İslam dünyasında zaman zaman gündeme getirilen “Hz. Peygamber (s.a.v.) hadislerin yazılmasını yasakladı mı?” sorusu, özellikle dinî bilgisi yüzeysel olan kişilerin zihnini karıştırabilmektedir. Kütüb-i Sitte başta olmak üzere temel hadis külliyatının nasıl ve hangi şartlarda kaleme alındığını, İslam âlimlerinin bu konudaki tutumunu anlamak için sürecin tarihi arka planını iyi bilmek gerekir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) 23 yıllık peygamberlik görevi boyunca tüm hadis-i şerifleri tek bir günde veya aynı şartlar altında söylememiştir. Dinin hükümleri, olaylara, şahıslara ve zamana göre kademeli olarak bildirilmiştir.
Kuran-ı Kerim ilk nazil olmaya başladığı dönemde, ayetler ile Hadis-i Şeriflerin birbirine karışması riski bulunuyordu. Bu sebeple İlk zamanlarda Peygamber Efendimiz, “Benden Kuran dışında bir şey yazmayın; kim benden Kuran’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” buyurmuştur. Ancak bu yasaklama, sadece ayetlerin henüz yeni indiği ve vahiy katiplerinin ayet ile hadisi karıştırmaması amaçlanan döneme özel geçici bir tedbirdi.
Kuran ayetleri iyice ezberlenip, hafızların ve vahiy katiplerinin sayısı arttıktan sonra karışıklık riski ortadan kalkmıştır. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), hadis-i şeriflerin unutulmaması ve gelecek nesillere aktarılması için yazılmasına ve kaydetmeye izin vermiş, hatta bunu emretmiştir.
Nitekim İslam tarihinde bunun pek çok açık delili mevcuttur:
Abdullah bin Amr (r.a.), duyduğu her hadisi kaleme alıyordu. Bazı kişilerin “Resulullah bir insandır, öfkeliyken de konuşabilir” demesi üzerine durumu Hz. Peygamber’e arz etti. Peygamber Efendimiz mübarek parmağıyla ağzını göstererek:
“Yaz! Allah’a yemin ederim ki, bu ağızdan haktan başkası çıkmaz.” (Ebu Davud, Hakim)
Hadis-i şerifleri ezberlemekte zorlandığını belirten bir sahabiye Resulullah Efendimiz:
“Sağ elinden yardım iste.” (Tirmizi) buyurarak yazarak muhafaza etmesini öğütlemiştir.
Râfi bin Hadîc (r.a.), “Sözlerinizi yazalım mı ya Resulallah?” diye sorduğunda, Kendisine “Evet, yazın” cevabı verilmiştir. (Ramehürmüzî)
Ayet-i kerimede belirtildiği üzere: “O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.” (Necm Suresi, 3-4). Bu bakımdan Peygamber Efendimizin sözleri dinin ikinci temel kaynağıdır.
İlim yaymayı ve sünneti yaşatmayı teşvik eden bazı hadis-i şerifler şunlardır:
Tebliğ Sorumluluğu: “Burada olanlarınız, olmayanlara tebliğ etsinler! Belki de kendilerinden daha anlayışlı birine tebliğ etmiş olurlar.” (Ebu Davud, Tirmizi)
İlim Öğrenmek: “Kendine fayda veren iki hadis bile öğrenip, onları başkasına öğreten ve onlardan faydalanan kimse, altmış yıllık ibadetten daha fazla sevap alır.” (Deylemi)
Kırk Hadis Müjdesi: “Affolmak niyetiyle 40 hadis yazana, Allahü teâlâ şehit mertebesi verir.” (İbn-i Cevzi)
Özetle, kabir ziyaretinin veya tesettür emrinin zamanla hükme bağlanması gibi; hadislerin yazılması da ilk zamanlar yasaklanmış, ardından serbest bırakılmış ve teşvik edilmiştir.
Hükmü kaldırılmış (mensuh) ilk dönem yasağını öne sürüp, sonraki izin ve emir hadislerini gizlemek; İslam âlimlerine suizan etmek ve dini içten zayıflatmaya çalışmaktır. Müslümanların, olayların öncesini ve sonrasını doğru değerlendiren Ehl-i Sünnet âlimlerinin rehberliğinde hareket etmesi son derece önemlidir.