OKTAY EROL
“Sıfır atık” amacı kapsamında Depozitosu Olan Ambalajlar sistemi 1 Temmuz’da yaşama geçirildi. İçecek sektöründe “geri dönüşüm” odaklı bir dönem başlatıldı. Sistem, Çevre, Şehircilik-İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) tarafından yürütülüyor. Böylece ambalaj atıklarının ekonomiye kazandırılması, doğal kaynakların kullanımının azaltılması amaçlanıyor. Firmalar, ürünlerinde kullandıkları kapak, etiket, ambalaj sistemlerini uygun duruma getirdi. “Geri dönüşüm” logolarını da ürünlerinde yer varmaya başladı…
Şimdi sıra tüketicilerde… “Atıkların” doğaya atılmaması, toplanması, “tüketiciye” yarar sağlaması önemli bir etken! Kullanılan ürünün “geri dönüşüme” kazandırılması için, “tüketicinin” de kazanımının olması gerekir. Temel besinleri “en pahalı” tüketen, toprağını “en pahalı” eken, geçimini sağlayabilmek için “en pahalı” alım gücü fırtınasında yaşama tutunmaya çalışan “tüketiciye” verilen sözler de vardı. Depozitosu Olan Ambalajlar toplanacaktı, bunlara bedel ödenecekti, harcamalarından düşürülecekti! Aklın yolu da bu!
***
Şöyle bir yaklaşımı benimser misiniz? “Sıfır atık” için tüketici ambalaj biriktirecek, biriktireceği ambalajın ederinden “çok” ürünlere zam yapılacak, kazanan “hep” olduğu gibi yine şirketler olacak! Doğayı şirketler katledecek, çevreyi şirketlerin “atıkları” kirletecek, bunun önlenmesi için de “tüketicinin” ambalaj biriktirme eyleminden söz edilecek! Böyle olmuyor mu? Bir gün yolunuz düşer ya da merak edip kimlerin ambalaj taşıdıklarını öğrenmek isterseniz neler olduğunu izleyin. Sonra da bu işin kime yarar sağladığını, kime kazandırdığını görün…
Dündü, iki zincir markete uğradım. Altılı paketlerde satılan maden suyu altmış liranın altındaydı, şimdi altmışaltı lira etiket yapıştırılmış gördüm! Zaten tüketicinin altı maden suyu şişesinden alacağı altı liraydı, şimdi yedi lira fiyatı artırılmıştı! İşin aslı şu: Firma, “geri dönüşümde” ödeyeceği bedeli, fazlasıyla ürünün üzerine eklemişti bile! “Tüketicinin” durumunu siz düşünün, eğer duygudaşlık kurmayı becerebiliyorsanız! Öncesinde “ambalaj” biriktirme gibi bir kaygısı yoktu, üstelik maden suyunu daha ucuz alıyordu. Bugün bir de onları biriktirip saklamak gibi sorunla baş başa… Böyle de bitmeyecek daha; “dönüşüm noktasına” varacak, biriktirdiği kimi ambalajı sistem almayacak, onları alıp bir çöpe atacak…
***
Sistem içinde bir oyun kurgulanıyor… Herkes görevini yapıyormuş, herkes doğayı koruyormuş, herkes “sıfır atık” için çaba harcıyormuş gibi gösteriliyor! Yok öyle bir şey! Fatura her zaman olduğu gibi “yine” dargelirli tüketicinin sırtına yükleniyor! Zincir marketlerde yalnız maden sularında değil, içme sularının da 1 Temmuz’la birlikte zamlandığı basında yer aldı. Demek ki duyarlı yurttaşlar uyarmış! Ticaret Bakanlığı “sessiz” kalmayıp işe koyulmuş. Bunu “fırsatçılık/ haksız fiyat artışı” olarak değerlendirip denetimlere başlamış! Denetimden ne sonucun çıktığını, nasıl bir caydırıcı yaptırımlar uygulandığını bugünkü etiketlerde gördüm; işe yaramamış!
Biliyorum, geçmiş yıllarda “fahiş fiyat” denetimlerinde de benzeri denetimler yapılmıştı… Cezalar yazıldığı belirtilmişti! Temel ürünlerde bir yararı görüldüğünü sanmıyorum! Yağ, şeker gibi temel ürünlerin ucuzlaştığına değil, tam tersine arttığına tanık olduk hep! Bunda da öyle olacağını düşünmek hiç de haksızlık olmaz; çünkü yaşanılanı var! Cezalar yazılacak, fiyatlar bir süre böyle gidecek, kısa süre sonra da yeni “fiyat güncellemesi” daha yapılacak! Bu oyun böyle sürecek!
***
Kimi şirketler toplanan bu ambalajları yeniden işleyecek, hammadde olarak kullanacaklar değil mi? Yeni cam, yeni plastik üretiminden kurtulacaklar; haksız mıyım? Bu da üretim giderlerinin düşmesine neden olacak! Aklın yolu birdi; gideri azalan ürünün fiyatının da ucuzlaması gerekir, işlerini doğru yaparlarsa! Kendileri kazandıkları kadar “tüketici” de yaptıklarını severek yapacaktır “haklı olarak” o zaman!
Oysa karşımızdaki anaparadarın çifte kazanç kapısı… Doğayı kolayca yaşanmaz duruma getiriyorlar, “tüketicinin” topladığı atıkları kazançlarına ekliyorlar… Bu güpegündüz yapılan bir soygundan başka bir şey değil! “Sıfır atık” adı altında yürütülen bu iş, özünde cebi sıfırlanan “tüketicinin” öyküsüdür. Denetimler “caydırıcı” olmadıkça, yurttaşın “yaşam hukuku” özünden uzaklaştıkça bu “hep” böyle olacak!