
ÖNCER ÜNLÜ – BAŞYAZAR
Bir ekim sabahıydı…
Anadolu’nun yorgun topraklarında umut yeniden filizleniyordu.
Yıllarca süren savaşların ardından,
bir milletin kalbinden tek bir ses yükseldi:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”
O ses, bir çağrının adıydı.
Küllerinden doğan bir ülkenin,
yeniden ayağa kalkışının müjdesiydi.
Ve o gün, 29 Ekim 1923’te,
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları
karanlığı aydınlığa dönüştürdü.
Cumhuriyet doğdu o gün…
Bir sabah güneşi gibi,
her köyü, her ocağı, her kalbi ısıtan bir umut oldu.
Artık halkın sesi, milletin iradesi en yüce güçtü.
Kadınlar, çocuklar, gençler — herkes aynı gökyüzüne baktı
ve özgürlüğün rengini gördü: Kırmızı-beyaz.
Atatürk’ün gözlerinde bir gelecek vardı;
okuyan, düşünen, üreten bir milletin geleceği.
O, Cumhuriyet’i sadece ilan etmedi,
onu bize emanet etti — bir kalp gibi,
her atışında bağımsızlık yankılanan.
Ve biz, her 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda
o kalbin ritmini yeniden duyarız.
Bayraklar dalgalanır, çocuklar sevinçle koşar,
marşlar göğe yükselir…
Çünkü biliriz ki, Cumhuriyet bir yönetim değil,
bir yaşama biçimidir.
O günün ışığı hâlâ yolumuzu aydınlatır.
Ve her yıl aynı söz, aynı gururla yankılanır:
“Ne mutlu Türk’üm diyene!”
“Yaşasın Cumhuriyet!”