Kayseri velilerinin ve ilim dünyasının en büyük önderlerinden biri Göncüzâde Kâsım Efendi hazretleridir. Kendisi 1761 yılında Kayseri’de dünyaya gelmiş ve ömrünü ilme adamıştır. İlk tahsilinin ardından dönemin büyük alimlerinden dersler almıştır. Özellikle Ebü’s-Saîd Mehmed Hâdimizâde Mehmed Emîn Efendi’nin sohbetlerinde yetişmiştir. Uzun yıllar süren bu hizmetin ardından 1797 yılında icazet almıştır.
Hocasının isteği üzerine memleketinde ilim öğretmeye başlamıştır. Bu yüzden ders halkası kısa sürede yüzlerce talebeyle dolup taşmıştır. Şöhreti bütün Anadolu şehirlerine yayılmış ve alimler arasında “Kâsım Allâme” unvanını kazanmıştır. Sonuç olarak Göncüzâde Kâsım Efendi hayatı, baştan başa İslami ilimlerin yayılmasına adanmış mübarek bir ömürdür.
Şeyh İbrâhim Tennûrî Camii şerifinin şeyhlik ve hatiplik vazifesi kendisine verilmiştir. Kâsım Efendi bu süreçte zamanının büyük kısmını cemaate ve talebelerine ayırmıştır:
Canla Başla Çalışma: Tam kırk altı sene boyunca camide ve evinde İslamiyet’i anlatmıştır.
Yüzlerce İcazet: Din ilimlerini yaymaları için beş yüzden fazla talebesine diploma vermiştir.
Zirveye Çıkan Alimler: Yetiştirdiği talebelerin birçoğu kendi alanlarında en yüksek dereceye ulaşmıştır. Örneğin ondan el alan Hacı Torun Efendi tefsir ilminde devrinin zirvesi olmuştur.
Manevi derecesinin yüksekliği, onun günlük hayatına ve ahlakına da tam olarak yansımıştır:
Göncüzâde Kâsım Efendi 1842 yılında Kayseri’de vefat etmiştir. Cenazesi Hunad Camii içindeki hususi kabrine defnedilmiştir. Kabrinin başındaki mermer kitabede onun Seyyid Şerîf Cürcânî ve Sâdeddîn Teftâzânî gibi büyük zatlara halef olduğu yazılıdır. Çünkü o, binlerce talebeye ilmin gerçeklerini aktararak feyiz yaymıştır.
İslam kitaplığına bıraktığı pek çok değerli çalışması mevcuttur. Ancak bu eserler arasında en önemlileri şunlardır:
Er-Risâletü’l-Hücceti fi’l-Mantık
Şerhü Enmuzeci’l-Ulûm
Bu nedenle Göncüzâde Kâsım Efendi hayatı incelendiğinde, geride hem hayırlı talebeler hem de asırlar boyu okunacak kıymetli kaynaklar bıraktığı açıkça görülmektedir.
Kaynak: Meşhûr Mutasavvıflar Eseri, Sayfa 242-244.