MEKİN ŞAHİN
Türkiye, tarihinin en zorlu eşiklerinden birinden geçiyor. Ekonomik daralma, adalet duygusunun aşınması, toplumsal kutuplaşma ve kurumsal erozyon; yalnızca bugünü değil, yarını da tehdit ediyor.
Böylesi dönemler, yalnızca eleştirinin değil; aynı zamanda güçlü bir vizyonun, açık bir yol haritasının ve kararlı bir iradenin ortaya konulmasını zorunlu kılar. İşte bu yüzden Cumhuriyet’in kurucu değerlerini temsil eden Özgür Cumhuriyet Halk Partisi için tarihsel bir sorumluluk doğmuştur: Umudu yeniden örgütlemek ve Türkiye’yi ayağa kaldıracak bir manifesto ile halkın karşısına çıkmak.
31 Mart 2024 yerel seçimleri, yalnızca bir seçim değil; halkın birikmiş öfkesinin, değişim arzusunun ve demokrasi talebinin açık bir ifadesi olmuştur. Toplum, kendisine yöneltilen “duyarsızlık” ve “kadercilik” ithamlarını boşa çıkarmış, iradesine sahip çıkacağını göstermiştir. Bu sonuç, aynı zamanda bir çağrıdır: “Biz buradayız, şimdi sıra sizde.” Bu çağrının muhatabı ise doğrudan CHP’dir.
CHP’nin ortaya koyacağı manifesto, yalnızca teknik çözümler listesi olmamalıdır. Bu manifesto; halkın ruhuna dokunan, geleceğe dair umut veren ve herkesin kendini içinde bulabileceği bir toplumsal sözleşme niteliği taşımalıdır.
Bu sözleşmenin temel taşları ise açıktır:
Evrensel hukuk
Sosyal adalet
Ekonomik refahın eşit paylaşımı
İnanç ve kimlik özgürlüğü
Demokratik katılım
12 Eylül ile birlikte siyasetin merkezine yerleştirilen kimlik ve inanç temelli ayrışma, artık Türkiye’ye dar gelmektedir. Yeni bir siyaset dili; ayrıştıran değil birleştiren, korku değil güven üreten bir dil olmalıdır.
Türkiye’de yaşayan herkesin, kökeni ve inancı ne olursa olsun, eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir anayasa hedefi açıkça ortaya konmalıdır.
Gerçek bir değişim, yalnızca yukarıdan aşağıya değil; aşağıdan yukarıya doğru örgütlenir. Bu nedenle manifesto, halkı yalnızca dinleyen değil; aynı zamanda onunla birlikte hareket eden bir anlayışı benimsemelidir.
Hak aramanın yolu örgütlü toplumdan geçer. Sendikalar, sivil toplum kuruluşları, gençlik hareketleri ve kadın örgütleri bu sürecin asli unsurlarıdır.
Bugün Türkiye’de en büyük sorunlardan biri umutsuzluktur. İnsanlar değişimin mümkün olduğuna dair inançlarını yitirme noktasına gelmiştir. Oysa tarih, tam da bu anlarda ayağa kalkanların yazdığı bir süreçtir. CHP’nin görevi, bu umudu yeniden yeşertmek ve halka “yalnız değilsiniz” diyebilmektir.
Bu topraklar, yalnızca siyasi mücadelelerin değil; aynı zamanda derin bir düşünce ve irfan geleneğinin de merkezidir.
Yunus Emre, yüzyıllar önce sevgi, sabır ve insanlık üzerine kurduğu diliyle bugün hâlâ yol göstermektedir. Onun anlayışında insan, inancın ve hakikatin merkezindedir. Ayrım değil birlik, nefret değil sevgi esastır. Yunus’un dergâhta kırk yıl odun taşıması, yalnızca bir sabır hikâyesi değil; aynı zamanda bir adanmışlık manifestosudur. Bugün siyaset de bu adanmışlığa ihtiyaç duymaktadır. Halktan kopuk, kibirli ve tepeden bakan bir siyaset anlayışı değil; halkla birlikte düşünen, hisseden ve üreten bir siyaset gereklidir.
Türkiye’de bilgi kirliliği, medya manipülasyonu ve kutuplaştırıcı söylemler, toplumun sağlıklı düşünme yetisini zayıflatmaktadır. İnsanlar, gerçek ile yalan arasında sıkışmış durumdadır. Bu nedenle manifesto, yalnızca ekonomik ve siyasi çözümler değil; aynı zamanda bir aydınlanma çağrısı da içermelidir.
Aydın olmak; yalnızca bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi toplumun yararına kullanmaktır.
Basın, akademi ve siyaset; sis perdesini kaldırmakla yükümlüdür. Gerçekleri cesaretle söylemek, bedeli ne olursa olsun doğruda ısrar etmek, bu sürecin en önemli unsurlarındandır.
Türkiye’nin yakın tarihi, demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle doludur. 12 Eylül Darbesi, yalnızca bir siyasi kırılma değil; aynı zamanda toplumsal hafızada derin yaralar bırakan bir süreçtir. Ancak bu ülkenin insanları, her defasında yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen kurtuluş mücadelesi, bağımsızlık ve özgürlük iradesinin en güçlü örneğidir. Aynı şekilde 68 ve 78 kuşağı, baskılara rağmen demokrasi ve eşitlik mücadelesini sürdürmüştür. Bugün de aynı kararlılığa ihtiyaç vardır.
Sayın CHP’ni yönetenlerin görevi, yalnızca bir siyasi partiyi yönetmek ve yapılan saldırı sınırında kendini savunmak değil; bir ülkenin geleceğine yön vermektir.
Yazılacak manifesto, sıradan bir metin değil; Türkiye’nin yeniden doğuşunun belgesi olmalıdır.
Bu manifesto:
Halkı sokağa çağırmakla yetinmeden bilinçlendiren
Korkuyu değil cesareti büyüten
Ayrılığı değil birliği savunan
Umutsuzluğu değil geleceği inşa eden; bir yol haritası olmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca iktidar olmak değil; adil, özgür ve onurlu bir yaşamı hep birlikte kurmaktır.
Ve unutulmamalıdır: Bu topraklarda hak arayanlar hiçbir zaman tükenmez. Yeter ki o sesi duyacak, o umudu büyütecek bir irade ortaya çıksın.