TÜRKEŞ MANGA
KozanBilgi.Net İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni
Türkiye’de eğitim sistemine dair alınan son kararlar, “reform” adı altında sunulsa da, perde arkasında çok daha derin ve düşündürücü bir tabloyu barındırıyor. Lise eğitiminin 4 yıldan 2 yıla indirilmesi yönündeki girişim, yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda sosyolojik ve vicdani bir krizi tetikliyor. Bu kararın arkasındaki isimlerin kendi çocuklarını Türkiye’deki devlet okullarına değil, yurt dışındaki özel okullara göndermesi ise halkla yönetim arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
“2+2” veya “3+1” gibi modellerle lise eğitiminin zorunlu kısmının azaltılması, öğrencilerin erken yaşta sistem dışına itilmesine neden olacak. Bu, özellikle kırsal bölgelerde ve dezavantajlı ailelerde çocukların eğitimden kopmasına, iş gücü piyasasına ucuz emek olarak sürüklenmesine zemin hazırlar.
Bu karar, öğretmenlerin norm fazlası haline gelmesine ve binlercesinin yerinden edilmesine yol açacak.
Eğitimde fırsat eşitliği değil, fırsat ayrışması doğuracak.
Bu değişiklikle birlikte birçok branş öğretmeni, özellikle seçmeli derslerde görev yapanlar, norm dışı kalacak. Öğretmenler, yıllarca emek verdikleri okullardan uzaklaştırılacak, belirsizlik içinde başka illere sürülecek. Bu, sadece mesleki değil, insani bir yıkımdır.
Öğretmenler, reformun değil, tasfiyenin hedefi haline geliyor.
Eğitim sisteminin omurgası olan öğretmenler, görmezden geliniyor.
Norm fazlası uygulamaları, psikolojik ve sosyal travmalara yol açabilir.
En acı gerçek ise şu: Bu kararı verenlerin çocukları, Türkiye’deki devlet okullarında değil, yurt dışında özel okullarda eğitim görüyor. Yani:
“Bu sistem sizin çocuklarınız için değil, bizim çocuklarımız için.”
Bu durum, halkın sırtına yüklenen sistemin, karar vericiler tarafından bile güvenilmez bulunduğunu gösteriyor. Eğer bu reform gerçekten iyi niyetliyse, neden kendi çocukları bu sistemin içinde değil?
Eğitim sistemine güvenmeyen yöneticiler, halkı denek olarak görüyor.
Bu, sadece bir eğitim politikası değil, ahlaki bir kopuşun göstergesi.
Halkın çocukları için “zorunlu sadeleştirme”, kendi çocukları için “elit eğitim” tercih ediliyor.
Eğitimde reform, eşitlik ve kaliteyi öncelemelidir. Ancak bu kararlar:
Eğitim süresini kısaltarak bilgiye erişimi azaltıyor.
Öğretmenleri sistem dışına iterek deneyimi yok ediyor.
Karar vericilerin çocuklarını sistem dışına alarak toplumsal güveni yıkıyor.
Bu bir reform değil, bir ayrıştırma projesidir. Eğitimdeki bu yönelim, halkın çocuklarını sistemin dışına iterken, elitlerin çocuklarını koruma altına alıyor.
Eğitim, bir milletin geleceğidir. Bu geleceği şekillendirenler, kendi çocuklarını bu sistemin dışında tutuyorsa, halkın çocuklarına reva görülen bu düzen sorgulanmalıdır. Öğretmenler, öğrenciler, veliler ve vicdan sahibi herkes bu sessiz çöküşe karşı sesini yükseltmelidir.
Eğitimde reform, halkın çocuklarıyla başlar. Ayrıcalıkla değil, adaletle yazılır.