Hindistan topraklarında yetişen Çeştiyye evliyasının en büyük önderlerinden biri Ferîdüddîn Mes’ûd hazretleridir. Soyu adalet timsali Hazreti Ömer’e kadar uzanan bu mübarek zat, 1174 yılında Delhi’de dünyaya gelmiştir. Doğduğu andan itibaren gösterdiği olağanüstü hallerle zamânın kutbu olacağı müjelenmiştir. Hayatı boyunca İslâmın marifet bilgilerini yaymak için canla başla hizmet etmiştir.
Özellikle çocukluk yıllarından itibaren haram ve şüpheli lokmalardan uzak durması, onun manevi derecesinin en büyük kanıtıdır. Annesi hamileyken komşunun ağacından izinsiz erik koparmak istediğinde, karnındaki bebeğin sancısıyla bu fiilden vazgeçmiştir. Sonuç olarak Ferîdüddîn Genc-i Şeker hayatı, daha doğmadan önce başlayan büyük kerametler ve manevi tecellilerle örülüdür.
Kendisine Farsçada “Şeker Hazinesi” anlamına gelen Genc-i Şeker denilmesiyle ilgili İslam tarihinde çok meşhur rivayetler mevcuttur:
Çamurun Şekere Dönüşmesi: Hocası Kutbüddîn-i Bahtiyâr’ın manevi terbiyesindeyken yedi gün oruç tutmuş, yolda ayağı kayıp çamura düştüğünde ağzına kaçan çamur Allah’ın lütfuyla şekere dönüşmüştür.
Taş Parçalarının Tatlanması: İftar vakti yiyecek bulamayıp ağzına koyduğu küçük taş parçaları bir anda şeker haline gelmiştir.
Tüccarın Tuz Çuvalları: Kendisine inanmayıp şeker çuvallarına “tuz” diyen bir tüccarın tüm malı tuza dönüşmüş, tövbe edince Genc-i Şeker’in duasıyla tekrar şeker olmuştur.
Kuyu Kenarındaki İlahi Nidâ: İp ve kova yerine Allah’ın rahmetine güvenmeyi öğrendiği kırk günlük tövbe orucunun ardından, ağzına aldığı toprak şeker halini almıştır.
Ferîdüddîn Genc-i Şeker hazretleri, nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesi için tövbenin önemini şu altı ana başlıkla açıklamıştır:
Büyük veli, etrafındaki talebelerine ve insanlığa rehber olacak şu kıymetli nasihatleri miras bırakmıştır:
“İnsanların en akıllısı dünyaya gönlünü kaptırmayan, en zengini ise kanaat edendir.”
“Herkesin yemeğinden yeme! Fakat imkanın elverdiğince herkese yemek yedir.”
“Makam için, ne kadar mühim olsa da şahsiyetinizi vermeyin ve kendinizi küçültmeyin.”
“Hiçbir şey, hayatta kaybedilmiş zamanı geri getirmeye ve telafi etmeye yetmez.”
“Bir mürşidi olmayan, kendisini irşad edecek kamil bir veli bulamayan zatlar, büyüklerin kitaplarını okusun ve onlara uysun.”
Ferîdüddîn Mes’ûd Genc-i Şeker hazretleri, bir gün talebeleriyle mecliste otururken içeriye manevi gücünü test etmek isteyen mağrur bir yogi girmiştir. Ancak içeri girer girmez büyük velinin heybetinden âniden kendini yerde bulmuştur. Kalkmak istediyse de kalkamamış, başını bile kaldıramamıştır.
Genc-i Şeker’in şiddetli ısrarıyla titreyerek başını kaldıran yogi, “Sizin heybetiniz beni o kadar etkiledi ki konuşamıyorum” diyerek acziyetini itiraf etmiştir. Çünkü Allahü teâlâ kibirlenmeyi asla sevmez. Eğer o kişi kibrine tövbe etmemiş olsaydı, ölünceye kadar o çaresiz durumda kalacaktı. Bu yüzden tasavvuf yolu, baştan aşağı tevazu ve edep üzerine kurulmuştur.
Kaynak: Çeştiyye Evliyası Tarihi, Esrâr-ül-Evliyâ ve Râhat-ül-Kulûb Eserleri İncelemesi.