MEKİN ŞAHİN
Bu gün kapitalist-emperyalist sistemin piramidinin tepesinde Finans oligarşi var. Dünya pazarlarına bu güç egemendir. İzin vermediği hiç bir şey bu pazarlarda var olmaz.
Bu egemenliği yıkacak tek şey onların düzenini yıkabilecek devrimci gelişmedir.
Bir Örnekle konuyu netleştirelim: FED ABD’de merkez bankadır. Dünya ticaretinde kullanılan ABD dolarını basan, yöneten ve emperyalist çıkarlar için kurulan diğer kurumlara yön veren bankadır.
Dolar imparatorluğunun merkezi olan FED karşılıksız dolar basma yetkisine sahiptir.
ABD kurulma aşamasında, kendilerine para desteği veren bankerlerce kuruldu. FED’in sahipleri 8 ailedir.
ABD’ de yaşayan 4 aile:
1. Rockefeller ailesi
2. Goldman Sachs ailesi
3. Lehman Brothers ailesi
4. Kuhn Loebs ailesi.
ABD dışında yaşayan 4 aile:
1. Rothschild ailesi((Paris ve Londra)
2. Warburg ailesi ( Warburgs Hamburg bankası)
3. Lazard ailesi ( Paris’in Kardeşleri)
4. Moses Seifs ailesi (Roma’nın İsrail Yosunları Seifleri)
ABD’de merkez bankası FED’in en büyük hisselerine David Rockefeller, Rothschilds, Paul Warburg, Jacob Shiff ve James Stillman aileleri sahiptir.
Sadece FED’in sahibi değiller. İsviçre’nin Basel kentinde bulunan, Uluslararası Varlıklar Bankasının(BIS) sahipleri dünya bankacılık devi, bu 4 gruptur:
1. Bank of Amerika (Rockefeller ailesi)
2. Citi Group ( Rockefeller ailesinin kontrolü altındadır)
3. Welles Fargo ( Rockefeller ailesinin kontrolü altındadır)
4. J.P. Morgan Chase ( Morgan )
Bu iki örnekte görüleceği üzere dünya pazarlarını sömürgecilik zinciriyle kontrol eden finans oligarşidir.
Bu gurupların analizi yapıldığında tüm sanayi alanında, demir çelikte, motor ve silah sanayinde, gıda sanayinde, enerji sanayinde, ulaşımda, basında; kısaca insanların tüm ihtiyaçlarının üretilmesi ve pazarlanmasında egemen tekelleridir.
Finans oligarşileridir!
İşte bu egemenler yeni dünya düzenini inşa etmek istiyor.
Çünkü geldikleri tepede, yeniden kendilerini var eden koşulları tıkanmakta ve sürekli kriz içinde.
Dünyada başlayacak başkaldırının yarattıkları cenneti tehlikeye sokacağı endişesiyle, kendi kontrollerinde; mevcut cennetlerinde tanrısal gücü yeniden inşa ederek, dünya devletinin kralları olmak istiyorlar.
‘’ağıt koskoca bir melek, ağıt koskoca bir keman, gözyaşı, ağzını tıkıyor rüzgârın duyulmaz başka bir şey ağıttan.”’ Derler ki aşkın yorganı fakirin üstünü örtmez.
Tıpkı fakirin üstünü örten yorgan bulamadığı gibi, sömürge yapılan ülkelerin halkları da finans oligarşinin hırsı yüzünden insanca yaşayacak ne özgürlüğe nede tam bağımsız ülkeye sahip olamıyor.
Yıl 1973. Dünyada petrol krizi var. Petrol rezervleri yüksek olan ülkelerin, yabancı şirketlerdeki petrol üretimini uluslaştırma politikaları ve petrol fiyatlarının ciddi biçimde artırmaları, enerji ihtiyacını ucuz fiyatla giderme üzerine oturtan ülkelerde ciddi ekonomik krize yol açtı.
Bunun sonucunda devletler özelinde yeni yaklaşımlar ve politikaların değerlendirilmesine neden olmuştur. Petrol krizi 1973 yılında başlamadan önce, Bretton Woods(uluslar arsı para düzeni) sisteminde çöküş yaşanmıştır. ” Nixon Şoku” Petrol krizi, ambargonun uygulanmaya başlamasıyla sonuç vermeye başlamıştır. Kısa vadeli etkisi Avrupa’da hissedilmiştir. Avrupa’nın dışında, küresel çapta gerçekleşen ticaret hacminde de daralma yaşanmıştır.
Ayrıca ekonomisi borçlanmaya ihtiyaç duyan ülkelerin sorumluluklarını yerine getirememesi, ekonomik durgunluğu tetiklemiş ve sanayiye dayalı ekonomiye sahip gelişmiş ülkelerde resesyon dönemi başlamıştır.
Bu yeni durum sonucu ülkeler ekonomi politikalarını tekrar gözden geçirmek olmuştur. Dış borçlarını ödemekte zorluk çeken sanayileşmiş ülkeler, ithalatını azaltma yoluna gitmesine neden oldu.
Bu durum ham madde ve ara girdi ihracatı yapan ülkelerin ekonomisini olumsuz etkiledi. Kısacası kıt kaynak olan petrolün değerinin artması ve erişiminin zorlaşması, önce sanayi üretimi yapan gelişmiş ülkeleri, ardından da bu ülkelere ihracat yapan gelişmekte olan ülkeleri olumsuz yönde etkilemiş ve ithalatın azaltılıp ihracatın artırılmasına dönük politikaların gündeme alınmasına neden olmuştur.
Yüksek enflasyon, yüksek faiz oranları ve yüksek işsizlik oranları; petrol krizinin kısa vadeli ekonomik sonuçlarından öte, günümüzü de etkileyen uzun vadeli sonuçlarıdır.
Petrol krizinden edinilen asıl ders, bütünleşmiş ekonomik, politik ve askeri unsur ve araçların önemi olmuştur. Bir diğer ifadeyle, sektörler arası etkileşim ortaya çıkmıştır.
Enerji kaynakları, önem verilen bir konu olmuştur. Devletler sahip olacağı gücü ister amaca, ister araç olarak kullansa da, bu gücü sağlamak için ordularını güçlendirmeye ve ekonomik anlamda kaynağa gerek duyar.
Enerji kaynaklarına sahip olmak veya enerjinin dağıtımını kontrol etmek; ekonomik anlamda önemli gelir getirir ve güç sağlar. Devletler bu gücü elde etmek için petrol ve doğal gaz için rekabet ederler.
Bu nedenle enerji güvenliği; ülkelerin ekonomisi, sosyal hayatı, siyasal varlığı ve askeri güvenliği için önemlidir.
Bu önem Dünya ekonomisinin teknolojinin kullanımıyla hızlı büyümesi nedeniyle enerjiye olan talebi de artırmıştır. 1973’te alınan ambargo kararı dünyada yeni döneme yelken açılmasında etkili oldu…
Enerjinin önemi, onun çıkarılması, işlenmesi, transferi, ticareti, ticaret yolu konularında geliştirilen güvenlik kavramını ortaya koymuştur. Artık enerjinin güvenliği, hükumetlerin gündeminde daha ön sıralarda yerini almış ve arz çeşitliliğini sağlamaya çalışılmıştır. Ayrıca, devletler arasındaki ilişkilerin salt askeri konulardan ibaret olmadığı, üretim faktörleri arası bir yaklaşıma, askeri konulara; ekonomi, finans, enerji gibi konuları da eklemiştir.
Finans oligarşi; 1945 ten sonra ilk ciddi sarsıntıyı 1973 petrol kriziyle yaşadı.
Sıkıntı kapitalist-emperyalist sistemin kendi içinde olduğu kadar, 1945 sonrası sosyalist sistemin dünyada daha geniş coğrafyada kurulmuş olması, krizi daha derin kılıyordu.
SSCB, ÇHC, KÜBA, VİETNAM, KUZEY KORE, ROMANYA, YUGOSLAVYA, POLONYA, D.ALMANYA!
Finans oligarşinin korkulu rüyası olmuştu.
Dünyanın değişik coğrafyalarında başlayan ulusal kurtuluş mücadeleleri ve sömürge zinciri içinde yükselen anti-emperyalist, korkuyu sistemli hale getiriyordu.
Finans oligarşi ve emperyalist devletler her geçen gün derinleşen krizlerden kurtulmak için kısa ve uzun vadeli ekonomik, siyasi projeler oluşturarak uygulamaya soktu.
Öncelik bölgesel savaşlar çıkartıldı. Anti-emperyalist muhalefetin güçlendiği ülkelerde, ordulara darbe yaptırdılar.
1973 yılı petrol krizi sonrası yeşil hat projesiyle Müslüman ülkeler de hilal biçimde SSCB etrafına antikomünist güçlerle set oluşturdu.
Bu set içinde Müslümanlar içinden ılımlı İslam yada radikal İslam örgütlenmeler kurarak güçlü siyasi akımlar yarattı. Başta sosyalist ülkeler olmak üzere, diğer ülkelerde farklılıklar ayrıştırılarak, çatışma noktasına getirdi. Çatışmaları, yarattığı kaosu daha da yükseltmek için üretim sistemlerinde krizler yarattı.
SSCB dağıldı. Yugoslavya parçalandı. Romanya, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Polonya ve Bulgaristan sosyalist yönetimleri sona erdi. Afganistan’dan SSCB çekildi.
Ama yine de krizden kurtulamadı Finans oligarşi.
Çünkü Finans oligarşinin kendi arasında ve devletleri arasında yeni doğan pazarlara egemen olma çelişkisi, dipten kaynamaya başladı.
Devam edecek