MEKİN ŞAHİN
Ortadoğu çok uzun zamandır kırılma savaşlarının merkezi olmaktadır. Ülkelerin kaynaklarını talan ve gasp etmek istediği bu coğrafya çeşitli bahanelerle dünyayı sömüren güçler tarafından ilhak edilerek ya da yönetimsel zaaflar yaratılarak kontrol altına alınmak isteniyor. Haçlı seferleri bu sürecin ilk adımlarıdır. Balkanlar Yugoslavya üzerinden BOP muhatap olan ilk ülke. Sıranın Türkiye’ye geldiği düşüncesiyle Kürt sorunu üzerinden başlayan parçalama atılımlarını başlattılar.
Ama Türk ve Kürt halkının kardeşlik bağları bu atılımları boşa çıkardı. Ancak silahlı güçler arasında çıkan çatışmalarda 50.000 yakın PKK’lı, 5-6 bin arası güvenlik gücü, 6-7 bin arası sivil halk olmak üzere toplam 62.000. Kişi ölmüştür. ABD ve ittifakları, vaat edilmiş topraklar hikayesiyle İsrail; Türkiye’de
çıkarmak istedikleri savaşı başlatamayınca Arap devletlere yöneldi.
İlk hedefleri Türkiye ve İran komşusu olan Irak’ta oyunu başlatıldı. Böylece Hem Türkiye hem de İran baskı altında tutuldu. Arap baharıyla doğu Akdeniz’i kontrolünü sağlayacak ülkeleri Arap baharı adı altında ilhak ettiler. Bu süreçte Suriye kısa zamanda yapmak istediklerine engel çıkardı.
Uzun bir savaş sonrası Suriye ordusu komutanları satın alınarak gizli el darbesiyle Suriye’de son noktayı koydular.
Tam da bu aşamada Türkiye’de ‘’terörsüz Türkiye’’ süreci başlatılarak; İsrail dışında geçici olarak kullanacağı, Türkiye ile birlikte hareket edecek Türk-Kürt birliğini sağlayacak süreci başlattılar. Göz göre göre gelen bu tehlikeyi gören, sonuçları aleyhlerinde olacak gelişmelere Çin, Rusya, hatta İngiltere özellikle İran üzerinden engellemeye başladı. Buna rağmen saldırganlığı bırakmak yerine sürekli yeni saldırılar yaptılar.
Eski ekonomik, askeri ve siyasi gücünü kaybeden ABD ve ittifakları son bir gayretle Ortadoğu’da savaşı körüklemek için ellerinden geleni yaptılar. İnsanlık katliamını çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden acımasızca yaşattılar.
Dünya bu katliamlara seyirci kaldı.
Şimdi İran’a İsrail’le birlikte savaş açtılar. İlhak ederek BOP’nin önemli sac ayağını elde edecekler. İran sonrası sıra Türkiye’de!
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları, doğrudan savaş ilanından ziyade; hava saldırıları, siber operasyonlar, hedefli suikastlar, vekil güçler üzerinden yürütülen çatışmalar ve “gölge savaş” olarak adlandırılan yöntemlerle ilerlemektedir. Uluslararası ilişkiler uzmanları bu süreci tek bir nedene indirgememekte; güvenlik, nükleer program, bölgesel güç dengesi, enerji jeopolitiği ve iç siyaset gibi çok katmanlı faktörlerle açıklamaktadır.
İsrail güvenlik doktrini, bölgede hiçbir hasım devletin nükleer silah sahibi olmamasını temel güvenlik önceliği olarak görür. (Begin Doktrini) ABD’li stratejistler ise İran’ın nükleer silah eşiğine ulaşmasının Orta Doğu’da zincirleme bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini savunur.
Birçok Batılı analiste göre İsrail’in saldırıları “rejimi yıkma”dan ziyade nükleer kapasiteyi geciktirme veya sabote etme amacı taşımaktadır. Nükleer tesislere yönelik sabotajlar, bilim insanlarına suikast iddiaları ve siber saldırılar (örneğin Stuxnet operasyonu) bu stratejinin parçası olarak değerlendirilir.
ABD ve İsrail kullanmadıkları, iş birliği yapmayan bir İran devleti ya da İran hükümeti istemiyor.
Çünkü İran; Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de vekil güçler aracılığıyla etki alanı oluşturmuştur.
İsrail açısından kuzey sınırında Hizbullah tehdidi, ABD açısından Körfez’deki müttefiklere yönelik risk, Suudi Arabistan ve BAE açısından mezhepsel ve jeopolitik rekabet anlamına gelmektedir.
İran, dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı üzerinde stratejik konuma sahiptir. İran’ın kriz anlarında boğazı kapatma tehdidini küresel ekonomi için risk olduğunu, özellikle petrol fiyatlarını ve küresel tedarik zincirini doğrudan etkileyebilecek olmasının petrol tröstlerinin talan düzenini bozacağı endişesi var.
Bu nedenle ABD açısından mesele sadece İsrail’in güvenliği değil; küresel güç olarak enerji dağılımını kontrol edemeyerek güç zaafına düşmesidir. Öyle ya da böyle Ortadoğu’da ABD için çanlar çalmaya başladı. ABD gidilecek sonucu geciktirmek adına ısrarla BOP’ne kapı aralamak için İran’a saldırıyor.
Caydırıcılık ve güç gösterisiyle Ortadoğu halklarını ve devletlerini teslim almak istiyor.
İsrail açısından İran’ın askeri kapasitesini sınırlamak, caydırıcılık stratejisinin parçasıdır. ABD açısından ise: Bölgedeki askeri varlığın sürdürülmesi, müttefiklere güvence verilmesi, Çin ve Rusya’nın nüfuzunun dengelenmesi önemli parametrelerdir.
Siyasi psikoloji uzmanları, dış politika krizlerinin zaman zaman iç siyasi denge unsuru olarak kullanıldığını belirtir. İsrail’de güvenlik tehdidi söylemi, siyasi birlik ve sert güvenlik politikalarına toplumsal destek yaratabilir.
ABD’de ise başkanlık seçimleri dönemlerinde Ortadoğu krizleri farklı siyasi yaklaşımlarla iç politikada tartışma konusu olur.
İran yönetimi de dış saldırı tehdidini iç konsolidasyon aracı olarak kullanabilmektedir.
Bu nedenle karşılıklı gerilim, sadece askeri değil; siyasi meşruiyet üretme boyutuna da sahiptir. ABD uzun süren savaşları hep kaybetti. İran’a dönük savaşı kısa ve yıpratıcı bir saldırıyla sınırlı tutmak istiyor. ABD’nin doğrudan geniş çaplı bir İran işgali hedeflemediğini; bunun maliyetinin Irak savaşından çok daha ağır olacağını biliyor.
İsrail için de İran’a doğrudan kapsamlı savaş açmak, çok cepheli çatışma riskini artırır (Hizbullah, Gazze, Irak milisleri). Bu nedenle mevcut strateji çoğunlukla: Sınırlı askeri operasyonlar, sabotaj, ekonomik yaptırımlar, diplomatik izolasyon çerçevesinde ilerlemektedir.
Sonuç
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını; onların iddialarına indirgemek doğru değildir. Asıl amaç POP yeniden güçlü biçimde uygulamaya koymaktır.
Nükleer programın sınırlandırılması, İran’ın bölgesel nüfuzu güvenlik tehdidi olarak algılanması, enerji yolları ve küresel ekonominin sıkıntıya sokulacağı ifadesi, sadece İran’a dönük caydırıcılık ve güç dengesi hesapları işin hikâye kısmıdır. Asıl amaçları BOP doğrultusunda parça parça edilmiş bir Ortadoğu ve bir Anadolu yaratılmasıdır!
İç siyasi dinamikler sadece süreci etkileyen tamamlayıcı unsurlardır.
Bununla birlikte, bu gerilim iki taraf için de tam ölçekli bir savaşı son derece riskli kılmaktadır. Bu nedenle mevcut tablo, doğrudan savaş yerine kontrollü gerilim ve gölge çatışma stratejisinin sürdüğünü göstermektedir.
Türk devleti çevre komşularımızda yaşananları ciddi analiz ederek; bu günden tedbirini almalıdır!