Cuma Suresi 1-4 Bölüm 1: Allah’ın Ümmi Resulü Kimlere Neyi Okumuştur?

Cuma Suresi 1-4 Bölüm 1: Allah’ın Ümmi Resulü Kimlere Neyi Okumuştur?

ABONE OL
Ağustos 21, 2026 13:49
Cuma Suresi 1-4 Bölüm 1: Allah’ın Ümmi Resulü Kimlere Neyi Okumuştur?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Cuma Suresi 1-4 Bölüm 1: Allah’ın Ümmi Resulü Kimlere Neyi Okumuştur?

Cuma, Türkçe’de haftanın beşinci gününe verilen isimdir. Kur’an-ı Kerim’de bir sureye ad olmuş. Lakin cuma, (ya da cumua) ‘toplanış’ anlamı taşıyan bir terimdir. Toplanışın sebebini Sure’nin ayetlerini inceleyip anlamaya çalışacağız.

Cuma Suresi birinci ayet: ”Yüsebbihu lillahi ma fi es-semavati ve ma fi el-arzı el-meliki’l-kuddüsi’l-azizi’l-hakimi”.

Bu ayetin Türkçeye çevirisi şöyle oluyor: Göklerde ve yerde olan her şey kuddüs, aziz, hakim olan meliki tesbih ederler. Terimleri ve kelimeleri irdeleyelim:

‘Yüsebbihu’: Bu fiil sözcük, bir hareketin varlığını haber verir. Hareket belli bir yerde değil, tabiatın tümündedir.

‘Tesbih’, Bu fiil masdarı, hareketlilik belirtmek için kullanılır. Hareketlilik genellikle ‘yüzme’ olayıyla ilgilidir. Dünyada denizde yüzülüyorsa, dünya dışında uzayda da yüzülüyordur. Ayet, ‘yüsebbihu’ kelimesiyle yüzme hareketinin, semavatta (göklerde) ve arzda (yeryüzünde ve yerin içinde) bulunan her şeyde olduğunu ima ediyor. Hareket edenlerde ilk akla gelen, yeryüzündeki insanlar ve hayvanlardır. Ama insanlar ve hayvanlar hareketli her şey demek değildir.

a) İnsanların ve hayvanların iç ve dış tüm organları hareket halindedir.

b) İnsanların, hayvanların ve canlıların inşa edildiği hücreler, hareket halindedir.

c) Hücreleri oluşturan moleküller hareket halindedir. Semada bulunan gaz ve su molekülleri buna dahildir. Her molekülün var oluşu ve yok oluşu söz konusudur.

d) Molekülleri oluşturan atomlar da hareket halindedir. Atomun alt parçacıklarından derine inilse, parçacıkların bir alan içinde yüzdükleri anlaşılıyor. Atom çözüldüğünde, varlığını ‘enerji’ olarak ortaya çıkarır.

‘Lillahi’: Bu sözcük, ‘Allah için’ demektir. Öyle ise, var olan her şey Allah için hareket ediyordur. Belki de kendine uygun alanda yüzüp duruyordur. Semavatta ve arzda var olan her şeyin var oluş sebebi, ‘liilahi’ kelimesi ile anlatılmış oluyor.

‘Melik’, Kuddüs, ‘Aziz’ ve ‘Hakim’ sıfatlarıyla anılan Allah’ı bilmek… Allah’ın var edilenlerin üzerindeki tasarrufunun nasıl olduğunu anlayabilmek, kolay değildir.  Teori oluşturulabilir… O kadar. Sonraki ayette onun yarattıkları üzerindeki tasarrufu anlaşılabilecek mi?.. Bakacağız.

Cuma Suresi ikinci ayet: Bu ayeti dört cümleye ayırıp okuyacağız:  (Bu yazıda 1 ve 2’nci cümleler)

BİRİNCİ CÜMLE: ”Hüve ellezi bease fi el-ümmiyyine resulen minhüm”.

Bu ifadenin Türkçe anlamı şu: O, öyle bir zat ki, ümmilerin içinde, onlardan olan resul çıkardı.

”O zat” dediği, ilk ayette ‘Kuddüs’, ‘Aziz’, ‘hakim’ sıfatlarıyla anılan MELİK olan zatın bizzat kendidir.

‘Ümmiyyine’ kelimesini oluşturan ‘ümm’ terimi için, Arapça-Türkçe lügatte, çok fazla anlam gösteriliyor. ‘Ümm’ terimi, okuma yazma bilmeyen anlamında da gösterilmiş.

Eski zamanda, ayeti Türkçeye çevirenler, ‘ümm’ terimi için okuma yazma bilmeme anlamını tercih etmişler.

Günümüzün Kur’an mealcileri, ‘ümmi’ terimini açıklamaya çekiniyorlar. Hamdi Yazır, ‘ümmi’ teriminin üç anlamda olduğunu belirtiyor ama kendisinin hangi anlamı tercih ettiğini söylemiyor. Sadece, ”Okuma yazma bilmeme anlamı meşhur olmuş görüştür” diyor. Yani, tercümeciler, çok anlamda kullanılan ‘ümm’ terimini, verilmiş mesaja uygunluğunu hesaba katmadan, ”okuması yazması olmayan” diyelim demişler, ‘ümmi’ terimini, resulün okuması yazması olmadığı şeklinde Türkçeye çevirmişler. ‘Ümmi’ teriminin Türkçe karşılığı böyle olunca, avam tabakasının zihninde, okuma yazma bilmeyenlerin içinde, okuma yazma bilmeyen birini Allah resul yapmış anlamı yerleşiyor. Halbuki ‘ümmi’ terimi içinde ‘bilmeme’ anlamı vardır ama, ‘bilmeme’, önemli gerçeklerden habersiz olma anlamında olur.

‘Bease’: Bu fiil sözcüğü, mealciler, ‘gönderme’ anlamında Türkçeye çevirmişler. ‘Bease’ fiilinin gönderme olayıyla ilgisi yok ki.

‘Bease’ fiili olması gereken bir şeyi ortaya çıkarma olayıdır. Mesela konutlar basit şekilde yapılıyordur. Dayanıksızdır veya kısa ömürlüdür. Teknik bilgiye ihtiyaç duyulmuştur. O toplumun içinden tekniği öğretecek kişi yetiştirilir ve bir zaman sonra ortaya çıkarılır (Bease). Ayetteki ‘fi’ zarfı, bahsedilen resulün ümmi olan o toplumun içinde oluştuğuna, geliştiğine ve zamanı gelince ortaya çıkarıldığına işaret ediyor. Nasıl olmuştur bu?..

Birincisi; Toplumun hakim kişilerinde şiir sanatının yaygın oluşudur… İkincisi; resulün hakim kişilerin yakını olmasıdır… Üçüncüsü; Himaye gördüğü insanların arasında alim kişilerin bulunmasıdır. O zaman ayette zikredilen ve tanımı yapılan resulün okuma yazma bilmediği düşünülemez.

İKİNCİ CÜMLE: ”Yetlü aleyhim ayatihi”. Yani, ”O resul onlara o zatın ayetlerini okur”.  Ayette böyle diyor.

Bahsi edilen resul, ayetleri kimlere okuyordu?..

Eğer okuma yazma bilmeyenlere okuduysa, okuma olayı iki şıkta gerçekleşir:

a) yazılı metin elindedir, bakar okur?..

b) Söyleneni hıfzetmiştir, ezberinden okur.

Ayette, ‘yetlü’ fiil kelimesi kullanılmış. Bu fiil, sayfaların açılarak ya da nüshaların ard arda açılarak okunduğu anlamını verir. Ezberden okuma hareketi ‘kırae’ fiiliyle gerçekleşebilir.

Ayet, ”O resul onlara o zatın ayetlerini okur” dediğine göre, yazılı metin ya kendisine biri tarafından getirilmiştir… Ya da, resul, o zat tarafından huzura çağırılmıştır, kendisine yazılı metin verilmiştir. Ya da, o zat, resule, yazılı metni eline almasını, o metni toplum önüne çıkıp okumasını emretmiştir.

İbrahim Faik Bayav
(21.08.2026 10:00)

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.