Hz Muhammed Ve Türkler

Hz Muhammed Ve Türkler

ABONE OL
Haziran 17, 2024 13:05
Hz Muhammed Ve Türkler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hz. Peygamberin birçok hadislerinde Türk Milletine yapmış olduğu ilahi işarat beşarat iltifat ve teveccühlerine bakmak ve bundan milli manada gurur duymak bizler için çok önemli bir mesele olmalıdır.

Türk Milleti ve Orta Asya Türklüğünün biri ırki diğeri dini ve İslâmi olmak üzere iki şahsiyeti vardır. Onun granit kayalar kadar sağlam olan bu ırki şahsiyetinin temel karakterleri hepimizin bildiği gibi Orhun Abideleri dediğimiz taşlara kazınarak dile getirilmiş ve kıyamete kadar gelecek nesillere bir insanlık abidesi olarak emanet edilmiştir. İnsanlık tarihinde bunun bir örneğini bulmamız mümkün değildir. Ne ilginçtir ki Orhun Abidelerinde bile bu şahsiyetin asıl özünde din vardır ve bir “Vacibü’l-Vücud”a inanmak bu ırki şahsiyetin temelini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan Türk Milletinin bu milli karakterleri İslâm iman tarlasına birer mübarek tohum gibi serpildikten sonra onların her biri bu topraklarda iman ab-ı hayatıyla sulanmış yeni bir muhteva ile filizlenmiş ve Türk Milletinin İslâmi şahsiyetinin temel taşları olmuşlardır. Mesela eski Türklerdeki “Cihan Hâkimiyeti” mefhumu; temelleri bizzat Hz. Peygamber tarafından atılan iman hâkimiyetini kıtalar arası bir cihan hâkimiyeti haline getirmek yine eski Türklerdeki “Nizam-ı Âlem Ülküsü”; insanlığın hayrına giden bir barış imparatorluğu kurmak tıpkı Selçuklu ve Osmanlıda örneğini gördüğümüz gibi yine eski Türklerde böylesine yüce gayeler için “Akınlar Yapmak” duygusu İslâm’ın cihad ruhuyla özdeşleşmiş ve Türkün akıncılık ruhu; İslâm’ın iman erleri olarak cihad meydanlarında görülmüştür. Bunun daha bir çok örnekleri vardır ki bunlar Türkün İslâmi şahsiyetinin temel öğelerini oluşturmaktadır.

Burada bir kere daha ifade edelim ki Hz. Peygamber Arap kavminden ve Haşim Oğulları kabilesindendir. Anası Amine babası Abdullah dedesi Abdülmuttaliptir. O da sizler ve bizler gibi kendi kavmini sevmiş ve bazı hallerde göz pınarlarından yaşlar süzülmüştür. Mekke O’nun gözünde her şeyden önce kutsal bir vatan toprağıdır. O Medine’ye hicret ederken bile asıl vatanından ayrı kalmanın hasretiyle yanıp tutuşan ve bunu özleyip duran bir Peygamber idi. Ancak meselenin bir de kader yönü vardır. Şöyle ki Cenab-ı Mevla O Zat-ı Akdes ve Halik-ı Kâinat kendi dinini tebliğ yüce varlığını cümle cihana ilan etme ve bir iman hâkimiyeti kurma görevini Fahr-i Kâinat Efendimize verdiği ve bu maksat için O’nu seçtiği gibi; O’nun dinine sahip çıkma ve Hz. Peygamberin kurduğu iman hâkimiyetini kıtalararası bir cihan hâkimiyeti haline getirme görevini de İslâm milletleri içinde Türk Milletine vermiş ve bunu Türk Milletinin alnına bezm-i ezelde “Levh-i Mahfuz” dediğimiz “Evrensel Kader Kitabı”nda bir alın yazısı olarak yazmıştır. Bu manada Türk Milletini sevmek bütün dünya Müslümanları için ırkçılık değil mendup derecesinde bir sünnettir. Bu Türk Milleti için şüphesiz kıyamete kadar cihanları aşan bir şeref ve gurur kaynağı olmalıdır.

Bu vesile ile çok önemli bir gerçeği bir kere daha dile getirmek istiyorum. O da her şeyin bitmediği ve kadere asla teslim olmama gerçeğidir. Bunun için de hem Anadolu ve hem de Balkanlarda hatta bir dereceye kadar geniş imparatorluk sınırları içinde yeni bir tarih seferberliği yeni bir Pir-i Türkistan Hz. Ahmet Yesevi Hareketi yani yeni bir Türkleşme ve İslâmlaşma uğultusunun başlaması gereğidir. Bunun için de Anadolu’nun Türkleşme ve İslâmlaşmasında örneğini gördüğümüz gibi yeni bir Horasanlı erenler ve Bacıyan-ı Rum neslinin ortaya çıkması ve bu büyük misyona maddi manevi bütün gücü ile sarılması ve bu kutsi hedefe “Kızıl Elma” coşkusu ile koşması gerekmektedir. Aksi halde bunun faturası çilekeş Anadolu insanına çok ağıra mâl olacaktır.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP