İslam dininde ibadetlerin ve kulluk bilincinin en üstün mertebelerinden biri, Yüce Allah’ı her an anmak, O’nu dilden ve gönülden düşürmemektir. Hz. Âişe (r.anha) validemizin naklettiği bir hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bu konudaki hassasiyetini ve hayat ölçüsünü açıkça ortaya koymaktadır.
Hz. Âişe (r.anha) şöyle buyurmuştur:
“Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah Teâlâ’yı her hâlinde zikrederdi.”
(Müslim, Tıb 34; Tirmizî, Daavât 9; Ebû Dâvûd, Tahâret 9; İbn Mâce, Tahâret 11)
Kulların en üstünü olan Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.); yürürken, otururken, yatarken, bineğinin üzerinde seyahat ederken, abdestli veya abdestsiz her durumda Allah’ı anardı.
Hadis külliyatında yer alan pek çok dua ve zikir lafzı, Efendimiz’in (s.a.v.) günlük hayatın her anını ibadete dönüştürdüğünü gösterir. Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hakk’ı çokça zikretmeyi emreden ayetler de insanın kalben ve fiilen Allah ile olan bağını koparmamasını hedeflemektedir.
Müslüman her an ve her durumda Allah’ı zikredebilir; ancak bazı özel durumlara dair fıkhi ölçüler mevcuttur:
Kalben Zikir: İnsanın içinde bulunduğu durum ne olursa olsun kalbiyle Allah’ı zikretmesine hiçbir engel yoktur.
Cünüp ve Hayız Halinde Zikir: İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna (cumhur) göre cünüp veya hayızlı kimselerin Kur’an-ı Kerim okuması caiz değildir. Ancak bu durumdaki kişilerin içlerinden okumaları, dua ve zikir niyetiyle “Besmele” çekmeleri veya “Elhamdülillah” demelerinde bir sakınca görülmemiştir.
Eğitim Durumu: Âdet gören bir kadın öğretmenin veya öğrencinin ayetleri kesik kesik, yani kelime kelime okutup öğrenmesi caiz kabul edilmiştir.
Mekruh Olan Haller: Def-i hacet (abdest bozma) esnasında ve cinsel temas anında dille Allah’ı zikretmek doğru bulunmamış (mekruh sayılmış), bu anlarda zikrin kalben yapılması tavsiye edilmiştir.
Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) rehber edinen her Müslüman, imkan dahilindeki her anında dilini ve kalbini zikirle ziynetlendirmeye gayret etmelidir.