MEKİN ŞAHİN
”Kaybetmekten mi korkuyorsun; kaybet. Düşmekten mi korkuyorsun; düş. Yaralanmaktan mı korkuyorsun; yaralan. Sonra iyileş. Yeniden kalk. Yeniden başla. Yeniden sev. Yeniden âşık ol. Bir daha mı düştün? Bir daha kalk. Er ya da geç, beklediğin gelecek. Er ya da geç aradığın seni bulacak. Ama sen bir kez yıldın mı, korktun mu? Maskeni yüzüne geçirip kalkanlarını kuşandın mı, o zaman bitecek. Beklediğin her ne ise asla gelmeyecek!”
Demokrasi kavgası güneş batarken bitmemeli. O an, o saniye güneş batabilir ama o anın sonunda güneş yeniden doğar.
Hiçbir şey gizli kalmaz. Her şey ayan beyan ortada ve çirkinde, güzelde görünür. İşte o vakit demokrasi mücadelesini bitiren nasıl bakacaktır, bıçak sapladığı sırta. Dostlarınla çıkarken yola, bin düşünerek, bir karar vereceksin. Göz göze geldiğinde gözlerin yere bakmasın.
Oyun bozmak kolay.
Kurmaksa çok zor.
Kurulan oyuna bencilliğinle damga vurursan zaten yüzüne geçirdiğin masken dahi seni felaketten kurtaramaz. Demokrasi mücadelesi batan güneşle gök yüzünde çıkan aya gülücükle bitmemeli. Dünü unutmak, düşlerin birliğini yaralamak, farkında olmadan ülkü birliğine ihanetin kapı aralığı olur. O durumun hiçbir haklı savunması ve telafisi olmaz. Tıpkı kırılan testinin aynı testi olmayacağı gibi.
Anadolu öyle bir vatan ki binlerce kültürün ocağı oldu. Bereketli toprağının ciğerine saplanan hançerlerle acıların tarihine tanık oldu. Mendereslere, Ceyhan-Seyhan, Fırat-Dicle ırmaklarına oluk oluk kanlar akarken, zulme isyanı dağlarına taşıdı. ”… Ferman sömürgecilerinse, dağlar bizimdir…” dedi.
Türkiye uğruna dar ağacına ve kurşuna koşarak ölüme gidenleri, halk iktidarını çatışa çatışa yaratmak isteyen devrimcileri; dört nala koşan bir coğrafya. Anadolu öyle bir isyan ki; kendi çocuklarını, kendi halkını terk ederek başkalarına itaat eden hainleri denizlerle çevrili ana kıtasında ve gök yüzünde boğmuştur.
Anadolu suskundur
Anadolu sabırlıdır
Ama Anadolu korkak değildir!
Bir kez başlamasın isyana, o isyan içinde çıkarır liderini de geleceğini de. Kim ne derse desin, çapulcu yapsın, terörist yapsın, hain desin! O Anadolu insanları, yüz akıdır insanlığın. Benim gibiler bu ırmaktan geliyoruz. Her şeye göğüs gereriz ama bizi en çok zalime hizmet edenlerin attığı taş değil, dostun korkağı üzer.
Öldürmez!
Bitiremez!
Yüzünü sakladığı maskenin, ihanetin maskesi olduğunu göremediğimize üzülürüz. Bizim ülkemizde; ülkemizi sömürge eden güçlere direnirken vatan haini olur, ülkeyi kendi bencilliğine çanak yapan, sıkıştığında iş birlikçi olanlarda vatansever ilan edilir.
Bu ne yaman çelişki.
Artık vatan ve halk düşmanları yüzlerini maskeleyemez. Çünkü susmayacağız. Çünkü susmayacağım! Haydi CHP’nin yerel liderleri üzerinize atılan ölü toprağını kaldır at. Ve kaldığın yerden demokrasi kavgana devam et. Yaşatmak için yaşa ve diren!
Pir sultan Abdal dönemin yetkililerince dergâhtan alınıp götürülürken; sevenleri gül atarak yanın da olduklarını göstermek istemiş. Ama Pir sultan bu davranışa öyle bir dörtlükle yanıt vermiş ki; teslim olmayı ve çaresiz kalmayı ret etmiştir. ”… Düşmanın attığı taş değil dostun attığı gül yaralar beni…” Türkiye’nin sıcak gündemin de yol belli, hedef belli. Bizler birbirimizle uğraşma yerine hedefe giden yolda omuz omuza yol arkadaşı olmalıyız.
Zamanı geldiğin de kendi kapılarımız arkasın da eleştiri hakkımız saklı kalmak kaydıyla; Türkiye halkını, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Anadolu kültürünün değer yargılarını başka projelere kurban edenlere karşı haykırmalıyız. BU gerçeği bıkmadan usanmadan anlatmalıyız. Ve Türkiye halkına yapılan tahkiyeciliğin ipliğini pazara çıkarmalıyız. Mustafa Kemal’in cumhuriyetini geri almalıyız!
Alev sarmış her yeri. Bir yandan yangının bıraktığı küller, bir yanda sönmeden devam eden alev. Kibriti çalan aklı eren derki ben yaptım olur. Yıllar var ki emeği askıya alınan der ki yetti gayrı. Ben zaten yanıyorum. Batarsa batsın her şey.
Biz cumhuriyet kuran örgütle; özgürlüğe ve tam bağımsızlığa, demokratik hukuk devletine koştuğumuzu düşünüyoruz. Yanılmadık. Aklı eren diyor ki sen düşünme.
Senin iraden benim, senin adına karar veririm; sende aldığım karara uyarsın. Uymazsan canını bir biçimiyle yakarım diyor.
Aklı eren yanlış yapıyor. Yanlışına karşı çıkarsan; bana karşı yanlış yaparsın diyor. Biz bugünleri yıllar önce yaşadık. Bizden önce de yaşadılar.
Ama her düşüşle yeniden ayağa kalktık. Efsane olduk, küller içinden yeniden, yeniden doğduk. Ama hiçbir zaman gerçekleri söylemekten, yazmaktan vazgeçmedik.
Bak Türkiye’de analar ağlıyor. Kapattıkları balkonlarda yalnız ağıt var. Ağıt koskoca bir melek. Ağıt koskoca bir keman. Gözyaşıyla rüzgârın ağzını tıkıyor. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz. Dünyanın en güzel yüreğine sahip halkıyla yaşıyoruz. Ama herkes egosuna teslim olmuş. Gözü hiçbir şeyi görmüyor. Kendi çıkarları adına doğruyu yanlış, yanlışı doğru kabul ediyor. Egoların terk edilmesi gerekiyor.
Düşüncesi, etnik kimliği ve dini inancı farklı olmak suç değildir. İnsanlığı yüreklerden silmek suçtur. Gözlerimizde umutsuz gözyaşları yerine mutluluktan atılan kahkahanın göz yaşı aksın! Bende kapadım balkonu.
Duymak istemiyorum ağıtı!
”Kaybetmekten mi korkuyorsun; kaybet. Düşmekten mi korkuyorsun; düş. Yaralanmaktan mı korkuyorsun; yaralan. Sonra iyileş. Yeniden kalk. Yeniden başla. Yeniden sev. Yeniden âşık ol. Bir daha mı düştün? Bir daha kalk!’’
Unutma. CHP tarihini yazanların yaşamlarını ve aldığı kararları tekrar tekrar oku. Unutma. Endişelerin Karar Verinceye Kadardır!