Efendimiz’in (s.a.v.) Kapısını Çalmak

Efendimiz’in (s.a.v.) Kapısını Çalmak

ABONE OL
Temmuz 28, 2026 14:01
Efendimiz’in (s.a.v.) Kapısını Çalmak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Peygamber şehri Medine’deyiz… Mekke’den sonra Medine’ye geldiğimizde, herkes gibi biz de iki şehir arasındaki o derin farkı hemen hissediyoruz. Mekke birçok açıdan biraz serttir; Hz. Ömer tabiatlıdır. Medine ise halim-selim bir yapıya sahiptir; yani Hz. Ebubekir tabiatlıdır. Bunun için Mekke’de Allah’ın Celal sıfatlarının, Medine’de ise Cemal sıfatlarının tezahürlerini görüyoruz.

Mekke’den Medine’ye: Hicret Yolculuğu

Mekke’den otobüslerle yola çıktığımızda Kâbe’den, yani Hz. İbrahim’in şehrinden ayrılmanın hüznü sarıyor bedenlerimizi. Son bir kez otobüsün içerisinden bile olsa Kâbe’nin —bazı kere matem, bazı kere izzet ve şeref timsali olan— o siyah örtülere bürünmüş haline selam veriyoruz:

“Senden ayrılıyoruz ama senin de çok sevdiğin Efendiler Efendisine gidiyoruz…”

Dedikçe, sanki Kâbe’nin “Benden selam söyle o Resul-i Kibriya’ya” sözünü işitir gibi sarsılıyoruz.

Şimdi hicreti yaşama adına Mekke’den Medine’ye doğru yol alıyoruz. Otobüste Allah Resulü’nün (s.a.v.) hayatında çok önemli bir dönüm noktası olan hicreti anlamaya; ondaki stratejiyi, ölçüyü, teslimiyet ve tedbir dengesini kavramaya çalışıyoruz. Hz. Ömer’in (r.a.) onlarca teklif arasından neden hicreti esas alarak takvim başlangıcı olarak seçtiğinin hikmetlerinin izini sürüyoruz.

Medine’ye yaklaştıkça sabırlar zorlanıyor, heyecanlar artıyor; salat ve selamlar gözyaşlarına karışarak daha biz varmadan Yeşil Kubbe’nin (Kubbe-i Hadra) sahibine ulaşmaya başlıyordu.

Eyüp Sultan’ın Selamı ve Mescid-i Nebevi

Şimdi adım adım, içinde binlerce hatıranın olduğu, yeryüzünün Kâbe’den sonra en kutsal mabetlerinden biri olan Mescid-i Nebevi’ye yaklaşıyoruz. Âlemlerin Sultanı’nın huzuruna çıkmadan üzerimizdeki bir selamı sahibine ulaştırmak istiyoruz.

Yeşil Kubbe’nin tam karşısına geçiyor, oraya yaklaşık 20–30 adım kala duruyoruz. Herkesin sıradan bir mermer parçası zannedip üzerine basıp yürüdüğü bir mekânda duruyor ve fısıldıyoruz:

“Ey güzel mekân! Sana İstanbul’un selamını getirdim.”

Burası Ebu Eyyûb el-Ensari’nin (r.a.) Yemenli Hanif Ebu Kerb’den nesiller öncesinde devraldığı ev; yani Efendimiz’i (s.a.v.) 6–7 ay misafir olarak ağırlayan hanenin yeridir.

       [ İSTANBUL / EBU EYYÛB EL-ENSARİ ]
                       │  (Selam ve Vefa)
                       ▼
      [ Müşerref Mekân: Ebû Eyyûb'un Evi ]
                       │
                       ▼
         [ MESCİD-İ NEBEVİ / YEŞİL KUBBE ]

Ebu Eyyûb el-Ensari’nin selamını iletip oranın da selamını alarak Yeşil Kubbe’ye doğru adım adım ilerlemeye başlıyoruz. Ne müthiş bir ruh hali! Ayaklarımız yerden kesilmiş, sanki yürüyen biz değilmişiz gibi o rahmet ve merhamet abidesinin kapısını çalmaya gidiyoruz.

“O Kapıyı Çalan Eli Boş Dönmez”

O Zat-ı Muhterem’in kapısına doğru yürürken birden aklımıza Kaside-i Bürde’nin Türkçe terennüm edilen bir kıtası geliyor:

$$\begin{aligned} &\text{Gün olur bir olay gelirse başa,} \\ &\text{Kesip ümidi düşme telaşa…} \\ &\text{Kereminden mahrum eder mi haşa,} \\ &\text{Resul’ün yaktığı meşale sönmez;} \\ &\mathbf{O\ kapıyı\ çalan\ eli\ boş\ dönmez..} \end{aligned}$$

O kapıyı çalan eli boş dönmez umudu ile “Es-selâmu aleyke Ya Resulallah” deyip selam çaktığımızda, O yüce ruhu ne kadar incittiğimiz aklımıza geliyor. Yüzlerimiz kızarıyor, kelimeler boğazımızda düğümleniyor. Keşke sana bir buçuk milyarlık ümmetinden daha güzel haberler getirebilseydik diye içerliyoruz.

Engin Şefkat ve Bağışlama İklimi

Bu mahcubiyete rağmen Efendimiz’in (s.a.v.) o engin ve bitimsiz şefkatini hatırlıyoruz. O’nun (s.a.v.):

  • 13 yıl Mekke’de kendisine yapılmadık eziyeti bırakmayan insanları affedişini,

  • Mübarek başından aşağı deve işkembeleri bırakanları bile bağışlamasını,

  • Yürüdüğü yollara dikenler serpenleri bile bağrına basışını,

  • Taif’te neyi ne adına taşladığını bilmeyen çocuklara dahi dua edişini,

  • Uhud’da kırılan dişine, yanaklarına batan miğfer halkalarına aldırmadan: “Allah’ım onlar beni bilmiyorlar; bilselerdi yapmazlardı” diye yalvarışını,

  • Hz. Âişe (r.a.) validemize İfk hadisesinde iftira atanları bile kınamayışını,

  • Hz. Vahşi’yi, Hâtıb b. Ebi Belta’yı ve daha nicelerini işledikleri cürümlere rağmen kucaklayışını hatırlıyoruz…

“Bunların selamını alan herhalde benim de selamımı alır” diyerek ümitle yanıp tutuşuyoruz.

Havf ve Reca Arasında: Dostların Huzurunda

Havf ve Reca (Korku ve Ümit) arasında gidip gelen ruh halimizle, birer selam da Efendimiz’in sağının adamı Hz. Ebubekir ile solunun adamı Hz. Ömer’e veriyoruz.

“Kişi sevdiği ile beraberdir” nebevi müjdesini bizzat gördüğümüz bu tabloda, Efendimiz’in güzel talebesi Enes b. Mâlik’in (r.a.) şu sözü yüreklerimize su serpiyor:

“Efendimiz’den duyduğumuz ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir’ sözüne sevindiğimiz kadar başka hiçbir şeye sevinmiyorduk. Çünkü bu söz bizim için adeta bir düğün, bir bayramdı. Bu sözü her duyuşumuzda diyorduk ki: Bizler Hz. Peygamber’i, Hz. Ebubekir’i ve Hz. Ömer’i çok seviyoruz. Her ne kadar amellerimiz onlarınki kadar olmasa bile, sevgimizin hatırına ahirette onlarla birlikte olmayı ümit ediyoruz.”

O günün insanının dünyasını bayrama çeviren bu nebevi muştu, bizlerin de kararmış dünyasını aydınlatıyor, ümitlerini yeşertiyor. Ve Âlemlerin Sultanı’nın huzurundan şu içli dua ile ayrılıyoruz:

“Ya Resulullah! Ellerimizden tut ki seni memnun edecek, Rabbimizi hoşnut edecek bir hayatın sahipleri olabilelim…”

  • Yazar: Muhammed Emin Yıldırım

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.