu selini kendi direncimizle, kendi yöntemimizle, kendi irademizle ve kendi mantığımızla yenmektir.
Son söz: Hakkın kelamını dile getirse, dünya benim değil zapta geçirse, Karun kadar malın olsa ne fayda, olsa ne fayda! Dünya benim değil zapta geçirse, Karun kadar malın olsa ne fayda, olsa ne fayda.
Şu dünyada üç beş arşın bezin var!