Enflasyonun gerçek yüzü (2)

Enflasyonun gerçek yüzü (2)

ABONE OL
Nisan 17, 2026 16:27
Enflasyonun gerçek yüzü (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Enflasyonun gerçek yüzü (2)

Türkiye’de Siyasetin Tıkanması: 4 Y Söyleminden Çıkışsızlığa
Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, büyük iddialarla başlayıp derin hayal kırıklıklarıyla
devam eden süreçlerin tarihidir. 2002 seçimlerine giderken Adalet ve Kalkınma Partisi
(AKP), “4 Y ile mücadele” söylemiyle geniş halk kesimlerinin desteğini aldı: yolsuzluk,
yoksulluk, yasaklar ve yoksunluk. Bu söylem, 12 Eylül sonrası oluşan ekonomik ve
siyasal tahribatın yarattığı toplumsal öfkeyi arkasına alarak kısa sürede güçlü bir
iktidara dönüştü.
12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte Türkiye’de sadece siyaset değil, ekonomik yapı da
köklü biçimde değiştirildi. 24 Ocak ve ardından gelen 4 Nisan kararlarıyla şekillenen
model, üretimden uzaklaşan, finans odaklı ve dışa bağımlı bir ekonomi yarattı. Bu
süreçte tarım ve sanayi gerilerken, emek gücü örgütsüzleştirildi, kamu varlıkları tasfiye
edildi ve toplumun geniş kesimleri giderek yoksullaştı.
İşte AKP, tam da bu kriz ortamında ortaya çıktı. Özellikle Necmettin Erbakan
hükümetinin düşürülmesi sonrası oluşan “mağduriyet” algısını etkili biçimde
kullanarak, hem ekonomik hem de kültürel bir söylem geliştirdi. 2002 seçimlerinde
aldığı yaklaşık %34 oyla Meclis’te büyük çoğunluk elde etti. Karşısında ise yalnızca
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı ve o da topluma güçlü, somut bir alternatif program
sunmakta yetersiz kaldı.
AKP iktidara geldikten sonra, söylemde sistem karşıtı görünse de uygulamada büyük
ölçüde mevcut ekonomik politikaları sürdürdü. Kemal Derviş döneminde şekillenen IMF
merkezli ekonomik program devam ettirildi. Bankacılık sistemi yeniden yapılandırıldı,
finans sektörü güçlendirildi. Ancak bu süreç, üretim ekonomisinin güçlenmesine değil;
finansallaşmanın derinleşmesine hizmet etti.
2000’li yıllar boyunca Türkiye, yüksek enflasyon ve gelir dağılımı adaletsizliğiyle
yaşamaya devam etti. 1990’ların kriz yükü emekçilerin sırtına yıkılırken, bu kez orta sınıf
da giderek eridi. Gelir dağılımı dramatik biçimde bozuldu; toplumun çok küçük bir
kesimi büyük servetler biriktirirken, geniş halk kesimleri yoksullaştı. Asgari ücret, geçici
bir taban ücret olmaktan çıkıp toplumun ana gelir biçimine dönüştü. Emekliler, işçiler
ve dar gelirli kesimler, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye
başladı.
Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin sürmesi, toplumun hak arama kapasitesini
zayıflattı. Bu ortamda sosyal devlet anlayışı yerini “yardım temelli” bir düzene bıraktı.
Yoksulluk kalıcı hale gelirken, devlet yardımlarıyla sürdürülen bir denge oluştu. Bu yapı,
aynı zamanda farklı dini ve sosyal yapıların etkisini artırdığı bir zemin yarattı. Fethullah
Gülen ve benzeri yapıların devlet içinde güç kazanma çabaları da bu süreçte hız
kazandı.
Zamanla AKP’nin ortaya koyduğu “4 Y” söylemi tersine döndü. Yolsuzluk iddiaları arttı,
yoksulluk derinleşti, yasaklar genişledi ve toplumun temel haklara erişiminde ciddi
sorunlar ortaya çıktı. Ekonomide üretim yerine tüketime dayalı büyüme modeli
benimsendi; sıcak para girişine bağımlı yapı kırılganlığı artırdı. Tarım ve hayvancılık
gerilerken, sanayi üretimi dışa bağımlı hale geldi. Sonuç olarak enflasyon yükseldi, alım
gücü düştü ve temel gıda ürünlerine erişim dahi zorlaştı.
Bu iç gelişmelere ek olarak bölgesel ve küresel krizler de tabloyu ağırlaştırdı.
Ortadoğu’daki çatışmalar, enerji ve gıda krizleri, küresel ekonomik dalgalanmalar
Türkiye ekonomisini daha da kırılgan hale getirdi.
Bugün gelinen noktada yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de ciddi bir sorunla karşı
karşıya olduğu görülüyor. Eleştiri var, ancak güçlü ve ikna edici bir çözüm programı yok.
Siyaset, toplumun yaşadığı derin ekonomik ve sosyal sorunlara somut, uygulanabilir ve
güven veren yanıtlar üretmekte yetersiz kalıyor.
Oysa dünya yeni bir döneme giriyor. Bilgi çağında siyaset, ideolojik sloganların ötesine
geçerek insan merkezli, üretim odaklı ve adalet temelli çözümler geliştirmek zorunda.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yalnızca iktidar değişimi değil; aynı zamanda ekonomik
modelin, üretim anlayışının ve toplumsal sözleşmenin yeniden kurulmasıdır.
Sonuç olarak, uzun yıllardır süren krizler göstermektedir ki çözüm, günübirlik
politikalarla değil; örgütlü, bilinçli ve ortak bir toplumsal iradeyle mümkündür.
Türkiye’nin çıkmaz sokaktan kurtulması, ancak halkın kendi geleceğine sahip çıkması,
haklarını örgütlü biçimde savunması ve gerçek anlamda alternatif bir yol inşa etmesiyle
mümkün olacaktır.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.




Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.