Bataklığı Kurut, Be Kardeşim!

Bataklığı Kurut, Be Kardeşim!

ABONE OL
Nisan 24, 2026 16:26
Bataklığı Kurut, Be Kardeşim!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Bataklığı Kurut, Be Kardeşim!

Bir sarhoşun ağzından dökülen o dağınık cümle, aslında memleketin en berrak fotoğrafını veriyor.
Gürültü var, kalabalık var, hareket var… ama yön yok. Halay çekiliyor; fakat ne ritim var ne de halay başı. Türkiye siyasetinin önemli bir kısmı, işte bu sahnenin farklı bir versiyonu gibi görünüyor. Coşku var, slogan var, taraftar var; fakat çözüm yok, plan yok, istikamet yok.
Bugün ülkenin en temel meselesi, sorunların büyüklüğü değil; o sorunlara yaklaşımın yüzeyselliğidir.
Ekonomi konuşuluyor ama üretim konuşulmuyor.
Refah konuşuluyor ama nasıl yaratılacağı tartışılmıyor.
Herkes “ben çözerim” diyor, fakat kimse çözümün bedelini, yöntemini ve sürecini açıkça ortaya koymuyor.
Bu yüzden sonuç değişmiyor. Yerinde sayan bir ülke, yorulan bir toplum ve giderek daralan bir gelecek umudu.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hedeflenen “kendi kendine yeten Türkiye” fikri, romantik bir slogan değildi; somut bir kalkınma modeliydi. Tarımda, sanayide ve teknolojide bağımsızlık, siyasi bağımsızlığın temel şartı olarak görülüyordu.
Bugün o anlayışın zayıflaması tesadüf değil. Üretim yerine tüketimin teşvik edilmesi, kısa vadeli kazançların uzun vadeli kalkınmanın önüne geçirilmesi ve dışa bağımlı bir ekonomik yapının kabullenilmesi, bu kopuşun başlıca nedenleri arasında.
Ancak burada bir noktayı netleştirmek gerekir. Sorun karmaşık olabilir, ama çözümün ilkeleri karmaşık olmak zorunda değildir. Gerçek çözüm, süslü cümlelerden değil; net tercihlerden doğar.
Ekonomide üretimi merkeze almayan hiçbir model sürdürülebilir değildir. Para, üretimden kopup kendi başına bir kazanç aracı haline geldiğinde, sistem giderek kırılganlaşır. Finansal araçlar, reel ekonomiyi desteklemek yerine onun önüne geçtiğinde, toplumun geniş kesimleri için refah üretmek yerine belirli kesimlere avantaj sağlar. Bu noktada yapılması gereken, finansı tamamen reddetmek değil; onu üretimin hizmetine sokacak şekilde yeniden düzenlemektir.
İthalat meselesi de benzer bir denge gerektirir. Kontrolsüz ithalat, yerli üreticiyi zayıflatır; fakat tamamen kapalı bir ekonomi de verimsizliğe yol açar.
Asıl mesele, stratejik alanlarda yerli üretimi koruyan, geliştiren ve rekabet gücünü artıran bir politika izlemektir. Tarımda, sanayide ve teknolojide dışa bağımlılığı azaltmadan güçlü bir ekonomi kurmak mümkün değildir.
İhracat ise sadece “daha çok mal satmak” anlamına gelmez. Katma değeri yüksek ürünler üretmeden, teknoloji geliştirmeden ve markalaşmadan yapılan ihracat, ülkeye sınırlı bir katkı sağlar.
Gerçek güç, planlı üretimle dünya pazarlarında söz sahibi olabilmektir. Bunun yolu da eğitimden sanayi politikasına kadar uzanan bütüncül bir stratejiden geçer.
Planlama kavramı uzun yıllar ideolojik tartışmaların gölgesinde kaldı.
Oysa planlama, ekonomiyi merkezden yönetmek anlamına gelmek zorunda değildir; kaynakları verimli kullanmak, öncelikleri belirlemek ve geleceği öngörmek anlamına gelir. Plansız bir ekonomi, rüzgârın önündeki yaprak gibidir.
Nereye savrulacağı belli olmaz.
“Bataklığı kurutmak” ifadesi, aslında tek tek sorunlarla uğraşmak yerine o sorunları doğuran sistemi değiştirmeyi anlatır. Yolsuzlukla mücadele etmek istiyorsanız sadece suçluları değil, o suçu mümkün kılan yapıyı da değiştirmek zorundasınız. Ekonomik kırılganlıkları azaltmak istiyorsanız sadece sonuçlara değil, o sonuçları doğuran bağımlılık ilişkilerine odaklanmanız gerekir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, sloganlarla beslenen bir siyaset değil; gerçeklerle yüzleşen bir akıldır.
Cesaret, sadece yüksek sesle konuşmak değildir. Cesaret, gerektiğinde popüler olmayan ama doğru olan kararları alabilmektir. Üretimi öncelemek, bağımlılığı azaltmak, planlı hareket etmek ve uzun vadeyi düşünmek…
Bunlar kolay değildir, ama kalıcı çözümün başka yolu da yoktur.
Sonuç olarak mesele şudur!
Halay çekmeye devam edebiliriz; ama ritim olmadan, yön olmadan, amaç olmadan o halay sadece bir oyalanmadır. Ya kalabalığın gürültüsüne kapılıp yerimizde sayacağız ya da düzeni değiştirip gerçekten ilerleyeceğiz.
Bataklığı kurutmak istiyorsak, önce suyun nereden geldiğini görmek zorundayız. Ve sonra, o kaynağı cesaretle kesmek…
”ey acılara tat veren güzellik
Yüreğimize hoşgeldin
Geldin de
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi
Artık ister dolu yağsın ömrümüze
İsterse kar
Biz ki bildikten sonra sevmeyi
Bütün sabahlar
Acı renginde olsa ne çıkar. ”

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.