MEKİN ŞAHİN
Doğanın değişmez yasaları vardır. Bu yasalar dış bir müdahale olmadan ağır Aksak ama kararlı biçimde işler. Doğada hiçbir şey tek başına var olmaz; o şeyler birbirine bağlıdır ve birbirini etkiler. Halkın yaşamında da bu durum farklı değil. Nasıl ki “üzüm üzüme bakarak olgunlaşır” denir, toplum da kendi içinde yaşadığı deneyimlerden, acılardan ve mücadelelerden öğrenerek olgunlaşır.
Doğanın bir diğer temel yasası ise değişim ve dönüşümdür. Doğada hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Zaman o şeyi dönüştürür. Aynı ağacın gölgesinde o gün oturamazsınız; çünkü zaman değişir, koşullar değişir, hayat değişir.
Bu nedenle doğanın dünü, bugünü ve yarını nasıl birbirinden farklıysa, insanın ve toplumun yaşamı da farklı olur. Toplumların tarihi de bu değişim ve dönüşüm yasasının bir parçasıdır.
Örneğin Cumhuriyet’in kuruluş süreci ile bugünün koşulları aynı değildir. O gün ortaya çıkan Lider ile bugün ortaya çıkacak lider de aynı olmaz. Tarih, kendi koşullarını ve kendi insanlarını yaratır. Bu yüzden dönemleri ve insanları birebir kıyaslamak mümkün değildir.
Her farklılığın bir nedeni vardır. O sonucun ardında onu yaratan koşullar ve eylemler bulunur. Toplumsal değişim de tıpkı doğum sancısını yaşar. Yeni bir düzenin doğması kolay olmaz. Bu nedenle devrim zor olur.
Toplumların içinde bazı insanlar vardır ki benzerleri arasında güç, etki ve kararlılık bakımından öne çıkarlar. Sayıca az olabilirler ama etkileri büyüktür. Onlar, benzerlerine baskın çıkan ve toplumsal yönü belirleyen öncülerdir. İşte bu nitelik “başat” olmaktır.
Başat olmak kolay değildir.
Emek ister.
Tıpkı sarp kayalıklarda yetişen kır çiçekleri gibi, tüm zorluklara rağmen ayakta kalmayı gerektirir. Rüzgâra, soğuğa, kuraklığa karşı direnmeyi gerektirir. Ama zamanı geldiğinde birdenbire bir güç ortaya çıkar.
Bu durumu doğanın en yalın örneği olan Buğdayda görmek mümkündür. Toprağa atılan tek bir tohum, bir anda çoğalmaz. Önce toprak sürülür, sonra tohum atılır. Eğer hava kurak giderse tohum toprağın altında bekler, direnç gösterir.
Yağmurla buluştuğunda ise filizlenir. Filiz toprağı zorlayarak gün ışığına ulaşır. Rüzgâra, soğuğa ve doğanın tüm zorluklarına karşı kök salarak büyür.
Bir süre sonra çoğalır, kardeş günler ve aylar geçer. Ekin büyür, başak verir. Başak çiçek açar, sonra taneye dönüşür. Sonunda hasat zamanı gelir. Toprağa atılan tek bir tohum, Avuç dolusu buğdaya dönüşür ve bütün canlılara hayat verir.
Toplumsal mücadeleler de böyledir.
İnsanlık tarihinde birçok başat insan ortaya çıkmıştır. Onlar en zor zamanlarda doğmuş, en karanlık günlerde halklarına umut olmuşlardır. Gecelerini gündüzlerine katarak çalışmış, kendi hayatlarını değil ülkelerinin ve halklarının geleceğini düşünmüşlerdir.
Onlar da birer tohum gibi toprağa düşmüşlerdir. Kentte, Köyde, Kasabada!
Ancak bugün bu miras çeşitli kişisel hırslar ve çıkar hesapları nedeniyle ciddi bir tehdit altındadır. Ülkenin değerlerini yıpratır ve toplumsal dayanışmayı zayıflatılmakta ve halkın ortak geleceği zarar görmektedir.
Bu nedenle Anadolu’nun yeniden ayağa kalkarak, kendine bırakılan mirasa sahip çıkması zorunlu olmuştur.
12 Eylül askeri darbesiyle topluma yıllarca “sen düşünme, senin yerine devleti yöneticiler “düşünür” anlayışı dayatıldı. Oysa toplumun kendi kaderine sahip çıkması, kendi iradesini ortaya koyması gerekir. Halk kendi yaşamına, kendi ülkesine ve kendi geleceğine sahip çıktığında gerçek değişim mümkün olur.
Başat olmak tam da bu noktada önem kazanır.
Toplumun o bireyi kendi iradesini ortaya koyduğunda ve ortak değerler etrafında birleştiğinde gerçek dönüşüm gerçekleşir.
Hizmet bir kişiye, bir gruba evet da toplumun yalnızca bir bölümüne verilmez. Hizmet o coğrafyada yaşayan herkes içindir. Yerel yönetimlerde görev alanların da bu anlayışla hareket etmesi gerekir. Verilen sözlerin yerine getirilmesi için halkın iradesi yönetimin temel ekseni hale getirilmelidir.
Elbette bu kolay değildir. Ancak imkânsız da değildir. Yeter ki toplum kendi gücünün farkına varsın. Yeter ki insanlar birlikte hareket etmeyi bilsin. Türkiye’de bu anlayışla herkesin başat olması gerekir.
Çünkü gerçek güç tek bir kişide değil, halkın birlik ve dayanışmasındadır. O gün geldiğinde örgütler de halk da bir yumruk gibi birleşecektir. Zulmedene karşı kararlı bir duruş sergilenecektir.
Bu nedenle omuz omuza verildiğinde Türkiye demokrasisi yeniden inşa edilebilir. Ve o gün geldiğinde herkes başat olacaktır.
Çünkü gerçek değişim, halkın kendi gücünü fark ettiği gün başlar.